​ Sırça Köşklerin yalnız Kraliçeleri / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '13

 
Kategori
İlişkiler
 

Sırça Köşklerin yalnız Kraliçeleri

Sırça Köşklerin yalnız Kraliçeleri
 

Moda veya genelde kadın dergileriyle biraz çelişkili bir ilişkim vardır. Bir taraftan onları boş bulup okumak için harcadığım zamana acırken, diğer taraftan da bekleme odalarında karşıma çıkınca göz atmadan edemem. Özellikle de zaman doldurmak gerekirken, görsel cazibelerinin hoş bir cankurtaran simidine dönüştüğünü itiraf etmeliyim.

Geçenlerde yine böylesi bir ortamda, şık dekorasyon dergileri karşıma çıktı. Tabii moda ağırlıklı olduklarından, iç mimariden ziyade kullanılan obje ve markalar ön plandaydı. Bu açıdan da bir süre sonra hep aynı yeknesak şeyleri okuyor ve görüyormuş hissine kapılmış olsam da, neredeyse nefes alamayacak kadar pahalı eşyalarla dolu olan gösterişli mekânların yalnız sahibeleri dikkatimi çekti. Derginin birçok sayısında televizyon veya medya dünyasından tanıdığımız kadınlar kapakta yer alırken, yine tanınmış bekâr bir erkeğin ve ayrıca iki çocuklu başarılı bir işkadınının ev dekorasyonuna da yer verilmişti.

Derginin birkaç sayısına şöyle hızlı bir göz attığınızda hep tek başına yaşayan kadınlarla karşılaşıyordunuz.

Güzel ve şık evlerinde, güzel ve şık pozlar veren, güzel ve şık kadınlar.

Tüm bu güzelliği ve şıklığı tek başına başarmış kadınlar.

Sırça köşklerin yalnız kraliçeleri olan kadınlar.

Dediğim gibi, ünlü bekâr bir erkeğin evi de yer alıyordu bu sayfalarda, ancak oraya bir kadının elinin değmediği çok belliydi. Tamamlanmamış ve tamamlanmayı bekler bir hali vardı. İki çocuklu işkadını da sanki yeni boşanmış gibiydi. Evini çocukları için tek başına bir yuva haline getirmeye çabalıyordu sanki.

Oysa güzel ve şık kadınlarımızın evlerinin tamamlanacak bir yönleri kalmamıştı, her şeyi zaten kendi başlarına başarmışlardı. Bir erkek orada olsa olsa yeni bir dekorasyon öğesi olarak yer alabilirdi. Onu bekleyen ve de eksikliğini hissettiren bir şey kalmamıştı ortada. Bir şekilde kendini var olanın arasına sıkıştırma seçeneği dışında.

Bunun böyle olması da, sanki bu güzel, şık ve de başarılı kadınların mutluluğuna mutluluk katıyordu. Zaten dopdolu olan günlerinin sonunda o güzel ve şık mekânlarında ancak biraz soluklanacak ve de uyuyacak vakitleri kalıyordu. Bir de ara sıra hafta sonu keyif için güzel ve de şık mutfaklarında yemek pişirmeye.

Ama bundan ötesinde o güzel ve şık evleri için vakit ayıracak zamanları yoktu. Ve dolaysıyla bir erkeğe de. Çocuklara ise hiç değil. Dediğim gibi, onlar bu hallerinden çok memnun gözüküyorlardı. Mutlu mutlu gülümsüyorlardı. Hem adeta ışıl ışıl.

Dergide böylesi güzel, şık ve de başarılı kadınlar için hafta sonu tiyoları da yer alıyordu. Londra da çılgınca alış veriş yapmak (artık alacakları ne kaldıysa) ya da New York’ta Broadway müzikalini izlemek gibi (sahi bu kadınlar ne kazanıyor). Ancak en çok ilgimi çeken, genç şairle şömine başındaki romantik hafta sonu önerisi oldu. Bu genç şairler, yemek sepeti gibi online sipariş üzerine mi geliyorlar acaba? Şömineyle de mevcut kullanılmayan mı, yoksa dağ evinde hazır bekleyen mi kastediliyor?

