- Kategori
- İlişkiler
Sonbahar hüznü

Sonbahar Hüznü
Kararmış gökyüzüne bakıp, susup kalmıştım yanında. Oysa sen cıvıl cıvıldın, neşeliydin, mutluydun. Ve yağmur başlamak üzereydi. Canım sıkılmış gibi bir halim vardı. Durgun ve suskundum. Kendi kendimle konuşur gibi, “Hava bozdu, artık günlerce devam eder bu puslu hava” demiştim.
Gülmüştün sen.
“Olur, böyle şeyler.” demiştin. “Bunun adı sonbahar hüznüdür.”
“Bilmiyorum”, demiştim. “Bu sonbahar hüzün veriyor bana.”
“Bahar yağmurları hassastır, narindir, tıpkı bahar aşkları gibi, yağar ve biter. Önemli olan, sonbaharda aşka düştüğünde, sarı yaprakların arasından uzanıp, günlerce süren kar yağışında, soğukta, o aşkı yaşatabilmektir. Bahara çıkılırsa eğer, korkma, bu iş tamamdır. O dostluk kolay bitmez. Bu dostluk bitmez. Sen bitmezsin, ben de gitmem.” Demiştin.
Oysa ben sana ilk yaz aşık olmuştum. Bir mevsim geçmişti. Hep güneşli günlerde buluşmuş, güneşin karşısında, sahillerde kumların üstüne yarı çıplak uzanmıştık. Yalnız kalmamıştık hiç, üşümemiştik. Geceler bile sımsıcaktı.
Oysa şimdi sonbahar gelmişti.
Uzun kış gecelerini ısıtabilecek miydi dostluğumuz?
Baharı görecek miydi bu sevda?
Yoksa sararmış, işe yaramayan yapraklar gibi savrulup, yağan yağmur sularında birikip yok mu olacaktı?
“Biraz yürüyelim mi?” demiştin. “Hani belki dağılır hüznün. Ben senin üşüyen ellerini ısıtırım avuçlarımda. Buğulanmış nefesimle öperim seni.”
Şiir gibiydi sözlerin.
Sözlerin şiir, gözlerin şiir, ellerin şiirdi senin.
Yağmur başlamak üzereydi. Dışarı çıkmayıp pencere önünde oturmuş, uzun uzun yağan yağmuru seyretmiştik birlikte. Camdan süzülen damlalarda sen vardın. Tatlı gülüşün vardı bir yerlere tutunamayıp, kayıp giden. İçimde saklı kalan özlemlerim, camdan süzülen damlalar gibiydi. Engel olamadığım, buğusu kaybolan bir sevdanın külleri vardı. Oysa sen yanımdaydın.
“Yaşamın bir tadı olmalı” demiştin gözlerime bakarak. Ve gözlerin, ebemkuşağının rengine benziyordu. Kirlenmemiş, saf, içten, olduğu gibi. “Neden böylesin bu gün? Heyecanı olmalı her günün, her mevsimin ayrı bir güzelliği vardır. Her sevda da biraz daha genişler yüreğimiz. Her sevda büyütür bizi.”
Sen, sevdaları konuşuyor, bense ayrılıkları düşünüyordum o an.
Ya ayrılıklarımız ne yapar sevgili? Her ayrılıkta küçülür mü dünyamız? diye sormak istiyor ama soramıyordum.
Bırakıp gidersen beni, ben ne yaparım, diyemiyordum.
Belki de yaşamın tadı camdan süzülen yağmur tanelerinde saklıydı.
O an dile gelmeyen, bir türlü söyleyemediğim duygularım vardı.
Dört duvar arasında sıkılır gibi, kendimizi yağmurun kucağına atmıştık.
Islak ıslaktı dışarıda yaşam.
Yüreğimdeki yalnızlığın buğusuyla uçup giden düşlerim vardı.
Bu öykü hep yaşanıyordu. Hepimiz yaşıyorduk bu öyküyü.
Mevsim sonbahardı ve sonbaharın sarı yaprakları bana yalnız yaşayan kadınları anımsatıyordu.
Sessizce yürüyorduk konuşmadan. Sanki ikimizde başka mevsimlerdeydik.
Sevdiğinden ayrılmış bir kadın çıplak omuzlarını seyrediyordu aynada. Saçlarını tarıyordu.
Kalın kazakların altından irileşen göğüslerine bakıyordu genç kızlar.
Aynalar biraz yalan söylüyordu sonbahar gecelerinde.
Uzun sohbetlerin sonunda düşler tarlasında kayboluyordu kimileri. Ansızın kış bastırıyor, ayaklar altında ezilen kar tanelerin sesini dinliyorduk yürürken. Yağmur günlerce devam ediyordu. Islanmasın diye daha da yakınlaşan bedenler dile geliyordu.
Aleve kesiliyordu titrek dudaklar bir yan bakışta.
Aslında istenen sevişmek değildi bunun adı. Yakınlık duymaktı bir çeşit. Biraz da güvenebilmekti. Biraz da felekten bir gece çalmanın hesabı vardı. Yaşanması gereken güzel günler adına.
Güzel kadınlar çirkinleşiyordu yapmacık gülüşlerde. Öpüşmelerin sonunda rujun tadıydı dudakta kalan. Kadın kokusu değil. Ve rüzgâr uçuruyordu parfüm kokusunu. Gece, karanlığa gebeydi. Sessizlik hâkimdi.
O gün, öylesine bir garip oluşum, senin de canını sıkmış, ayrılmamız gereken saatten daha erken ayrılmıştık.
“Gitme”, demiştim. “Birazdan bak sana neler anlatacağım. Güldüreceğim seni. Gitme.”
“Sen önce kendini düzelt, kendine çekidüzen ver. Yoksa beni güldürmen mümkün olamaz.”
Doğruydu.
Yüreğim hüzün doluyken sana hiç bir şey veremiyordum.
Şehrin dar sokaklarından geçip, ağır adımlarla evime dönüyordum tek başına.
Yazar: Mustafa Çifci- www.mustafacifci.com
Not: Bu eser Mustafa Çifci’nin kitabından alınmıştır. Telif hakkı yazarına ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında her hakkı saklıdır. Yazarın yazılı izni alınmadan kopya edilmesi, çoğaltılması, dağıtılması, özet olarak belli bir bölümün başka yerlerde yayınlanması yasaktır.