​ Sır - 33. Bölüm / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '10

 
Kategori
Öykü
 

Sır - 33. Bölüm

Sır - 33. Bölüm
 

"RESİM:ALINTI""“Ben… Bir karar verdim aslında.”


“Sizin de tadınızı kaçırdık.”diyerek bıraktı enerjisi tükenmiş bedenini sandalyenin üzerine Tuana.


“Elif çenesini tutamadı ki…” diye mırıldandı Harun.


“Bir şey mi dedin sevgilim?”


“Yok, aşkım ne diyeceğim.”


Öyle boş geliyordu ki konuşmalar. Dudaklar kımıl kımıldı. Ağızlar açılıp kapanıyordu. Sesler duvarlara çarpıp keskin birer ok gibi saplanıyordu sol tarafına. Daha fazla kalamayacaktı bu mekanda. Bir an önce kaçıp gitmek hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordu. Ağlayınca boğazına yumru gibi oturan hıçkırıp uçup giderdi belki de. Ama burada olamazdı. Arkadaşlarının bu özel günüde gözyaşı döküp zaten tatsızlaşan geceyi hüzünle sulayamazdı. Toparlamaya çalıştı oraya buraya dağılan parçalarını. Aşk böyleydi işte, parçalardı seven yürekleri.


“Ben de gideyim. Siz keyfinizi bozmayın ne olur.” derken ayağa kalktı Tuana.


“O da ne demek. Biz de kalkıyoruz .” dedi Harun bir taraftan garsona işaret ederek hesabı isterken.


…………………………


Eve nasıl gelmişti bilmiyordu Selim. Kaç kilometre hız yapmıştı. Hangi yollardan geçmişti. Allah’tan fazla alkol almamıştı. Yüreğindeki huzursuzluk dalga dalga çağıldıyordu. Arabasını park etti. Koşar adımlarla evin kapısına doğru ilerledi ve anahtarını çevirdi kilidin içinde. Salon karanlık ve sessizdi. Ay ışığının şavkı tül perdeden içeri süzülmeseydi göz gözü görmezdi. İlerledi büyük adımlarla.


“Hoş geldiniz Selim Bey.”


Başıyla cevapladı kızı Selim.


“Sakinleşti mi?” diye sorarak çıktı yatak odalarına giden merdivenlerden.


“Ne arasın Selim Bey. Her zamankinden daha güçlü bir krizdi.”


“Hay Allah tam da iyileşiyor diye sevinirken.” diye söylenerek içeri girdi.


Masanın altında tortop olmuştu Leman. Saçları birbirine girmişti. Üstü başı perişandı.


“Leman… Leman..” diye seslendi Selim odaya göz gezdirerek.


On kişi bir araya gelse bu odayı ancak bu kadar dağıtabilirlerdi. Bu nasıl bir güçtü böyle.


“Leman.” diye seslendi yeniden ve eşyaların üzerinden atlayarak masaya ulaştı.Eğildi.


“Leman… Canım… Ne yapıyorsun orada?”


“Selim… Selim sen misin? Geldin mi?” diye sordu titreyen dudakları. Bembeyaz kesilmişti çehresi. Sürünerek çıktı masanın altından ve bir anda Selim’in boynuna doladı kollarını.


“ Çok korkuyorum. Ne olur beni yalnız bırakma. Beni bırakma Selim.”


“Tamam canım. Korkma artık. Bak buradayım.”


“Sana ihtiyacım var. Kimsem yok senden başka. Ne olur beni bırakma.”


“Geçti Leman… Geçti canım.”derken sakinleşmesi için saçlarını okşuyordu Selim.


Halide ile Yaren kapının hemen önünde durmuş olanları izliyorlardı. Selim’in bu kadının üzerindeki sakinleştirici etkisine hayran oldukları yüzlerinden okunabiliyordu.


…………………


Yay gibi gerilmişti Tuana’nın sinirleri. Sakinleşmek için içtiği sütte işe yaramamıştı.


