- Kategori
- Sinema
Şiir kokulu dostluk/Kelebeğin rüyası

Dostluğun En Güzel Anlatımı
Unutulan şairlerimizin anısına, etkileyici bir armağan olmuş bu yapıt. Garip bir tat bırakıyor bu film, iki şairimizin, dünyanın çirkinlileri tarafından tokat yemesini ve şiiri beslemesini anlatıyor bu hikâye benim için. Bu çirkinlikler içinde boğulan şairlerimizin unutulmaması gerektiğini, nasıl zor şartlarda yaşadıklarını anlatıyor bize. Zonguldak’ta bulunmuş iseniz, nasıl gurur duyulduğunu hissedersiniz bu insanlarla. Beni huzura götüren, mutluluk veren bir tren macerasıydı bu film. Memleketimin yeşilinin, ayaklarımı okşamasını özledim, nemli havasının deniz kokusuyla birleşip burnumu gıdıklamasını hissettim, beni hep takip eden yağmur bulutunun verdiği güveni aradım ama en çok keskin ıslak kayalar ile taze yosunlar arasındaki aşkı dinledim kulağıma fısıldayan meltemden. Denizi siyah renge boyayan bir fırça vardı kıyıda. Sulu boya gibi yayılıyordu sahilin her bir köşesine. Siyah benim için iyiliğin rengiydi.
Bir çocukluk arkadaşımın babasının kulağı ve ensesi hep siyaha boyalı olurdu, bu beni meraklandırırdı. Ona bunu sormaktan korkmuştum hep. Küçüklüğümün bir parçası olan siyah kulaklı amcalarım, tanıdığım en iyi insanlardı. Şimdi daha iyi anlıyorum, kömür sadece bir araçmış, dünyadaki kötülükleri ve iyilikleri birbirinden ayıran. Rengini bulaştırabildiği şeyler iyi şeylermiş bu şehirde, tabiatın ağır bir armağanı. Bu karaelmas şehrinde, iyi insanları bulmak bu yüzden hep kolay olmuş. İyilikleri ise şiir anlatmış, şairler uykuya daldığında.
Kömürün ayırdığı saf iyiliği anlatan yegâne araç ise şiirdir. Soğukları sıcak yapan, ruhları birbirine bağlayan, karşılıksız sevgiyi doğuran ve kalbin beyinle dans etmesini sağlayandır şiir. Bu filmde ise şiir dostluktur, kırılmayan daktilo gibi mükemmel bir dostluk. Rüştü ve Muzaffer’in sımsıkı arkadaşlığı, tam da bir şair arkadaşlığıydı. Aynı kıza âşık olmaları onlar için önemli değildi, şiirdi onların âşık oldukları. Çünkü şiir bir iletişim aracıdır, aşkı anlatan, güzelleştiren ve büyüten. Şiir kokulu bir film kadar etkileyici ne olabilir?
Şiirin de bir yaratıcısı vardır. Şairler de tanrılar gibi farklı bir dünyadadır, onları keşfe çıkmak için bir bilettir sadece bu film. Şairlerimizin ne kadar yaşama ve aşka bağlı olduklarını ve bunların aslının şiir yazmak olduğunu sonsuz bir zevki tattırarak gösteriyor. Ne hastalığın ne de aşk acısının, şiir yazmaya engel olamayacağı, tam aksine şiir yazmaya bahane olduğunu öğütlüyor. Şair olmak bu yüzden kolay bir şey değildir. Acılara göğüs gerip, kalemi kâğıda sürtebilmektir, ne kadar kötü olursa olsun, her şeyin iyi tarafını görüp, paylaşmaktır. Farklı düşünmek ve yorumlamaktır dünyayı. Bu yüzden Şair farklı ve nefis bir dünyadır. Uyumak için yatıp akla gelen güzel şeylerin, not almak için değeceğini, yoksa sabah kalkınca o güzel şeylerin kaybolup gideceğini yüzümüze tokat gibi vurmasıdır bu film. Benim bundan etkilenmemi sağlayan şey ise, kadının şiirle not alınması gerektiğidir, güzelliğini kaybetmemesi için.
Keşke dedirtti bana, önceden tanışsaydım bu şairlerle. Her gün ilkokula giderken, Rüştü’nün büstüne bakardım. O yaşta, tek fark edebildiğim şey ise Atatürk’ün büstüne benzemeyişiydi. O büstün içinde bir dünya saklıymış, çocukken yanından geçerken bana sıcaklık vereceğini, bana ışık saçacağını hiç düşünmemiştim. Şimdi gurur duyarak önünden geçiyorum, sana selam veriyorum. Seninle sohbet etmeyi çok isterdim, aşkın, dudaklarından dökülüşüne şahit olmak isterdim. Bana aşkı ve hayatı bir daha öğrettin, onları elime bir malzeme olarak verdin. Bunları kullanıp, aklımın tuvalinde harmanlayıp, geleceğime ekeceğim. Tarihe gömülmüş, unutulmaya yüz tutmuş bir şair olmayacaksın hiçbir zaman. Kelebeğin rüyası olmayacaksın, bitmeyecek bir aşk olacaksın, kelebekler bile bahsedecek senden.
YUSUF KAYA