- Kategori
- Güncel
ŞİDDETİN İPUÇLARI-2
Erkek ve kadının farklı fizyolojik özellikleri var. Bu yaşadığımız yüzyıl her ikisinin de kapasitesini geçmiş yüzyıllara nazaran oldukça geliştirse de çağımız kadının cinsel devrim yaşadığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Özellikle her toplumda erkeğin rolü zaman içinde azalmakla kalmıyor, kadınların yaşadığı devrimin çok gerisinde kalıyor.
Kadın hemen her toplumda tüketimin ana motoru olmak, doğurganlığın sembolü aynı zamanda üretimde erkeklerle yarışırken yaşadığı cinsel devrim de elbette erkeklerce göz ardı edilemeyen gerçeklerden biri. Burada ne demek istiyorum? Gün boyu her ikisinin de çalışıyor olması zamanla cinsel çekimi azaltırken, özellikle servet kazanma peşinde koşan erkek pekâlâ biliyor ki maddi imkânları dar ve hayat şartları zor ise evlilik yapabilmesinin zorluğunun farkındalar.
Hayat bir şekilde namus, kurallar, örf ve adetler hatta dinle insana iyi insan olmayı tavsiye eder hatta dayatırken, bu kuralların etrafından dolaşmasını ve zengin olmayı bir şekilde başaran uyanıklar hemen her toplumda ünlülerle birlikte, ünlülerin yanı başında güç merkezlerinin çevresinde olmaları onları sıradan insanlarla aynı kurallara tabi olma şartlarından muaf yapıyor; vergileri affediliyor, ruhsat şartları onlara işlemiyor, sıradan insana göre onlara farklı bir hukuk kuralları uygulandığı hissi oluşuyor.
Hemen her açıdan kadın ve erkeğin fizyolojisi farklıdır. Son yılların gıdaları ve yiyeceklerdeki kimyasalların hormon değişiklikleri doğurganlıkların zorunlu olarak azalması endüstriyel olarak gelişmiş ülkelerde bir sorundur. Doğurganlığın azalması, sanayileşmiş ülkeleri, toplumları dahi kara kara düşündürürken, fakir ülkelerin karşı karşıya kaldıkları başta gıda olmak üzere kimyasal riskler erkeklerin karşı karşıya kaldıkları sorunlar, eskiye nazaran artan riskler, gelişmemiş ülkelerin gelişmiş ülkelerin kimyasal çöplüğü olması, bu çöplük olması durumunu bizzat kendi ülkesini yönetenlerin işbirliği ile yağmalanan zenginlikler az gelişmiş ülke halklarına tüketim konusunda tüm kapıları ardına kadar açıp gösterirken, gördüğüne sahip olamayan fakir ülke vatandaşlarının çoğunluğunu daha da mutsuz ediyor. Cinayet, kadın cinayetleri Avrupa ve Amerika gibi tüm dünyanın yüzyıllarca kanını emen ülkelerde dahi yıllık yüzde on artış kaydediyor, bu bir anlamda az gelişmiş ülkelere örnek oluyorsa ülkesi batılı güçler tarafından yerli işbirlikçilerle sömürülen ve fakir bırakılan ülkelerde insanların, altta kalanların durumunu siz düşünün.
Talep çağında süreklilik arz eden talep, insanları hiçbir çağda olmadığı kadar kimyasallara bağımlı kıldı. Eskiden adlarını duymadığımız zehirler Anadolu’da bile en ücra kasabalarda şeker satılır gibi satılır hale geldiyse yaratılan suni arz talebin insanı ne hale soktuğunu varın siz düşünün. Birçok olayda erkeklerin pilinin ekonomik güçleriyle orantılı olarak bittiğini düşünmek pek de sürpriz değil. Şiddeti tetikleyen yetersizlik duygusu da özgüven bittiğinde bir anda füze gibi yukarılara tırmanmaya başlıyor. Sadece kadın bu süreçte her toplumda kısmen zayıf olması nedeniyle bu ortamda daha fazla etkilenmiyor, zayıf olan herkes bu işten nasibini alıyor. Altta kalanın canı çıkıyor. Şiddet artarak devam ediyor, Türkiye için ne yazık ki bugünler daha iyi günler. Siz bu yazıyı okurken muhtemelen birkaç tane daha kadın şiddete uğramış, ölmüş olabilir ama siz ancak haberciler haber yapmaya değer görürlerse duyacaksınız.
***
Şiddetin sadece fiziksel olduğu zannedilerek büyük bir hata yapılmakla kalınmıyor, şiddetin son aşaması adli vaka olarak değerlendirilerek sanki sadece kadın ölümleri önlenirse ki onun da gerçekten önlenmek istendiğinden emin değilim şiddet önlenecek bitecek zannediliyor.
