​ Sırtımdaki küfe / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '11

 
Kategori
Anılar
 

Sırtımdaki küfe

Bazen bir kırgınlığın bize ne yaptığını anlayabilmemize yardımcı olması için somut bir şey(lere) ihtiyaç duyarız. Kırgınlıkların gerçekte ne kadar yıkıcı olduklarının farkında olmayabiliriz.”Ne olmuş yani, böylesi adil olmayan bir dünyada kızmamak mümkün mü? “veya “Bir iki kin tutuyor olabilirim, fakat onları da aynı hataları yapmamak için unutmamalıyım.” diye düşünürüz.

Kırgınlık tutmanın yaşamımızdaki etkisini daha net görebilmek için her kırgınlık için bir taş taşıdığımızı hayal edebiliriz.Örneğin; annemin iyi niyetli olarak benim adıma yaşamıma bir müdahalesi, bir çakıl taşı ile temsil edilebilir. Ya da bütün bir meslek grubuna kötü niyet beslemek, iri bir kaya parçası ile temsil edilebilir. Eğer, gerçekten her kırgınlık için bir taş taşımaya zorunlu olsaydık, ağırlığından yorgun düşerdik. Aslında, yükümüz ne denli hantal olursa, onu boşaltmak gayretlerimiz o denli içten olur.

Ben de, boyutu konusunda bir fikrim yok, ama sizlerle paylaşarak, bir taşı, sırtımdaki küfeden atmak istiyorum.11 Mart 2010 tarihli Milliyet Gazetesi’nde Can Dündar’ın”Demet Akalın’ın ev ödevini yaptım” başlıklı yazısını okudum. Etkilendim. Demet Akalın’ın Bodrum konserinde pot kırıp seyirciye “Abi ne moron moron bakıyor sunuz? Diyarbakır’dan mı geldiniz?” demesi üzerine; Diyarbakırlıların suç duyurusunda bulunması ve mahkemenin kestiği tedbir cezasına değinmiş. Mahkeme, Akalın’ın halkı aşağılama niyeti olmadığına hükmedip ona”İstiklal Marşı’nın sözlerini el yazınla bir kâğıda yaz. Marş hakkında da 5 sayfa yorum yap.” şeklinde bir tedbir cezası vermiş. 

Can Dündar, buradan yola çıkarak “İstiklal Marşı’yla terbiye etme” politikasını ve bununla ilgili gözlemlerini çok güzel dile getirmiş. Bu başlığa uygun bir anı da bende var. Bugüne kadar, utancımdan bunu ancak bana çok yakın bir iki insanla paylaşabildim. .Yaşadığım olay şu: İlkokulu başarıyla bitirip ortaokula yazıldım. Takdir almaya ve örnek bir öğrenci olmaya orada da devam ettim. Kaçıncı sınıftaydım, tam olarak anımsamıyorum. Bir sabah tören için yine okulun bahçesinde sıra olduk. İstiklal Marşı için komut verildi, fakat benim arkamdaki kız arkadaşlarım konuşmaya devam ediyorlar. Okul müdürü merdivenlere çıkmış etrafı gözlüyor. Bizim tarafa dikti gözlerini. Dayanamadım. Hafif başımı yan çevirerek “Müdür bakıyor kızlar, susun!” dedim. O sırada müdür beni çağırdı yanına. Şaşkın, ilerledim merdivenlere kadar. Bir iki merdiven çıkmıştım ki,”şak” diye bir tokat yedim. Öğrencilik hayatımda yediğim ilk ve son tokattı. Tokadı yemeden önce miydi sonra mıydı, yine hayatımda ilk ve şimdilik son olarak altıma işedim.

Müdür, babamın arkadaşıydı. Babam duyarsa gider müdürü döver, başı belaya girer diye söylemedim kimseye bunu. Okula uzunca bir süre gizli gizli arka taraftan girdim, kimseye görünmeden. Kırgınlıklarımın benim tinsel gelişmemi engelleyeceğini artık çok iyi biliyorum. Şimdi paylaşacağım alıntıya geçmeden, okuyarak yükümü paylaştığınız için şimdiden teşekkürler. Öncelikle kendime anımsatmak adına, çok sık duyduğum ve beğendiğim “iki keşiş” i paylaşmak istiyorum sizlerle.

İki keşiş yolda giderlerken, su birikintisinden karşıya geçmek için bekleyen genç bir kadın görürler. Keşişlerden biri, genç kadını kucakladığı gibi suyun öteki tarafına bırakır. Ötekisi; arkadaşının bu davranışına hayretle bakar. Hoş karşılamaz, farklı yorumlar yapar hatta içten içe ona kızar. Yaklaşık bir kilometre yürüyünce daha fazla dayanamaz ve arkadaşına hışımla döner:

  • Sen!!Böyle bir şeyi nasıl yaparsın? Biz keşişiz!! Bırak bir kadını kucaklayıp karşıya geçirmeyi, onlara bakmamız bile yasaktır!

Öteki keşiş oldukça sakin karşılık verir:

  • Ben o genç kadını bir kilometre geride bıraktım. Sen? Sen ise hala onu taşıyorsun.    
 
Toplam blog
: 423
: 186
Kayıt tarihi
: 10.10.11
 
 

İkbal Özlen DİNÇERLER. 14.02.1960 doğumlu. izmir Kız Lisesi Edebiyat Bölümünü okudu. Buca Eğitim ..