Soğuk, Bilinmedik Bir Hüzün / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Soğuk, Bilinmedik Bir Hüzün

Soğuk, Bilinmedik Bir Hüzün
 

Aklıma düştü düşüncen. Gecenin bir vakti kapayamadım gözlerimi. Yaz dedim Sema yaz, çoktandır yazmıyorsun, çoktandır dökmüyorsun içindekileri. Tuttu elimden yoldaşım, dünyaya haykırmak üzere yine aynı platformdayız. Düşüncen uyutmadı beni… Gözlerin, o hüzün dolu gözlerin… Aldı götürdü beni bilinmezliklere, seninle buluşturdu… Dizine koydum başımı, sonra baktım sana olduğum yerden. Görmek istediğim yüzdü şüphesiz. Sen okşadın saçlarımı, üstünde gezdirdin ellerini. İçimde vücut bulan duygular birbirini kovalıyor, güzel olana bir yenisi daha ekleniyordu. Çok geçmedi kaldırdım başımı uyuduğum dizinden. Sarıldım sana, can kokunu içime çektim. Yüzüne sayısız kere kondurdum öpücükleri. Dudağına, yanaklarına, gözlerine… Yüzünde öpülmedik yer bırakmadım. Ellerine yöneldim. Öptüm, oh dedim! Yüreğini hissettim, akabinde yüreğimi. Sonra koydum başımı tekrar dizine. Ya gözlerin… Tarifi imkânsız. Hiçbir tanıma sığmaz. Güzel dersem, muhteşemin hatırı kalır.

Annem; düşüncelerimi işgal ediyorsun. Hiç geçmiyor bu özlemlik hallerim. Can kokunu içime çekmeden geçirdiğim günleri günden saymıyorum. Sabahları uğurlarken okuluma “ yolun açık olsun kızım, Allaha emanet ol!” iyi dileklerinle güne başlamak öylesi bir güvenle dolduruyordu ki içimi, şimdi onu duyumsamamak tetikliyor güvensizliğimi. Annem; dün gece bir rüya gördüm. Uyandım, kötü düşünceler birikti zihnimde. Gördüğüm rüyanın da etkisiyle nedense pek korkunç geldi yalnızlığım. Burası neresiydi, bu eşyalarda nesi? Tutsak olduğum bu karanlık bile benim karanlığım değildi. Korktum, tek başımaydım çünkü. İçten içe bağırıyordu çocuk yanım “ anneeeee. Nerdesin” büyümüş, serpilmiş, kocaman kız olmuş Sema da bu çocukça isyanı kendine yediremese de, o da dile getiriyordu kendince “ annem, neredesin? Korkuyorum ben!” küçük bir kız çocuğuyken geçirdiğim her korku nöbetini yatağına girip, saçlarına yüzümü bastırıp içime çekerken kokunu, korkmama sebep duyguların arkasından el sallardım. Korkmuyorum artık be! Annem var yanımda, annem… Korkutmana izin vermez. Pek güvenirdim kokuna ben de. Galip gelirdi çoğu zaman. Aldığım bir uyku ilacı gibiydi. Sonrasında korku durumları geçmiş, ben rüyamı görmeye başlamıştım bile.

