- Kategori
- Çocuk Psikolojisi
Sokak gençliği
Ailelerde engelli anlayışı
Aileler çocuklarını sağlıklı olarak yetiştirmeyi yegane
prensip görüyor, aksi bir durumda kendini suçlama veya suçlu arama moduna girerek hem kendini hemde çocukları istemeyerek te olsa mutsuzluğa sevk ediyor .Hele toplumun dışlayıcı yönü baskın olunca daha da bir stres altına giriyorlar. Aileler çocuğun özürü kesin olarak tanımlandıktan sonra, aile bireylerinin çocuğu ve özürünü kabullenebilmesi çok önemlidir. Ancak aileler bu sürece ulaşıncaya kadar bazı zor ve engemeli aşamalardan geçebilmektedirler.Aileler
büyük bir şok yaşayabilmekte, bazen ağlayarak, tepkisiz kalarak, kendini
çaresiz hissederek tepkisini ortaya koyabilmektedir. Bazı anne-babalar ise çocuklarının özürlü olduğunu kabul etmek istemeyebilirler. Çocuğun ve kendilerinin gelecekte yaşayabileceklerine yönelik endişe duyma, kaygılanma, üstlerine düşen sorumluluklar, "halimiz ne olacak?''diye kendi kendine sorular sorma gibi sıkıntılı aşamalar geçirebilmektedir. Bununla beraber anne_babalar
hayal kırıklığına uğrayarak, hayallerinde yaşattıkları ideal çocuğun yok olması gibi bir depresyon yaşayabilmektedirler. Böyle bir durumda duyulan acı, gerçekten çok sevilen birinin kaybedilmesi karşısında duyulan bir acı kadar dayanılmaz olur. Acı çekme, gerçeğin kabul edilmesini kolaylaştıran bir duygu gibi görülmektedir. Bununla beraber ailelerde suçluluk duyma, özrün kendileri yüzünden olduğuna
inanma, hatta bazı hatalar sonucu Allah tarafından cezalandırılma hissine bile kapılabiliyorlar. Bunlar tamamen içinde bulunduğu depresyona bağlı geçirmiş olduğu hislerdir.
Her anne-baba kendi çocuğunun başarılı olmasını, onaylanmasını ve kabul görmesini arzu eder ve bundan da son derece gurur duyar. Oysa özürlü
çocuğun, çevrede kabul görmemesi, hatta alay edilmesi, acınması,
korkulması ve reddedilmesi gibi olumsuz tutum ve davranışlar yaşayabilmektedirler. Tüm bunlar karşısında aile, özürlü bireyden utanma duygusu geliştirebilmektedir. Sıklıkla, başkaları ile görüşmeyerek, çocuklarını da eve kapatmayı tercih etmektedirler.
Yakın akrabaların ve toplumun desteğinin sağlanması, özürlü bireyin günlük yaşama katılımının kolaylaştırarak, toplumsal yaşamda yerini almasına katkı
verici çalışmalar gerçekleştirilebilir. Bu durum ailenin diğer üyelerini rahatlatacaktır. Akrabalık ilişkilerinin yoğun olmadığı toplumlarda özürlü ailelerinin bu türden gereksinimleri, gönüllü aileler organize edilerek, "paylaşılan bakım", "aileden aileye destek ve kendi kendine yardım" gibi gruplar aracılığıyla karşılanmaya çalışılmaktadır
Aile yaşamında kardeşler arası ilişkiler, üzerinde durulması gereken önemli konulardan biridir. Özürlü birey ve kardeşleri arasındaki ilişki hoşgörülü, sevgi dolu ve paylaşıma dayalı olabildiği gibi öfke ve utanç duygularının hakim olduğu bir yapıda da olabilir. Kardeşler arasındaki ilişkinin niteliğini doğal olarak
ebeveynin tutumu ve davranışları belirleyecektir. Bu konuda, küçük yaşta yapılacak bilgilendirmenin, çocukların sorunlarla baş etme kapasitelerinin daha yüksek olması nedeniyle, etkili olacağı vurgulanmaktadır
Aile aynı zamanda sevgi, saygı ve beraberliğin paylaşıldığı en temel yapıtaşıdır. Victor Hugo'nun dediği gibi, "Yaşamda en yüce mutluluk, sevildiğini bilmekten geçer"
mehmet sebih altun
ışıltı gazetesi msebihaltun@gmail.com