- Kategori
- Güncel
Sinop ve Samsun olaylarının ardındaki gerçekler...

Ülkede barış rüzgârları eserken, gerçek bölücülerin kahraman, gerçek vatanseverlerin bölücü ilan edildiği bir ortamda, at izi ile it izi birbirine karışmışken, birilerinin bir yerleri karıştırma aşkı depreşmiş.
Bu aşkı içlerinde saklı tutanlar, Şemdinli yakınlarında PKK militanları ile kucaklaşanlardan olup, yurdun her kesiminde kucaklanacaklarını sanmışlar…
Hikâye bu ya; evdeki hesap bir türlü çarşıya uymamış…
Bildiğiniz gibi, milletvekillerinden oluşan 4 kişilik BDP’li barış elçisi grup Karadeniz gezisine çıktı.
Amaçları, PKK karşıtlığının etkili olduğu bu bölgede yeni barış sürecini anlatmaktı. Neyi, nasıl anlatacaklarsa!
Kardeşlik bağlarını güçlendirmeyi ve ortamı yumuşatmayı istediklerini söylüyorlardı. Ancak; kardeşlik, barış ortamını bozanlar, terör örgütüyle ortak hareket edenler kendileriydi.
Peşinen şunu belirtelim. Bu gezinin zamanlanması tartışılabilir. Ancak hiçbir gerekçe, bu barış elçilerine(!) saldırıyı haklı gösteremez. Hiçbir neden Sinop ve Samsun’daki bu ilkel linç girişimini aklayamaz. Milliyetçilik ayaklar altına alınsa bile! Her ne kadar barış elçilerinin kafatasçı Kürt Milliyetçisi olsalar bile…
Gelelim Karadeniz’e gidenlere; beğenseniz de beğenmezseniz de onlar kendi halklarının seçtiği birer seçilmiş temsilclerdir.
Arkalarında yüz binlerce, ne milleti olduğu tam anlaşılamayan yurttaşının oyları var. Dar milliyetçi bir hezeyanla bu temsilcilere karşı vahşi bir katliam yapmaya kalkışmak, ne vatanseverlik ne de bu ülkenin birliğini savunmak anlamına gelir. Olsa olsa kafatasçıların karşı karşıya gelmesidir!
Eğer bir milliyetçilik yapılacaksa, bu ancak Kürt milliyetçiliği olmalı ve ayaklar altındaki diğer milliyetçiliğin üzerinde tepinilmelidir(!)
Bir avuç provokatörün (Bunlar MHP ve CHP’liler oluyor. Oysa ön safhada yer alanlar AKP’li yerel yöneticiler!) yönlendirmesiyle böyle bir eyleme kalkışmak, bu ülkenin birliğini sağlamaz. Eğer bu ülkede birlik sağlanacaksa, önce barış ve demokrasi istenilmeli!
Böyle bir saldırı, suç olmasının yanı sıra bu toplumu, bu ülkeyi bölmek anlamına gelir. Yapılan bölücülüktür. Tıpkı Türk milleti kavramını yerlerde süründürenlerin yaptığı gibi…
Şimdi bir yurtsever olarak şunları söylemek pekâlâ mümkün! Aynı ülkede yaşadığınız, aynı evi paylaştığınız insanları döverek, öldürerek, yakarak, yıkarak zorla sizinle bir arada tutabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Sivas’ta da aynı yöntem izlenmişti. Ölen 37 can hala yürekleri acıtıyor.
Karadeniz’in insanı merttir, namusludur, doğayla barışık yaşar. Kadınıyla erkeğiyle delikanlıdır ama onun kültüründe kalleşlik, tuzak, linç yoktur. Misafirlerini böyle karşılamaz. Yurdunun bütünlüğünün ve kardeşliğinin faşizan yöntemlerle sağlanmayacağını bilir. Bu nedenle aralarındaki bir avuç ilkel provokatörü safra gibi dışına atmayı bilecektir. Bu arada onları tahrik eden provokatörleri de unutmamak lazım.
Hal böyleyken, bölgeye barış ve demokrasi adına gidenlere de söylenecek birkaç çift söz olmalı değil mi?
Siz kulaktan dolma bilgilerle, önünüze geleni suçlayıp, tekmelerken, tokat attığınız polislerin kullandığı, bir zamanlar taş attığınız zırhlı araçlarla canınızı kurtarırken neler düşündünüz?
Sinop, Samsun, Ordu, Trabzon, arada Giresun bu bölgede hangi kardeşliği, barışı, demokrasiyi tesis etmeye gittiniz? Bu illerden sadece Sinop ve Samsun’a ulaşabilmek, sizde bir yenilgi duygusu yarattı mı?
Sizler en az sizi linç etme girişiminde bulunanlar kadar suçlusunuz. Sizin yaptığınız provokatörlükle, sizi saldıranların yaptığı provokatörlük bence eşit!