- Kategori
- Ekonomi - Finans
Shanghai AB ye alternatif olur mu? Dr. Ali Topçubaşı

Sayın Cumhurbaşkanı tarafından sık sık gündeme getirilen Shanghai iş birliği teşkilatı, gerçekten bir alternatif olarak AB'nin ve Nato ‘nun yerine konabilir mi? Her ne kadar Rusya cephesinden giriş için olumlu sinyaller alınsa da, AB’ ye alternatif olmayacağını da belirtmekten kaçınmadıkları anlaşılmaktadır. Bu teşkilat üyelerinin demokratik yapıda olmaması, totaliter olması alınacak üyelerde bu yönde bir kıstas aranmayacağını göstermektedir.
Çin halk cumhuriyetinin en büyük eyaleti olan Shanghai’da 1996 yılında temelleri atılan bu birliğin kuruluş amacı, daha çok Rusya ve Çin arasındaki sınır güvenliğini sağlamak olmakla birlikte, üye ülkelerinin ekonomik aktivitelerini de hızlandırmak olmaktadır. Ayrıca, dağılan Sovyetler birliğinin yerine kurulan Rusya’ya karşı ABD’nin orta Asya da etkinliğin sınırlandırılmasını da amaçlamaktadır. 1996 yılında Özbekistan’ında katılımıyla Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan oluşan bu topluluğun nüfusu 1 milyar 591 milyon ulaşmıştır.
Bu teşkilatın nüfusu AB’nin yaklaşık 3 katı olmasına karşın, toplam milli gelirleri AB’ nin yaklaşık yüzde 75’ini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Yani, 1 milyar 591 milyonluk bu dev nüfus da toplam milli gelir 12 trilyon 857 milyar dolar ederken, 580 milyonluk AB’de toplam milli gelir 17 trilyona ulaşmaktadır. Çin hariç bu topluluğun nüfusu 200 milyona inerken, toplam gelirlerinin de 1 trilyon 466 milyara indiğini görmekteyiz. Yani, Çin hariç diğer 5 ülkenin toplam milli gelirinin ülkemizin milli gelirinin ancak 2 katını oluşturduğunu anlamaktayız. Ayrıca, Üye ülkelerden Kazakistan, Kırgizistan, Tacikistan ve Özbekistan'ın toplam nüfusları ülkemize yaklaşık yakın iken, toplam milli gelirleri ülkemizin dörtte birinden az olması, topluluğun ne kadar zayıf kaldığını göstermektedir.
2015 yılı itibariyle ülkemizin Çin’e ihracatı ancak 2 milyar 415 milyon dolar olurken, İthalatımızın ise 24 milyar 864 milyon dolara ulaştığını görmekteyiz. Yani, Çin’e sattığımızın 10 katı kadar mal aldığımızı göstermektedir. Rusya ile dış ticaretimizin de yaklaşık aynı düzeyde seyrettiğini görmekteyiz. 2015 yılı itibariyle bu ülkeye ancak 3.6 milyar dolarlık mal satarken, 20,4 milyar dolarlık ithalat yaptığımız anlaşılmaktadır.
AB'ye 2015 yılında yaklaşık 70 milyar dolar ihracatımız gerçekleşirken, Shanghai bölgesine yaptığımız ihracat toplamının 7 milyar doları bile bulmaması, bu topluluğun ekonomik yönden bile en ufak katkıda bulunamayacağını göstermektedir. AB'nin her alanda mukayese edilemeyecek düzeyde teknoloji üstünlüğü olması ve Dünyadaki algımızın yükselmesinde yaptığı büyük katkıyı unutmamız gerekmektedir. Yatırımcılar bize gelirken, AB'nin ekonomik yapısının temeli olan gümrük birliğini gerçekleştirmiş ülke olarak görmekte ve toplulukta temel standart olan laik yapının olması, demokratik standartları, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve basın özgürlüğünün güvencede olduğunu düşünmektedir. Nitekim, AB ile 2005 yılında müzakere takviminin başlaması ile beraber, ülkemize gelen yıllık yatırım miktarının 10 kata yakın artışa geçtiğini görmekteyiz. Ne zaman ki hukukun üstünlüğünden uzaklaşıp ergenekon, balyoz gibi hayali kumpaslara yönelerek her şeyi ayaklar altına aldık, karşılığında gelirimiz 2008 yılının bile yüzde 25 altına inerken, Afganistan, Suriye, Irak gibi patlayan bombalarla yüz yüze geldik.
Yönetenlerin ülkeyi maceradan maceraya sürükleyecek Shanghai gibi arayışlardan sıyrılıp, demokratik standartları en üst seviyeye çıkarmanın uğraşısına girmesi, hem kendileri için, hem de geleceğimiz için tek geçerli yol olduğu unutulmamalıdır.