“Tanrım ne gündü.” diye düşünmeden edemedi. Önce Leman’ın radyo programına katılması sonra da kötüleşmesi ve Selim’in koşarak ona gitmesi. Üstelik dün geceyi de Leman ile geçirmişti Selim ve ona gerçeği söylemeyi değil yalan söylemeyi seçmişti. Anlamaya çalışmıştı bu davranışının nedenini, mecbur kaldığını düşünmüştü. Her şeyi sineye çekmiş ve hazırlanmıştı bu gece için. Gölge düşsün istememişti ama Leman Hanım’ın böyle düşünmediği çok belliydi. Gündüz ki telefondan sonra kadının gerçekten de hasta olmadığını, oynadığı duygusuna kapılmıştı Tuana. Tamam, hasta olabilirdi ama dün gece dışarı çıkıp eğlenecek kadar iyi olan biri bu gece hem de Selim’in kendisiyle beraber olacağını bile bile hastalanmış olabilirdi. Elif ile konuşmasalardı hastalandığı için üzülürdü şüphesiz ki… Ama şimdi… Bundan neredeyse emindi. Hep böyle mi olacaktı? O kadından her telefon geldiğinde Selim’in gözleri kendisini görmez mi olacaktı? Hemen ona mı koşacaktı? Sevdiği adamın ilgisini çekebilmek için onun da hasta mı olması gerekecekti?


“Evli olduğunu bilmem belki de işini daha da kolaylaştırdı.” diye düşündü Tuana ister istemez.


Leman’ın başına gelenlere gerçekten çok üzülmüştü. Etkilenmişti, nasıl etkilenmeyecekti ki? Sol tarafında yürek taşıyan herkes etkilenirdi zaten? Ama Leman hastalığını kalkan olarak kullanırsa ne yapabilirdi? Aralarında hep bir gölge gibi mi yaşayacaktı Leman? Selim’e ya o, ya ben diyemezdi bu saatten sonra. Üstelik de karnında onun bebeğini taşırken. Ona bebeğinin de, kendisinin de ihtiyacı vardı fazlasıyla. Bebeği olmasaydı bile Selim’e duyduğu sevgi o kadar büyüktü ki… Ondan asla vazgeçemezdi.


“Bu gerçekle nasıl yaşayacağım?”diye sordu kendi kendine.

“Biliyorum ki Selim… Leman’ı asla bırakmaz. Ondan başka kimsesi yok çünkü… Ya benim… Benim başka kimim var ki…”


Tuana vicdanıyla mantığı arasına sıkışıp kalmıştı. Bir yanda büyük aşkı ve bebeği, diğer yanda hasta bir kadın.


Ne yapacaktı? Bilmiyordu.


…………………


Yaklaşık iki saat kadar sonra sakinleşmişti Yaren’in yaptığı iğne sayesinde Leman. Ama hala uykuya dalamamıştı. Her zaman olduğu gibi Selim yatağının yanındaki koltuğa oturmuş ve kadının elini tutmuştu.


“Selim… Beni bırakma. Sana ihtiyacım var.” diye mırıldanıyordu.


“Bir yere gitmiyorum canım. Rahatça uyu sen.” dedi Selim o yumuşak ses tonuyla.


Koruyucusunun yanında olduğunu bilmek büyük bir huzur veriyordu Leman’a. Uykuya yenilip ağırlaşan göz kapaklarını yavaşça kapattı.


………………………..


Gün aydınlanmaya başlamıştı. Tuana gibi Selim’de uyuyamamıştı gece boyunca. Sabaha karşı bir saat ya kestirmiş ya kestirmemişti. İşte koltuğun üzerinde ne kadar uyunursa. Gözlerini açtı sabah ezanıyla. Her yanı tutulmuştu. Eli hala Leman’ın avucunun içindeydi. Usulca çekti elini. Melekler gibi uyuyordu kadın. Önce odasına geçip biraz uyumayı düşündü sonra vazgeçti. Bu saatten sonra uyuyamazdı. Son bir kez göz atıp yatakta melek gibi uyuyan kadına odanın kapısını araladı ve sessizce süzüldü dışarıya.Her yanı ağrı içindeydi.


