- Kategori
- Güncel
Siz hiç çaresiz kaldınız mı?

Yoksulun da varsılın da yolu aynı caddede kesişir çoğu kez. Kimisi “vitrinlere” bakar sadece, kimisi gerek duymaz, alacağı şeyin pazarlığını yapmak onun için gereksizdir. Çelik ve camdan oluşan mekânlardır onların yeri. Ötekinin mekânı ise “mahalle” kahvehanesidir çoğunlukla ya da “parklardır” vazgeçemediği. “Garip gurebanın” yanındayız diyenler beş yıldızlı mekânlarda iftarlarını yapıyor. Diğeri ise “meydanlarda” kurulan çadırlarda sıra bekliyor bir lokma ekmek için.
Ağlayan, öfkelenen, feryat eden, çırpınan insanlar. Ancak seslerini bir türlü kendileri dışında duyan yok. Kimisi bir iş kazasında eşini, evladını kaybetmiş. Kimisi sabah evden çıkan evladını gelir diye gün boyu, belki de günlerce boşuna beklemiş. Kimisi doğanın acımasızlığına yenik düşmüş. Kimisi yoksulluğun, fukaralığın çıkmazında, evine bir lokma ekmek götürmenin peşinde. Kimisi hasta babasına, anasına, kardeşine, akrabasına, komşusuna derman olma çabasında.
Bu duruma karşı sessiz kalan, körleri ve sağırları oynayan, dökülen gözyaşlarına, atılan çığlıklara karşı duyarsız kalan, vicdandan yoksun ve insan sevgisinden mahrum olanlara değildir sözümüz. Çağdaş yaşamı anlamamış, özümsememiş, bazı şeyleri beyinlerinde hissetmeyip “teğet” geçenlere de değildir sözümüz. Sözümüz okuma yazma bilmeyen dağlı ya da köylüye değildir. Onlar başımızın tacıdır. Sözümüz az okumuş taşralıya da değildir. Sözümüz iyi eğitilmiş rant elde eden kentliye, yandaşa, yalancıya, üçkağıtçıya, çıkarcıya da değildir. Çünkü anlamazlar.
Sözümüz erdemli olanadır, insan sevgisini yüreğinde duyumsayanadır, adam gibi adam olanadır. Sözümüz çağdaş olanadır. Bilimi ve teknolojiyi kendisine rehber edinip insanın özgün kimliğine saygı duyanadır.
Toplumun sorunlarını çözmek için yola çıkanların amaçlarını unutup rant peşinde koşmaları, kendi çıkarlarını ya da yakınlarının çıkarlarını toplumun çıkarlarından üstün görmeleri, yandaşına yardım edip diğerine uzak durmaları vicdansızlık abidesi olarak zihinlerde yer almaktadır. Halkı tümüyle kucaklamak çoktan unutulmuş görünüyor. Yapılanları gördükçe bunun böyle olduğunu düşünmek yanlış olmasa gerek.
Bilmiyor olabilirsiniz. Görmemiş ya da unutmuş olabilirsiniz. Konuşmaktan kaçıyor olabilirsiniz. Duymamış olabilirsiniz. Dilinizde “ileri demokrasi” sözü düşmüyor da olabilir. Kendinizce insan haklarından bahsediyor da olabilirsiniz. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” da demeniz mümkündür. Ancak tüm bunlar var olan gerçekleri değiştirmeye yetmez. Yetmiyor da.
Bunca gözyaşının sebebi nedir? Yeri göğü inleten feryatların nedeni sizce ne olabilir? Yaşam savaşı veren, kaybettikleri evlatlarını arayan, oğullarına, kızlarına, kocalarına kol kanat geren anaların çabaları laf olsun diye midir?
Sizin hiç oğlunuz, kızınız, eşiniz ortadan kayboldu mu? Sabah evden çıkıp bir daha geriye dönmeyen sevdiklerinizi aylarca, yıllarca hiç aradınız mı? Göz pınarlarınız ağlamaktan hiç kurudu mu? Oğullarını, kızlarını, eşlerini anne-babalarını arayan “Cumartesi Anneleri”den hiç haberiniz oldu mu?
Siz hiç doğanın amansız gazabına yenik düştünüz mü? Siz hiç harçlık isteyen çocuğunuza harçlık verememenin acısını yüreğinizde hissetiniz mi?
Siz hiç bir lokma ekmek için gün boyu maden ocağında çalışan bir yakınınızı yerin metrelerce altında kaybettiniz mi? Siz hiç çaresiz kaldınız mı?
Siz hiç “trajedi” yaşayan insanlara “dram” la son bulan hayatlara şahit oldunuz mu?
Nasıl ki “algı yanılsamasını” insan oluşturuyorsa, her ne pahasına olursa olsun, yaşamı ve insanı “ikna edici gücün merkezi” de insan olmalı. Ancak şunu da unutmamalıyız; ne kadar yenilik, kesintisizlik, değişim, bilgelik, erdemlilik olursa olsun bence insan "trajik" bir canlı olma özelliğini koruyacaktır.