​ Sn. Başbakan'ın Fatih Terimleşme ile Daumlaşma arasındaki zor seçimi / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '09

 
Kategori
Siyaset
 

Sn. Başbakan'ın Fatih Terimleşme ile Daumlaşma arasındaki zor seçimi

Sn. Başbakan'ın Fatih Terimleşme ile Daumlaşma arasındaki zor seçimi
 

Bir kaç gündür teknik direktörler üzerine yazıp çiziyorum, sanmayın ki bütün yapının onlardan oluştuğuna inanıyorum ya da savunuyorum. Öyle değil.

Aynı şey devlet adamları, siyasetçiler, liderler için de geçerlidir.

Sn. Başbakan geçtiğimiz hafta AKP Kongresinde yaptığı konuşmada Türkiye'deki bütün başarıların nedeninin partisi ve kendisi olduğu yönünde bir tablo çizdi. Kuşkusuz tek başına iktidar olmak ve hükümeti idare ederek bir takım kararlar almak çok büyük avantaj.

"AKP henüz bir yaşındayken bu topluma nasıl bir güven vermişti de tek başına iktidar olma yetkisini alabilmişti?"

Sosyal bilimlerde bunun parti tarafından bakılarak yapılacak bir açıklaması kolay değildir. Ancak Türkiye'nin mevcut pozisyonu, içinde bulunduğu istikrar tablosu ve siyasi yapısından yola çıkarak AKP'nin iktidara taşınmasını rasyonelleştirebilirsiniz.

AKP ve kadrosu Türkiye'nin yaşadığı o büyük buhran sonucu alternatifsizlik içinde birinci parti oldu. Düşünün ki o seçimlerde milliyetçi söylem ile yeri göğü inleten, bugün siyasi sığınma talebi ile Fransa'ya kaçan Cem Uzan ve partisi de neredeyse barajı aşarak meclise girebilecekti. Bu yazının oturduğu temel içinde şu soruyu sormamız gerekiyor.

"Genç Parti meclise girseydi, bugün nasıl bir Türkiye olurdu? Cem Uzan nerede olurdu?"

Onu da geçelim; işi Genç Parti adına biraz daha kolaylaştıralım, 2002 Seçimleri öncesinde baraj %5 yapılmış olsa bugünkü siyaset bambaşka şekillenirdi.

Ancak Türkiye’nin kurulu düzeni, statükosu, ilkeleri, kanunları buna izin vermedi.

AKP'ye iktidar yolunu açarak bizi bugünlere getirdi.

AKP ve Sn. Başbakan şimdi bu süreci kendilerinin yarattığını düşünüyor ve kitlelere de böyle göstererek anlatıyor. Siyasi olarak yaptığı doğrudur, çünkü bir sene sonra yapılacak olası seçimlere yatırım, propaganda malzemesi olarak kullanmaktadır.

Fakat biz bunun böyle olduğuna inanamayız ya da değerlendiremeyiz. Açıkçası haddimize değil ama Başbakan'a da tavsiye ederiz.

AKP nasıl Türkiye'nin içinde bulunduğu atmosferden doğmuşsa, Türkiye'nin dünya konjonktürü içindeki geldiği pozisyonu da AKP'nin bugün sanki kendisinin yaratmış olduğu izlenimi verilen liberal politikaların takipçisi, uygulayıcısı haline getirmiştir.

AKP'nin buna hiç mi katkısı yoktur, sorusuna vereceğimiz cevap kuşkusuz "yoktur" olamaz. AKP global ekonomi ile entegre olabileceğini gösterebildiği için iktidar olmuş ve o ekonomiden de destek almıştır.

Çok değil bundan altı sene önce köşe yazarlarımız Irak Tezkeresi mecliste oylanmadan önce ABD'nin vaat ettiği 8 milyar dolar ülkemize gelmezse yaşayacağımız büyük ekonomik krizle insanlarımızın vicdanı ile cebi arasında seçim yapması yönünde psikolojik bir baskı yaratmışlardı. O gün tezkere reddedildiğinde Türkiye'de beklenen kıyamet kopmadı. Çünkü Türkiye'nin ekonomik olarak başka kartları da vardı.

AKP iktidar olduğunda Türkiye dünya ekonomisinde 25. sıradaydı ancak 17. sıraya kadar çıktı ve bugün G20'nin parçası haline gelerek küresel ekonomide söz sahibi oldu.

AKP süreç içinde dişlilerin çalışması için çalıştı, yağladı durdu. Ancak sistem kendisini bir süredir zaten hazırlıyordu. Örneğin 2002'de seçimlerden bambaşka bir sonuç çıksa da bu çark bir şekilde dönmeye çalışacaktı ancak bir takım dişlerde sorunlar çıkacaktı. Bazı kararlar gecikeceği için liberal politikalar kendisine yol bulmada zorluk çekecekti.

Oysa AKP o yola asfalt döşedi.

AKP Türkiye'nin küresel ekonomi içinde yapması gereken politikaları hızla hayata geçirmeye çalışırken bir taraftan da bunun siyasallaşmasını sağlıyor. Bütün bunların kendi rasyonalitesi içinde yanlış olduğunu söylemek çok güç. Birbiri ile uyumlu hareket ediyor.

Üstelik bütün bunlar devam ederken belki 2002 yılında AKP'nin dışarıdan bakıldığında en fazla rahatsız edici görüntüsü olan dini vizyonunu da değiştirilerek gerçekleştiriliyor. AKP merkez sağın liberal partisi haline geliyor ya da çoktan geldi bile...

Burada muhalefet için bir parantez açmak gerekirse; bundan sonra siyasetin bu mevcut durum üzerinden yapılması ve yeniden yapılandırılması şarttır.

Tekrar yazımızın içeriğine dönecek ve bağlayacak olursak; AKP'nin geldiği bu gösterişli pozisyon aynı zamanda en riskli kader anı da oluyor.

Sn. Başbakan'ın güçlü lider kişiliğinin bundan sonra alacağı tutuma göre partisinin ve elbette kendisinin kaderini belirleyecektir.

Sn. Başbakan Türkiye ve Dünyanın içinde bulunduğu yeniden yapılanma pozisyonu ile ulaştığı başarıları yine o yapı içinde rasyonelleştirerek, kendi sistemini yaratır ve bu sistemin içinde oyunu oynamaya devam ederse kuşkusuz bundan sonraki kazanımları kendi hanesine yazmaya başlayacaktır.

Ancak; teşbihte hata aranmasın, bütün bu sürecin sebebinin kendisi olduğu yanılsaması ile davranıp, bundan sonra da yapacaklarının yine kendisinden kaynaklanacağına inanarak devam ederse Fatih Terimleşecektir.

Uzay Gökerman

Zorunlu Not: Bu yazının daha anlaşılır okunabilmesi için futbol kategorisinde yazdığım blogları da "usulen" öneriyorum.

Fatih Terim hakkında çok net ve çarpıcı bilgiler vereceğim

Fenerbahçe'nin Anahtarı: Daum Sistemi

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..