“Ne kadar gerildim.” diye düşündü.


“Acaba Tuana ne yaptı.” derken saatine baktı. Daha çok erkendi aramak için. Kıyamazdı ki onu uyandırmaya. Odasına girdiğinde hemen duşa girdi vücudunu esir alan gerginlikten kurtulmak için. Bornozuyla uzandı yatağının üzerine ellerini başının altına yastık yaparak. İçinde bulunduğu çaresizlikten kimse incinmeden –en çok da Leman- nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.


…………………………..


Sallanan koltuğunda düşünceler arasında uyuya kalmıştı Tuana. Telefonun sesiyle açtı gözlerini.


“Efendim.”


“Tuana canım benim Elif.”


“Günaydın.”


“Uyandırdım mı yoksa.?Sesin bir garip geliyor.”


“Sabaha karşı uyuyakalmışım.”


“Merak ettim bende seni.”


“Düşündüm durdum Elif. Doluya koydum olmadı, boşa koydum dolmadı.”diyerek duraladı.


“Yaşadıklarımı en yakından sen biliyorsun.”


“ Biliyorum canım.”


“Gideyim dedim, olmadı. Bebeğimden vazgeçeyim dedim, yapamadım. Selim’i o kadar çok seviyorum ki… Ondan da vazgeçemiyorum. Ama… Leman’ın durumu da elimi kolumu bağlıyor.”


“Ne diyeceğimi bilemiyorum arkadaşım. Her şey düzelecek ben en çok buna inanıyorum.”


“Ben… Bir karar verdim aslında.”


“Ya… Nedir?”


“Bak şimdi…” diyerek anlatmaya başladı Tuana.


…………………..


Kapının tıklamasıyla sıyrıldı düşüncelerinden, doğruldu Selim yatağın içinde.


“Girin…”


Yaren başını uzattı usulca.


“Selim Bey günaydın. Leman Hanım uyanınca haber vermemi istemiştiniz.”


“Sağ ol Yaren. Nasıl görünüyor?”


“Oldukça sakin.”


“İyi.” diyerek kalktı ayağa.


“Halide’ye söyle kahvaltıyı taraçaya hazırlasın. Leman’ı da hazırla. Beraber kahvaltı edelim.”


“Hemen Selim Bey.”


…………………..


Arkadaşıyla konuşmak iyi gelmişti Tuana’ya. Düşünceleri berraklaşmıştı. Tuana alelacele bir şeyler atıştırdıktan sonra itina ile giyindi. Dolaptan valizini çıkardı. En çok ihtiyacı olacak eşyalarını doldurdu içine. Fazla bir şey almaya gerek yoktu zaten. Karnı büyüyünce yeni kıyafetlere ihtiyacı olacaktı nasıl olsa. Saçını başını düzeltti. Aynadaki görüntüsü hoşuna gitti. Verdiği kararın en doğrusu olduğuna öyle çok inanıyordu ki… Bu kararı alışı içinde büyük bir huzur duymasına sebep olmuştu.


…………………


Mavi elbisesini giyinmişti Leman. Yaren saçlarını taramış, kadının isteği üzerine ikiye ayırarak örmüştü. Örgülü saçları sağ ve sol omuzlarından aşağı iniyordu. Bu haliyle küçük bir kız çocuğunu andırıyordu. Yüzü soluk ama sakindi.


“Hadi Leman Hanım aşağı inelim artık. Selim Bey kahvaltı için sizi bekliyor.”


Başıyla onayladı hemşiresini ve kapıya doğru yöneldi.


………………….


Valizini bagaja yerleştirdi. Direksiyonun başına geçti Tuana ve kendinden emin bir şekilde bastı gaza.


…………………..


“Günaydın canım.”


“Günaydın Selim.” diyerek oturdu kocasının tam karşısındaki sandalyeye.