Ama besbelli ki bu güzel, şık ve de başarılı kadınlar için böylesi detaylar çok önemsiz kalıyor.

Zaten onları diğer avam kadınlardan farklı kılan da bu oluyor. 

Buraya kadar bir sorun yok.

Ne var ki ünlü bir dizinin ünlü kadın oyuncusu hamile kalıp terk edilince, ortalık birbirine giriyor. Yanlış erkekle yanlış ilişkinin yanlış sonucu, anlaşılan o ki en çok bu güzel, şık ve de başarılı kadınları üzüyor. Bazı kadın köşe yazarlarına göre bu hüzünlü hikâyeyi okuyan tüm kadınlar aslında kendi hallerine ağlıyor.

Peki, neden?

Sormamın nedeni şu: Günümüzde pompalanan başarılı ve özgür kadın modeline göre, söz konusu hikâyenin kahramanı olan Meryem Uzerli’nin yanlış adama âşık olup, yanlışlıkla hamile kalması ve bunun sonucunda da gayet parlak giden dizi oyunculuğuna son vermesi değil midir, asıl yanlış olan? Başarılı ve özgür kadın modeliyle ilgili hep böylesi yanlış duygusallıklardan uzak durulması gerektiği öğütlenmiyor muydu?

Yanlış anlaşılmasın, kimseyi yaptığı üzücü seçimden ve kapıldığı üzücü ilişkiden ötürü kınamıyorum. Bu herkesin ve özellikle de her kadının (veya erkeğin) başına gelebilir. Biçim farklı olabiliyor, ama içerik olarak örneğin dindar veya muhafazakâr kadınlar bile hamileyken evliliklerine son vermek zorunda kalıyorlar. Karaktersiz erkek (veya kadın) bazen çok sonraları veya iş işten geçtikten sonra belli olabiliyor.

Bu ayrı bir konu.

Bana garip gelen, modern ve de özgür olarak geçinen kadın kesiminden gelen aşırı duygusal ve adeta kahreden tepkiler oldu. Özünde bu kadar mı mutsuzlar? Karşılarına hep böylesi “arıza” erkekler mi çıkıyor, yoksa onlar “düzgün” olan erkekleri mi beğenmiyorlar? Ya da asıl çıkmaz, sevgi, şefkat ve sahiplenme konusunda klasik erkek özelliklerinin özlemi içinde olurken, bunların doğal uzantısı olan klasik erkek davranışlarına tahammül edememek ya da edememe şartlanması içinde olmak mıdır?

Biz kadınlar acaba ne kadar mükemmeliz? Hiç mi sıkıcı, itici veya tahammül edilemez yanlarımız yok? Ya da hep alay etmelerine rağmen, acaba en çok modern ve özgür kadınlar mı günümüz şartlarına göre revize edilmiş beyaz atlı prenslerini bekliyorlar? Belki de en çok onlar mı, oldukları gibi sevmek yerine erkekleri hep belli şablonlar üzerinden değerlendirme gayreti içinde oluyorlar? Sınırsız modernlik ve özgürlük sonunda yavan ve de güvensiz erkek ve kadın şablonları mı doğuruyor? Ya da sınırsız modernlik ve de özgürlük sonunda faturayı yine kadına mı çıkarıyor?

Diyeceğim, dergilerde empoze edilen özgür ve bağımsız kadın modeli, tek bir olumsuz örnekle yerle bir olabiliyor. Ne kadar yapay olduğu ortaya çıkıyor. Her şeyden önce karaktersiz bir erkeğin, ekonomik açıdan ne kadar özgür olursa olsun, hala bir kadını ne kadar incitebileceğini gösteriyor.

Aslında kadınlar sırça köşkleri değil de, sıcak evleri tercih ederler.

Neticede onları kraliçe yapan, düzgün karakterli, sevecen yürekli kral erkeklerdir.

Sonuçta bizi mutlu eden, kadın veya erkek değil, içindeki güzel insandır.

Güzel insan.

Zuhal Nakay 

 
Toplam blog
: 102
: 618
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..