- Kategori
- Güncel
Sizce de Deli İbrahim'ler gerekli değil mi bu memlekete?
Efendim, deli deyip geçmemeli bazı kişilere. Nice deliler var ki akıllıdan ziyade… Biz, bana dokunmayan… Ve neme lazımcı zihniyetlerimizle, ya da kör gözlerimizle, nice akıllıya, nice gerçeği görüre ve yürekliye, ülke ve insan çıkarını düşünene deli deyip çıkıyoruz hiç düşünmeksizin, hiç irdelemeksizin, kendimizi çok akıllı görerek!
Bilirsiniz deli İbrahim diye anılan bir padişahımız var geçmiş tarihimizde. Pek çoğumuz da onu gerçekten aklı kıt sanırız bu sıfatından dolayı, deliliğinin nerden kaynaklandığını araştırmaksızın.
Bilinenin tersine, akıllıdır sultan, hem de çok akıllı, üstelik cesur, yürekli, hem de adil. Dürüsttür, doğrudur çünkü. Adam gibi adamdır velhasıl. Bileniniz çoğunluktadır, adam sözcüğü, Öz Türkçe bir sözcük olup, “Doğru, düzgün, dürüst insan, doğru yolda giden insan demektir. Cinsiyet belirleyici bir kelime, yani erkek anlamında değildir bu gün bilindiği ve galatı meşhur olup kullanıldığı gibi.
Olayın aslı; yani Sultan İbrahim’e deli yaftasının yakıştırılmasının aslı şöyle tarihi kaynaklara bakıldığında: Sultan İbrahim’e bir gün Karaçelebizade namlı bir zat gelir ve der ki “Sultanım beni Şeyhülislam yap.” Lakin bu zat, o makama layık yeterlikte değildir. Donanımı, bilgisi yetmez o makamda olmaya. Kabul etmez Sultan İbrahim. İsteği yerine gelmeyen Karaçelebizade oturur bir kitap yazar o hırs, o kin ve nefretle. Ve kitabın bir yerinde, Sultan İbrahim’in deli olduğundan bahseder.
Padişahın o güne dek ki uygulamalarını gözlemleyen halk da inanıverir hemen Padişahın deli oluşuna.
Padişah İbrahim deli değil, deli dolu bir insandır aslında. Deli doluluğu ise düzgün, dürüst insan oluşundadır, gözü karalığında, adam gibi adam oluşundadır. Haksızlık, adaletsizlik, yolsuzluklar karşısında delirmesi, çıldırmasındadır. Her verilen görevin doğru, dürüst, adaletli ve lâyıkıyla yapılmasını ister ve bekler, mazeret kabul etmez.
Sözünü tutmamışsa biri, yerine getirmemişse vaatlerini, yapmamışsa lâyıkıyla görevini, hemen oracıkta neyi gerektiriyorsa verir cezasını. Öyle zindanlara koyup da, sonra tekrar padişah olabilmek için ödün ve ödül olarak aflar çıkartmaz, devleti, milleti soyana, cana, mala, ırza tecavüz edene. Her gün bir askeri şehit olurken kendi neme lazımcı bir tavırla adeta, sarayında oturup oğlunu da başka ülkede saklayarak, o ülkeden icazet beklemez vatan hainleriyle ilgili nasıl bir tutum sergilemesi konusunda. Başka ülkelere gırtlağa kadar borca batırmazdı ülkeyi bedelini halkına ödetip kendi ve çevresi katlayarak hangi yollardan teminli belirsiz servetine servet katarken. Yıllardır gözü toprağında olanlara ödünler vermez, dost elleri uzatmaz, ayaklarına kadar gidip pazarlıklar yapmazdı adeta. Karış karış satmazdı vatanını, her bir karışında dedelerinin kanının var olduğunu ve o toprağın ne zorluklarla geri kazanıldığını, düşmandan arındırıldığını unutup ta o toprakları o kovduklarının torunlarına eliyle sunmazdı bir şekilde, her bir kurumunu, her bir işletmesini, bankalarını satmazdı onlara. Petrol kuyularını kapamaz onlar izin vermedi diye, yeraltı kaynaklarını onlara kiralamazdı bize geriye çok büyük bedellerle satsınlar diye.
Ve sokakta gördüğü anda bir haksızlığı hemen orada adam döven tek padişahtır. Gerçi Fatih de daha önce dövmüştür ama ortalıkta değil kapalı mekânda makamındadır onun dayakla kişi cezalandırması.
Deli İbrahim düzgünlüğüyle, dürüstlüğüyle kendi adını deliye çıkarır hiç umursamasız, hiç hesapsız. Ama halkını delirtmez, çıldırtmaz yoksulluklarla, yoksunluklarla, adaletsizlik, haksızlık, işsizliklerle, ağlatmaz anaları tüm ülkeyle birlikte her gün şehitleriyle.
Varsın tarih beni deli lânse etsin, varsın bana deli desinler. Bir kişi, bir tek kişi bile olsa, Allah razı olsun diye dua edip seviyor olsa da yeter bana. Yalancı durumuna düşmüyor, tutamayacağımı bile bile sözler vermiyor, halkımı kandırmıyor, oyalamıyorum ya, yandaşlarıma, yakınlarıma, en başta da kendime çıkar sağlamıyor, kendi küpümü doldurmuyorum ya. En önemlisi de sırtımda hiçbir kul hakkı yok ve Allah’ın huzuruna alnı ak çıkacağım ya diyor, huzurlu ve rahat uyuyordu başını yastığa koyduğunda.
Ne dersiniz, sizce de Deli İbrahimler gerekli değil mi bu memlekete?!!