- Kategori
- Siyaset
Siyaset, ciddi bir meseledir!

Siyaset
Siyaset bilim midir, sanat mıdır?, iyi midir, kötü müdür? Siyasetçi bir iyilik meleği midir? Yoksa ortalık karıştırıcı bir kişi midir? Bu konuda, çağlar boyunca düşünürler farklı yargılara varmışlardır. Siyaseti yerenlerde, övenlerde olmuştur. Siyasetçi, çok defa hafife alınmış ve kötülenmiştir. Eski Yunan’da ünlü komedi yazarı Aristofanes birçok komedilerinde siyaseti ve siyasetçiyi suçlamış, siyasetçi için demagog, haddini bilmez, ukala bir kişi demiştir. M.Ö. I.yüzyılda İskenderiyeli Juadaeus tarafından yazılmış bir eserde ise, siyaset sanatı büyü ile bir tutulmuştur. Yazar, siyaseti Yusuf peygamberin bin bir renkli hırkasına benzetmiştir. Juadaeus, siyasetin çok karışık bir dokusu olduğunu, çok az gerçek ile bol yalanın siyasetin acayip diye tanımlanabilecek örgüsünü tamamladığını söylemiştir. Siyasetçiler içinse, kâhinlere, karnında konuşanlara, büyücülere benzetip, sihirde, göz boyamada, her çeşit hile ve entrikada usta adamdır; tıpkı sirklerde toplarla oynayan hokkabazlar gibi, siyasetçilerde gerçeklerle oynarlar, halkı oyalar, avutur ve aldatırlar, diye tanımlama yapmıştır. Yakın çağlarda Alexandre Dumas’a siyaset hakkında bir eser yazmasını söyledikleri zaman şu yanıtı vermiştir. “Komedi hakkında komedi yazılması gerekmez.” Ama siyaseti böylesine yerenlere ve kötüleyenlere karşı övenlerde olmuştur; Aristo, siyasetin üstün bir sanat ve bilimlerin en kapsamlısı olduğunu belirtmiştir. Ksenefon da siyaset sanatının en yüksek sanat, “şahane sanat” niteliği üstünde ısrarla durmuştur.
Aslında siyaset ne iyi ne de kötüdür. Siyasetin konusu olan iktidar, güç, H.D.Laswell’in dediği gibi, çok renkli bir anlam örgüsüdür. Bu renklerin hepsi de kötülük sembolü değildir. İktidar, güçlü ve iyi niyetli kişiler tarafından güzel, iyi, değerli amaçlar için kullanılabilir. Unutmayalım ki, iktidar sahiplerinden kimileri, insanlığın yüceleri, kahramanları arasında yer almışlardır. Tarihin büyük adamları, kanun koyucular, kurtarıcılar, devlet kurucuları (Kemal Atatürk, Adolf Hitler, Odysseus, Büyük İskender, Napolyon, Abraham Lincoln, Winston Churchill, Fatih Sultan Mehmet, Vladimir Lenin, Benito Mussolini,); tarih galerisindeki yerlerinden gelecek kuşaklara siyaset sanatı sayesinde ışık tutmuşlardır.
Andrew Heywood, Politics adlı kitabının hemen başında, Siyaset ilgi çekicidir, diyor; çünkü insanlar birbirleriyle uyuşmazlık, çatışma halindedir. İnsanlar, nasıl yaşamaları gerektiği, kimin neyi alacağı, iktidarın yetkilerinin neler olması gerektiği, sözün kimde olacağı gibi hayati konularda hemfikir değildir. Hiçbir zaman olmayacaklardır ve siyasetin iddiası da bu fikri çatışmayı çözmek değil, çözme çabasında olmaktır. Bu çaba sayesinde siyasetçiler, karşılıklı tavizlerle, toleranslarla, saygıyla, geri adımlarla güçlü bir uzlaşıya evrilirek ve birbiriyle tamamen zıt insanlar orta bir yol bulma konusunda ciddi adımlar atılabilir. Siyaset, bu yönüyle toplumsal barışa, sosyal bütünlüğe güçlü bir katkı sağlar, Aristo’nun gözünde “bilimlerin üstadı” olur, insanların kendi hayatlarını iyileştirmek için giriştikleri yüce bir faaliyet haline gelir.
Çatışmanın, fikir ayrılıklarının kaçınılmaz olduğu, güçlü bir düzen probleminin var olduğu dünyamızda, siyaset, şiddetin, zalimliğin, bölücülüğün yanında barışçıl ve uzlaşmacı bir alternatif olarak biliniyor. Halkın sesinin uygulamaya geçtiği, halka faydalı bir güç mücadelesine sahne olan, el birliğine dayalı sosyal bir kurum olan siyaset, Şansölye Bismarck’a göre “bilim değil sanattır.” Sanatın bütün inceliklerini içerip, insanları etkilemeye uğraşıyor, hem maddi hem manevi zevklere hitap ediyor.
Siyasi faaliyetler, sosyal varoluşun sürekli ve kaçınılmaz bir boyutu halindedir. Siyaset, bilim gibi, din gibi harika sonuçlar doğurma potansiyelinin yanında, uygulayıcılarının hareketleriyle mahvedici, yok edici etkilere de sahip olabiliyor. Bir çatışma çözme aracı olarak gördüğümüz siyaset, bütün bu güzel, yararlı yönlerini, uygulayıcılarının düşünce ve davranışları ile bir bir kaybedebiliyor. Kirlenip; samimiyetini, temizliğini, var olma nedenini yitirebiliyor. Güç sarhoşluğu ile zavallı bir otoriterlik hırsına bürünebiliyor; Lord Acton’un ifadesi ile suiistimale, yozlaşmaya, mutlak olma hırsına kuvvetle meyilli hale gelebilir. Uygulayıcılarının hükmetme gücünü kötüye kullandıkları, kurnazlıkla, manipülasyonla ilerleyen ikiyüzlü ve ilkesiz bir makam oyunu olmaya başladığında ise çıkar ilişkilerinden öteye giden bir alan olmaktan öteye gidemiyor.
Üzücü bir şekilde Türkiye’de siyaset giderek bu boyuta ulaşıyor. Siyasi uygulamalar açıklanması zor ilişkiler ağlarına bağlanıyor, çok profesyonelce atılan yalanlar, asla gerçekleştirilmeyecek vaatler, rant ve çıkar bağlantıları ile kirlendikçe kirleniyor. Siyaset, günümüzde insanların kendilerine kutsal olarak addettikleri her değeri oy pahasına istismar ediyor. Kadrolaşmalar, yolsuzluklar, haksız kazançlar, adaletsizlikler, siyaset sanatının perdesinde görünmez hale geliyor. Maalesef, Siyaset; demokrasi çatısına sığınıp, azınlıkların sesine kulak vermeyen, üstelik onlara tahammül de edemeyen samimiyetsiz bir ego sahnesi görüntüsü çiziyor.
Siyasetin günden güne “yalan ” ve “samimiyetsizlik” olarak anılması, yasalara karşı olarak gayri ciddi uygulamalarla yozlaştırılması gibi nedenlerle toplumların siyaset kurumuna olan güveni de hızla azalıyor.
Siyaset erkinin toplumun refahına yönelik bir sanat halinde kullanılması için, Ünlü Fransız devlet adamı Charles DeGaulle’ın “Siyaset, siyasetçilere bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir.” sözüne tüm yurttaşların kulak asarak bu doğrultuda davranması gerekiyor.
Nizamettin BİBER