​ Son defa / Gezi - Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '06

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Son defa

Son defa
 

Gökova... Adı üzerinde: '' Mavi Ova.''.. '' Mavi... Mavi, masmavi'' ... Rüyaları ile, hülyaları ile, gülücükleriyle..

Gökyüzünde bir ova oluşmuş sanki. Maviliklere bulanmış... Sonra? Bulut bulut akmış boşluğa. Depderin, ucu bucağı bulunmayan bir çukur... Denizle gök, birlik olup maviliklerin de mavisini yüreklerinin içine alarak,yüzen bir ova teşkil edivermişler. Olmuş size koskocaman, şıpırtılı, mavili, apak sisli bir deniz. Tül tül; oradan oraya uçuşan, sisler demeti içinde, mavilere,maviliklere bulanmışlar..Dantel dantel,oya oya ak köpüklerle kıyıyı dövüyor deniz...

Ben oraya vardığımda, güneş batmak üzereydi. Ormana, neredeyse bir akşamüstü serinliği ha çöktü, ha çökecekti... ''Cırcır'' böcekleri daha yeni susmuştu. Uzun uzun kavaklar, çamlar, boyunlarını uzatmış, boşluğa uzanmış salınıyordular. Sanki boşluğu dinliyorlardı.

Şu ''Cır- cır'' böcekleri ne zaman ötmeğe başlasalar, niye karıncalar aklıma gelir ki!? Kim uydurduysa uydurmuş, hepimize de belletilmiş, kıssadan hisse çıkarmamız için önümüze konmuş. Üstelik dayatılarak da: Neymiş efendim, Bu cırcır böceği kış kıyamette, karıncaların kapısını çalıp yardım istemiş. Karınca da ''Git Allah versin'' kabilinden: ''Ben, gece gündüz çalışırken, sen ağaçlarda sazını çaldın, keyfine baktın. Şimdi ne yüzle kapıma gelirsin'' diyesiymiş! Güzün, ağaç dallarından sarkan bir çift kuru bedene yapışık ayak görürsünüz. Bu cır cır böceğinden başkası değildir Halbuki o, ayaklarının içlerini, karnındaki halkalara durmadan sürter ki, yumurtaları kızışsın, bir an evvel olgunlaşsın. Sonra da yavrular bu dünyayı paylaşsın... Gaye budur zaten. Yumurtadan çıkan yavrular hayat bulurken, bir taraftan da bunu hayatı ile öder cır cır böceği... Balkonlarda kurutulmak üzere ipe dizilen patlıcanlar gibi de, ''takır takır'' ses verir ... Ölüsü bile seslidir, eski günlerin yüzü suyu hürmetine. İşte böyle sevgili, hürmete layık bir böcektir bu... Resmen iftira atılmıştır Cır cır böceğine...

Ormandayım hala... Güneşin son kızıllıkları, neredeyse tükenecek... Elemli deniz kuşları, yuvalarına döndüler bile. Deniz, dalgalarıyle oyalar işliyor... Dantel dantel ak köpüklerle kayaların arasına, danteller geriliyor...

İçimdeki sevgililere seslenmek istiyorum bütün gücümle... Zavallı cır cır böceklerinin acısını paylaşmak istiyorum. Uzatıyorum ellerimi ve haykırıyorum:

Seni yaşıyorum Gökovada...

Ellerin... Gözlerin... Yüreğinle... Ve sen yoksun !...

Azmaklardan sular akıyor, deliler gibi... Metrelerce derinlikte bir gazete sıkışmış taşlar arasına. Bir ucu salınıyor akıntıdan. Dipte, kuzu gibi yatıyor. Su berrak mı berrak. Bir büyüteç gibi de yazıları büyültmüş... Manşetiyle birlikte, tarihini de okumak mümkün... Ve akşam, perde perde kapanıyor artık. Civardan buram buram sacda yapılan ekmeğin kokusu geliyor.

Derken!... Karşı ağaçların içinde bir hışıltı. Romantizm ararken, başımız derde girer mi acep diye düşündüm bir an... Hışıltı daha yakından duyulur oldu. Baktım iyice, gözümü dört açarak. Önde bir adam... Ağır ağır bana geliyor dosdoğru. Elinde tuttuğu bir şey var. Yarı karanlıkta çıkaramıyorum nedir elindeki? Dosdoğru bana geliyor. Yine bir hışırtı daha... Peşinden de kocaman bir inek sökün etmesin mi ?Geldi geldi. Tam önüme gelince durdular. Adam, Hayvanın ipini gevşetti ve, elini masaya uzatarak bir şey gösterdi. Baktım, benim fotoğraf makinemi işaret ediyoır. Ve sordu: '''Bu fotoğraf makinesi mi? '' ''Evet'' dedim ben de.

Adam, belli bir rahatlama gösterdi. Yarı karanlıkta belli oluyordu bu. Ben de ferahladım. Karşımdaki konuştu: ''İkimizin reesmini çeker misin ? '' Bir mana veremedim. ''İkimiz'' derken,yanındaki ineği işaret ediyordu.

Merak sırası bana gelmişti: ''Hayrola?'' dedim. ''Hayır ola Bey'' dedi ve ilave etti: ''Biz bu ineği, bu gün sattık. Elimizde büyüdü, bu yaşa getirdik. Ona bir evlat gibi alışığız. Bu gün son defa otlatıyordum. Sana rastladım... Burada durakladı... Sonra, eğdiği başını, ağır ağır kaldırarak, utangaç gözleriyle baktı ve: '' Resmimizi çekersen, aile yadigarı olur diye düşündüm...'' Dedi. Sesi, kederliydi. Boynu büküktü... Gözünü, öküzünden ayıramıyordu. İçinde fırtınalar estiği belliydi. Donuk, tutuk simasının altında, büyük bir ıstırap vardı. Acı çekiyordu adam...

Adamcağız, ineğinin ipini eline doladı... Sonra iki dizi üzerine toprağa diz çöktü. Kolunu, hayvanın boynuna attı... Yanağını, onunkinin yanına getirdi. Başbaşa öylece kalakaldılar...

Gözümü, makinenin vizörüne (Bakacağına) getirmiştim ki, oradan gördüm... Adam,''Ağlıyordu...''Bir an, karşımdakileri kaybettim. Buğulanmıştı baktığım cam... Makine, ıslanmış olmalıydı. Ki , yanağım makineden kayıyordu. Kaygan kaygandı... Ve deklanşörle birlikte flaş patladı. Saniyelerin aralığındaki aydınlıkta, onlar bir heykel gibi başbaşaydılar. Bakamadım pek!...İkisi de ağlıyorlardı...

Ve her ikisinin gözyaşları, birbirine karışıyordu...

Adamla sevgili ineğinin, son defaki beraberliğiydi bu!...

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..