- Kategori
- Psikoloji
Siyah yüzük

Siyah bir yüzük görüyorum yerde. Issız sokakta tek başıma yürürken bana az da olsa güven veren sokak lambasının sarı ışığı sanki onu işaret ediyor. Uzun yolculuklarda otobüs şehirlerin içinden geç saatlerde geçerken evlerin içinde gördüğüm sarı ışıklar ve gölgeleri hatırlıyorum. Hep birlikte yenilen yemeğin ardından yapılan sohbetlerin sıcaklığı mı yoksa ruh hastası bir adamın eşine ve çocuklarına yaptığı işkence mi o ışığın ardındaki diye düşünürdüm evlerin önünden geçerken. Her pencere ayrı bir dünya. Sonra büyük bir hastanenin yanından geçerken gördüğüm beyaz floresan ışıkları...
Ne kadar soğuk gelirdi bana. Aynı kaderi paylaşmak zorunda olan insanları aydınlatırdı o beyaz ışıklar. Üniversitedeyken ve askerliğimi yaparken de gördüğüm hep o soğuk ışıklardı. Siyah yüzük sanki fırlatılmış, kaderine terk edilmiş bir şekilde öylece duruyor. Çok küçükken annem bana yerde bana ait olmayan bir şey görürsem almamamı sıkı sıkıya tembihlemişti. Hatta bir keresinde sırf bu yüzden yerde bulduğum bir deste parayı da almamıştım. Arkamı döndüğümde kötü görünümlü bir adamın bir sağa bir sola baktığını ve sanki kendi parasıymış gibi o desteyi aldığını görüp kendi kendime acaba doğru olanı mı yaptım diye uzun uzun düşünmüştüm. İlk defa siyah bir yüzük görüyorum. Onu önce plastik sanıyorum ama ayağımla biraz itelediğimde metal olduğunu anlıyorum. Yuvarlanırken çıkardığı sesler sanki onu almam için yalvaran bir yavru köpeğin sesine benziyor. Terk edilmiş, lanetlenmiş belki.
Belki çok acı bir hatıranın son tanığı. Belki artık hatırlanmak istenmeyen günlerde doğmuş, sevgilinin en yakın sırdaşı. Ayak sesleri duyuyorum yine, yine beni takip eden o iki adam. İki kara gölge arkamdan bana yaklaşan. Bu siyah yüzük zaten bu bitmeyen lanetin bir temsilcisi biliyorum. Zaten siyah kediler de hep uğursuzluk getirir. Kaçmalıyım... Hemen uzaklaşmalıyım buradan. Bu kahrolası yüzükten. Git gide yaklaşıyor ayak sesleri. Sokak lambası da sönmek üzere... Koşmalıyım... Koşamıyorum. Sanki hava yerine ıslak bir jöle var etrafımda. Hareket edemiyorum. Kaçamıyorum... Yaklaşıyorlar...
Ne kadar soğuk gelirdi bana. Aynı kaderi paylaşmak zorunda olan insanları aydınlatırdı o beyaz ışıklar. Üniversitedeyken ve askerliğimi yaparken de gördüğüm hep o soğuk ışıklardı. Siyah yüzük sanki fırlatılmış, kaderine terk edilmiş bir şekilde öylece duruyor. Çok küçükken annem bana yerde bana ait olmayan bir şey görürsem almamamı sıkı sıkıya tembihlemişti. Hatta bir keresinde sırf bu yüzden yerde bulduğum bir deste parayı da almamıştım. Arkamı döndüğümde kötü görünümlü bir adamın bir sağa bir sola baktığını ve sanki kendi parasıymış gibi o desteyi aldığını görüp kendi kendime acaba doğru olanı mı yaptım diye uzun uzun düşünmüştüm. İlk defa siyah bir yüzük görüyorum. Onu önce plastik sanıyorum ama ayağımla biraz itelediğimde metal olduğunu anlıyorum. Yuvarlanırken çıkardığı sesler sanki onu almam için yalvaran bir yavru köpeğin sesine benziyor. Terk edilmiş, lanetlenmiş belki.
Belki çok acı bir hatıranın son tanığı. Belki artık hatırlanmak istenmeyen günlerde doğmuş, sevgilinin en yakın sırdaşı. Ayak sesleri duyuyorum yine, yine beni takip eden o iki adam. İki kara gölge arkamdan bana yaklaşan. Bu siyah yüzük zaten bu bitmeyen lanetin bir temsilcisi biliyorum. Zaten siyah kediler de hep uğursuzluk getirir. Kaçmalıyım... Hemen uzaklaşmalıyım buradan. Bu kahrolası yüzükten. Git gide yaklaşıyor ayak sesleri. Sokak lambası da sönmek üzere... Koşmalıyım... Koşamıyorum. Sanki hava yerine ıslak bir jöle var etrafımda. Hareket edemiyorum. Kaçamıyorum... Yaklaşıyorlar...