Selim tepeden tırnağa inceledi karısını.


“Nasılsın Leman?” diye sorarken gözleriyle takip etti bakışlarını. Akşam ki deli bakışlardan eser yoktu gözlerinde.


“Bilmem. Başımın içi uğulduyor sanki. Sersem gibiyim.”


“Dün gece çok korkuttun beni.”


“Özür dilerim. Ben…”


“Tamam, canım özür dileyecek bir şey yok…” diyerek uzandı ve kızın elini aldı avuçlarının içine.


“Kâbuslar yakamı bırakmıyor bir türlü.”


“Kendini toplaman lazım. Sana gazeteyi göstermiştim Baybars ve annesi olacak o kadın öldü.”


“ Öldüyse… Nasıl bu kadar canlı hafızamda. Neden geliyorlar her gece, her gece. Ne istiyorlar benden. Ruhu neden rahat vermiyor bana.” derken gözyaşlarını tutamadı Leman.


O sırada bahçeye giren araba ile gözleri o tarafa çevrildi Selim’in. Arabayı park ederek, indi Tuana. Selim ayağa fırladı. Zira bin yıl düşünse bu sabah bir misafiri olacağı üstelik de bu misafirin Tuana olacağı aklının köşesinden bile geçmezdi. Şaşkınlık yerleşmişti yüz hatlarına. Dün gece yaşananlardan sonra Tuana sabah sabah burada almıştı soluğu. Aklından neler geçiyordu sevdiğinin. Yoksa yine bırakıp gidecekti de onu vedaya mı gelmişti. İçini korku kapladı.


Selim’in masadan kalkarak kızın geldiği yöne doğru birkaç adım atmasıyla Leman da döndü arkasını ve Tuana ile göz göze gelince gözyaşları dondu göz pınarlarında. Şimdi Baybars’ı da annesini de unutmuştu. Yeni kâbusunun adı “Tuana” idi.


“ Sürprizzz…” diye haykırdı Tuana taraçaya girdiğinde.


Billur ses tonu aydınlattı yüzünü, dağıttı zihnindeki kara bulutları.


“Canım hoş geldin. Gerçekten de sürpriz oldu. Biz de Leman ile kahvaltı ediyorduk.”


Başını kadından yana çevirdi Tuana. Selim’in anlayamadığı manalı bakışlarla baktı Leman’a.


“Ben de Leman Hanım’ı görmeye geldim. Akşam çok hasta olduğunu söylemiştin. Merak ettim. Gidip gözlerimle göreyim dedim.” derken Selim’e döndü.


“Çok naziksin.” dedi Selim demesine ama kızın bu cümlesinde gizli bir ima da hissetti. Elinde olsa o güzel geceyi, sevdiğini bırakıp da ayrılır mıydı mekândan.


Tuana “Leman Hanım gayet iyi görünüyor. Çok sevindirici.” derken Selim Leman’a döndü ve “Tuana’ya hoş geldin demeyecek misin Leman?”diye sordu biraz da ikaz edercesine.


“Hoş geldiniz.”diye fısıldadı Leman kendisinin bile zor duyacağı bir sesle. Yüzü düşmüştü elinde olmadan.


“Otursana canım.” diyerek sandalyeyi çekti Selim.


Saçlarını savurarak oturdu Tuana. Gayet neşeli görünüyordu. Onun neşesi Selim’ e de sıçradı. Dün geceyi nasıl izah edeceğim, gönlünü nasıl alacağım diye düşünürken sevdiği kadının kendi ayaklarıyla gelmesi çok ama çok hoşuna gitmişti. Demek ki buzdan duvarlar örülmemişti aralarında. Sıcacıktı Tuana eskiden olduğu gibi.


“Saçları ne kadar da güzel.” diye düşündü Leman içi burularak bu ziyarete. Tuana’nın gelişi gerçekten de sürpriz olmuştu her ikisi içinde.


“Halide… Halide… Bir servis aç…” diye seslendi Selim içeriye.

 
Toplam blog
: 755
: 776
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..