​ Shyamalan / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '11

 
Kategori
Sinema
 

Shyamalan

Dün akşam, uzun zaman öncesinde "seni mutlaka izleyeceğim" deyip de kendisini izleyemediğim bir filmi kucağımda buluverdim. Filmin adı "unbreakable", türkçesi "ölümsüz". "unbreakable" kelimesinin türkçe karşılığı "ölümsüz" değil tabii. Şaşırmamak lazım. Bu sıkıntı çok tekrarlanır... Film isimlerini birebir çevirsek sıkıntılar biter mi acaba? 

Film pat diye kucağıma düşünce, ben de başladım oturup izlemeye. Akşamları kaliteli olduğunu zannettiğin filmleri izlemek keyifli oluyor. 

Aaa! O da ne? Bruce willis! Hemen filmin başında ve trende. Küçük bir çocukla göz göze sonra genç bir bayana kur yapıyor. Yapmadan önce yüzüğünü cebine koyuyor. Tren kaza yapıyor herkes ölüyor, Bruce willis hariç. Bruce galiba hiç ölmüyormuş. Bir de bunun gene tam tersi bir adam var. O da çok kolay kırılan bir adam. Çok kırılgan. Karşılaşıyorlar günün birinde o diyor ki "bak sen ölümsüzsün", bu da diyor ki "hadi canım". Film de ağır bir tempoda gidiyor bu arada. Yönetmenin hiiç umrunda değil. "Ya hocam böyle mistik bir konu varken azıcık aksiyon katsanız ? Bu arada ben mistik mi dedim?" dedim. "Salla koçum yaya yaya işliyoruz konuyu" diyor bana. Sonra filmin sonlarına beni pek tatmin etmeyen bir aksiyon gördüm. Finalde de kırılgan zenci ile bizim kırılmaz bruce bir tartışmaya girdiler. Heralde can alıcı noktası orasıydı filmin... Ha tamam şimdi anladım flaşbacklerde gösteriyordu; gösteriyordu ki tüm kazaları bu bizim kırılgan adam yapmış. 

Evde çocuk varken sakin kafayla izleyemiyorsun tv yi. Zaten reklam araları ayrı bir şekilde bayıltıyor insanı. 

Neyse film bitince siyah ekranda " A film by N. SHYAMALAN" yazdı. "Aaa" dedim içimden. Allah cızırtını vermesin, sen miydin? Ben de diyorum acaba bu film kimin? Sen söylesene benim film diye. Ona göre izlerim ben de. Ya nasıl güldüm kendi kendime bir bilsen nasıl güldüm. Sürpriz gibi oldu resmen. Bakıyorum bakıyorum anlam veremiyorum bu kadar "gereksiz statik(donuk) sahne" neden çok miktarda diye. Ne saçma dedim içimden. Ama bir bilsem "a film by shyamalan" olduğunu, o zaman konuşurmuydum böyle. Hayır. Habersizden olur mu böyle Night Shyamalan? Seni gidi seni. Sürprizci seni. 

Şimdi, ben bu ismi nerden biliyorum? Nerden? "Altıncı His" adlı filmden. Bu adam o filmin yönetmeniydi. Bir de "The Happening" filminin yönetmeniydi. İsmen bilmişliğim vardır. Ne yüzünü görmüşüm daha önce ne hakkında bilgi sahibi olmuşum. Bir tek ismini biliyorum. Arkadaşım da öyle. Benim çok yakın bir aile dostum. Filmden sonra dedim ki "ya bu adam kesin hint aslııdır" "nerden anladın?" dedi. "Ya bir kere ismi hint isimlerine benziyor 'dalaylama' 'himalaya' vs gibi" dedim. Güldü ve "ya olur mu öyle saçmalık sırf bir isimden milliyet tahmnininde mi bulunulur?" "Yok sadece isim de değil, mesela; bunun filmleri korku filmi ama hep böyle bir mistizm var, hep böyle bir esrarengizlik, ölüm yaşam karışımı. Bir de filmleri ne kadar aksiyonlu olursa olsun mutlaka budist bir rahipin hoşuna gidebilecek bir donuklukla, durgunlukla yapılmış gibi. Yani gereksiz büyük boşluklar var filmlerinde sanki 'nirvana' gibi dedim. "Bu adam olsa olsa ancak bir hintli olur." dedim. "Ya git Allah aşkına harbiden laf olsun diye konuşuyorsun" dedi. 

"Bence öyle" 

"İddiaya giralim mi?" 

"Kumar gibi olacak ama tamam nesine?" 

"Bir yarım döner bir ayranına"dedi. Döneri sever kendisi, ben de tabii. 

"Tamam ulan!" 

"Tamam be" 

"Açalım bakalım google'ı" 

"Aç bakalım" 

Oradaki küçük boşluğa yazdım "ey google, ey googleeee!! Şu; "shyamalan" dedikleri kimdir, neyin nesidir söyle bana!" "Ama dur önce "görseller" seçeneğini de tıklayayım senin" dedim. 

"O da emredersin sahip" dedi. Bir dudağı yerde bir dudağı gökteydi, ama kendi bembeyazdı! Vallahi bembeyaz! Siz de bakın inanmazsanız. 