Ama şimdi tek başımaydım. Koca kız oldum aklımdan çıkmadı yanımda olsaydın keşke, düşüncesi. Tuhaftı… Acaba annem şimdi hissetmiş midir dedim kendi kendime? Şu an ondan bir parça, bir yerlerde huzursuz. Anneler hissederdi ya! Yatakta döndüm dolandım. Telefonumun ekranını süsleyen fotoğrafına baktım. Gülümsemişsin bana. Gülüşün karanlığı delip geçti, odamı aydınlattı sonrasında ruhumu. Nasıl uyuyacağım ben diye sorarken kendime, sabah ezanının sesini duyuverdim. Normalde o sesten korkan ben, o sabahkinden hiç de korkmadım. İçime işledi, aldı götürdü kötü düşünceleri. Annem, hissettin demek. Sahi ya kalkardı şimdi sen o tatlı uykundan. Bir güzel alırdın abdestini. Açardın dış kapıyı, kuş sesleri gelirdi, hava aydınlanmaya yakın… Günü selamlardın. Denk gelirdim bazen, beraber selamlardık. Sonra bir huzur, bir mana kuşatırdı tüm benliğimizi… Gece bir anda gelen o ses tüm korkularımı da götürmüştü giderken. Annemi özlemekle geçirdiğim o yarı karanlık, yarı mistik havanın da etkisiyle uyuyuvermişim nasıl olduğunu anlamadan. Annem, yine uyuttun kızını uzaktan uzağa öyle mi? Sırtın ağırıyormuş. Bunu öğrendiğimden beri çıkmıyor aklımdan acı çektiğin düşüncesi. Yanında olsaydım da bir güzel sıvazlasaydım ağrıyan yerlerini. Çocukken bana yaptığın gibi, ben sana yapsaydım. “geçti mi anne?” deseydim, sen geçmemesine rağmen acının da verdiği etkiyle yine yanağında beliren acı bir tebessümle beni inandırmak için “geçti kızım” deseydin. Sonra ben inansaydım, mutlu olsaydım, annemi tedavi ettim diye gururlansaydım. Ama gel gör ki uzaktır sana bu can. Bu can kalamıyor sensiz buralarda. Sen her ne kadar desen de ablama “ neden söyledin merak eder şimdi” diye yine canının yandığı gerçeği huzursuz ediyor burada beni.

Annem, aidiyetim… Bir de kar yağdı bu sabah üniversite şehrime. Kararsız mıydı neydi bilemedim ama hemen eridi. Ama birkaç gün sonra geleceğinin sinyallerini de verdi giderken. Göl masmaviydi şimdi, onu bağrına basan dağlar ise gelinlik kız gibiydi. Gül ablamla konuştuk sabah. “ buraya da yağdı fakat benim yüreğime” dedi. Şüphesiz sizden ayrı geçirdiğim ilk kış. Bilirim nefret edersin kıştan ablam. Memleketimin kışı pek çok farklı duyguyu yükler yüreğine. İçini ferah tut ablam. Bu günler de geçer, tıpkı nasıl geçtiğini bilmediğimiz diğer güzel günler gibi. Annem, bir yazıma daha konu oldun… Sevgin ben de baki… Daha anlatacağım çok şey olacak şüphesiz. Ben ağlayacağım sen sileceksin gözlerimden akanları. Ben güleceğim, sen de mutlu olacaksın bir gülüşüm sonrası. Annem, şu kızın pek bir özlüyor seni. Tanımadığı şehrin kışı üşütse de onu, tek bir düşüncenle ısınıveriyor içi. Aldırmaz kışa… Annem, kendi söküğünü dikebiliyor artık kızın. Seninkiler gibi olmazsa da en azından öyle olması için çaba harcıyor. Bilirsin ki bilmem bu işleri. Kendimi doyurmasını da bilmem. Hatırlatmazsan aklıma gelmezdi yemek yemek. Burada beni dürten birileri olmazsa da senin için aklıma getiriyorum yemek yemeyi. Zira öyle olmasını isterdin. Şimdi kış… Evde babamın hemen yanı başındadır yerin. Babam bakar gözlerine yanında oturmandan memnun. Çocukça bir sevinçle dolup taşmakta koca yüreği. Bir dev gibi sever babam seni dev… Sana bakarken parlayan o ela gözlerinden belli… Güzel annem, ayrık söz veriyorum sana. Bu kadar üzmeyeceğim kendimi. Sen de üzülüyorsun biliyorum. Sana bunları yaşatmamalıyım biliyorum. Tamam, o halde güzel bir şiir ile bitsin bu yazı… o da üstad Ahmet telliden olsun: “Su ve ses kadar beklediğim Ne kaldı geride bilmiyorum. Uzanıp uyumak istiyorum gölgeme Ve sarılmak o kocaman gözlerin Uğuldayan rüzgarına…”

 
Toplam blog
: 16
: 643
Kayıt tarihi
: 23.06.10
 
 

Muş doğumlu, 20 yaşında daha çömez bir yazarım... Hem ben sadece yazarım... Öyle bir tutku ki yaz..