Bir resim dolaşıyor sosyal medyada, savaş kurbanı bir ailenin aç kalmış bir sabisi annesine bakıyor. Gerçekten öyle diyor mu bilmiyorum ama dese de demese de fark etmez; gerçeği olanca çıplaklığıyla haykırıyor. Anne Cennette yiyecek varsa, hemen ölsek olmaz mı? Belki karnımız doyar!
Şehirlerde ekonomik krizler yaşayan nice evlerde ekonomik krizler yaşanıyor. Bugün dünyanın en medeni ülkelerine gidip bakabilirsiniz kışın ayazında binlerce yüz binlerce insan sokaklarda yaşıyor. Macaristan’da akşam saat on, on birde metrolar yatakhaneye dönüyor, İsveç’in başkenti Stockholm’de durum pek farklı değil, Fransa yine aynı şekilde. Birçok şehirde bırakın gece sokağa çıkmayı, bazı sokaklar var ki o sokaklara gündüz gözüyle polis bile giremiyor, girmiyor…
Nasıl olacak? Nasıl bir güç şiddeti bitirecek? Şiddetin sebebi olan güç, şiddeti bitirir mi? Bitirecekse neden şiddeti, binlerce yıldır kullanıyor. Çocuklar arasından yaşanan şiddetten yetişkinler arasında yaşanan şiddete kadar toplumların hemen her kesiminde şiddet genel bir kültür medeniyet normu haline gelmiş ki ancak bir kadın, o da ünlü ve haber değeri varsa haber oluyor. Oluyor da ne oluyor? Hiç şiddet daha da fazla artıyor o kadar…
Genç oldunuz hatta bir zamanlar çocuktuk. Hepimiz bir şekilde yaşadığımız yerlerde şiddetin mağduru olduk, olmaya da devam ediyoruz. Sokakta yürürken, trafikte araba kullanırken, yolda yürürken, bir alışveriş sırasında, hatta kamu kurumlarında bile zamanında bir kapı görevlisi bizi nasıl aşağılayarak sıraya soktu, unuttuk mu? İnsanın olduğu her yerde kesintisiz devam eden bir şey varsa o da şiddet. Aynı şekilde kesintisiz artmaya devam eden bir şey varsa o da aynı şekilde daha fazla şiddet…
*
Normalde anne kavramı, Türk toplumunda Arap adetlerini kendi adetleri olarak tanımdan önce elbette ayrıcalıklı bir yerdeydi. Aynı şekilde Batı Kültürü Türk kültürü sanılmadan önce de kadın kavramı, aile kavramı kutsallığını koruyordu. Aslında halen de birçok yerde öyledir. Türklerde kadın o kadar değerlidir ki özellikle anne, çocukları üzerinde aile üzerinde ciddi bir otoritesi vardır. Bu otoritesini kurarken kaba kuvvetle değil, diliyle çoğu zaman da diplomatik yaklaşımıyla bunu becerir. Özellikle erkek çocukları üzerinde otoritesi tartışılamaz. Öte yandan başka bir söz de vardır ki bizde pek meşhurdur: “Kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al” derler. Demezler mi?
Anne o kadar acıtan bir duygudur ki çoğu erkeğin zayıf noktalarından biri olduğundan olsa gerek küfrederken insanı katil edecek küfürlerin başında anneye yapılan küfür en başta gelir ki bizim toplumda ne hikmetse en çok da ona küfredilir. Annesiyle anılır, annesi sorulur. Anneyle her şekilde anılan insanımız ne hikmetse sadece babasının soyadını alır, alırdı demek daha doğru olacak zira şimdilerde annenin de soyadı alınabiliyor.
Buradan da anlıyoruz ki anne Türk’ün en kutsallarından biri olmasına rağmen nasıl oluyorsa bir şekilde en fazla şiddete maruz kalan aile üyesi olabiliyor. İslam kültürü her ne kadar Cennet annelerin ayakları altındadır dese de, diğer dinlere karşın İslamiyet’in köleliğe cariyeliğe karşı bir duruşu olsa da tamamen toplumdan kaldırıp atamadığını ve daha sonra bir şekilde kurumsallaştırdığını görüyoruz. Bunu birçok İslami klasikte görmek mümkün kadından bir evin eşyası gibi bahsediyor ve hatta zenginlerin birbirlerine hediye ettiği bir eşya, at veya bir mücevher gibi sıfatlarla adlandırılırken Batı’da 21. yüzyılın başına kadar kadınlar cadı idiler. Diri diri yakılmaları da müstahak idi.