Neyse bu dedi ki;" bulmak 0, 0013 salisemi alacak, sizi biraz bekleteceğim" dedi. "Mahzuru yok" dedim. Benim arkadaş sırıtıyordu, ellerini felan ovuşturuyordu. Önemli anlarda böyle tuhaf harketler yapar. 

Google bir getirdi resimleri pir getirdi. Karşımızda esmer ve "ben hint asıllıyım" diye bağıran adamın resimleri. Bizimkinin yüzü bir kızardı, sonra bundan da esmer oldu.Başladı çırpınmaya "ya bakalım okuyalım nereliymiş". Hemen açtım, okudu.Hint asıllı amerikalıymış. Dedim ki "Ben bir şeyi bilirim deyince benle iddialaşma" ardından güldüm tabii. "Gülmek hakkındır" dedi. "Neyse benden tıkınacaksın bi daha ki sefere". 

"Helal etmezsen yemem" 

"Helal olsun, ayıp ettin." "Ya kayhan, harbiden bu adamın filmleri bir ilginç. Konuları dikkat çekici, güzel, merak uyandırıcı ama dediğin gibi bir uyuzluk aldı başını gidiyor bunun filmlerinde?" dedi. 

"Dostum bu adam Altıncı his ile başarıyı yakaladıktan sonra anlaşılan hiç kendini aşamamış. O felsefik bir konuyu hikaye etmekte çok usta ama sinemaya aktarmada çok zayıf. Biz felsefe öğrencisi değiliz, izleyiciyiz. Azıcık dinamizm bizim de hakkımız." 

"Doğru diyorsun" 

"Bir de klişeler çok. Benim bildiğim her filminde bunlar tekrarlanıyor. Öncelikle bu adamda bir "yüzük" takıntısı var. altıncı his, happening, unbreakable da var yüzük. Sonra illa ki hikayenin tam ortasında mı desem bir "ilişkileri kötü veya kötüye giden çift" hikayesi mutlaka var, olmazsa olmaz yani" 

"Öyle mi hepsinde acaba ?" 

"E aç bak filmlerini. E sonra mutlaka finalde bir sır açığa çıkıyor her filmde" 

"E o kadar olacak dostum. Normal değil mi? Finalin anlamı ne o zaman" 

"Ya onu demiyorum. Aldatmalar felan, sadakat sorgulamalar felan her filminde var. Mesela başka birşey ve de en önemlisi; bu adamın filmlerinde sıradan bir adam mutlaka mistik olaylar zincirini barındıran bir maceraya girer ve bu macera boyunca sürekli var oluşunu sorgular, durur. 'Var mıyım, yok muyum? Neden böyle oluyor? Ben nerdeyim?" gibi sorular başroldeki adamın tüm ifadelerinde kendini bulur. Standarttır bu. Ha bir de en sonunda aşkın gücüyle hem ilişki kurtulur hem de işler yoluna girer. Bir film böyle biter. Sonra da yazar 'a film by night shyamalan'. Kapiş?" 

"Kayhan, pazartesi öğlen hatırlatırsın, ben unutuyorum biliyorsun unutkanlık var bende. Bizim yere gideriz gene?" 

"Ya ora da iyice artık bozdu. Azıcık koyuyolar eti. Neyse bakarız bize dönerci mi yok? Ha bir de şey;.." 

"Evet?" 

"Bruce Willis dünyanın en tembel insanlarındanmış, gazetede okumuştum." 

"Allah Allah? Ölçmüşler mi?" 

"Ya şey haberiydi; UZUN YAŞAMIN SIRRI diye magazinsel bir haberdi. O rda diyordu ki kaplumbağa gibi az hareket etmek ömrü uzatırmış falan diyordu. Hah tam işte orda bRuce tan bahsediyordu. Onu örnek veriyordu. Dünyanın en tembel insanlarından olan Bruce Willis..." 

"Abi, bazen saçmalıyorsun ya... bak bu sefer harbiden saçmaladın" 

"Gazete yazmış dostum. Yazdığını söylüyorum." 

"Gazetelere kaldıysak biz çoktan öldük kayhanım." 

"..." 

"Ama şu da doğru ki Bruce willis, bu yönetmenin filmlerine cuk oturuyor! Neyse ben ufak ufak kalkayım artık?" 

"Ya otur ya. Gidersin ne acelen var?" 

"Ya kalkim de, falan da fişman da ev deki kızar da vs vs" 

"Ha tamam o zaman dolmuş bulabilecen mi falan fıstık yoksa taksi çağıralım vs vs ?" 

"Ya yok daha geç değil vs vs" 

"İyi selam söylersin vs vs" 

"Aleyküm selam vs vs ya apartmanın ışığı da bilmem ne..." 

"Bozuk heralde vs vs ışık tutayım vs vs" 

"Allahıosmarldık vs vs" 

"haydin kal sağlıcakla" 

- 

a story by Kayhan YILDIZ 

 
Toplam blog
: 36
: 1054
Kayıt tarihi
: 26.08.10
 
 

1983 Ankara doğumlu olan yazar, evli ve bir çocuk babasıdır. ..