- Kategori
- Sosyoloji
Sosyal paylaşımlar hakkında

Güneyimizdeki sıcak olayları medya aracılığıyla yakından takip ediyoruz…
Önce Wikileaks’ın açıklamaları ortalığı karıştırdı. Sonra iktidarların, tüm muhalifleri sosyal ağla buluştu ve birleşti…
Ve akabinde başta facebook ve twitter olmak üzere sosyal ağlar yasaklandı. Hatta internet bağlantıları dahi engellendi…
Ancak öylesine bir iletişim çağındayız ki (nasıl ülkemizde YouTube yasaklandığında farklı sitelerden girilebiliyordu) şimdi de google belirlediği telefon numarasına sesli aramaları yazılı mesaja dönüştürüp twittere gönderebiliyor…
Görülen iki konu var…
Birincisi dikta rejimler artık bu ülkelerde bile ayaklanmalar sonucu yıkılabiliyorsa Dünya üzerinde bir farklılaşma olmakta, demektir…
Refah içerisinde olunsun olunmasın. Dikta rejimleri şayet halkın içinde ve onların eşit özgürlüklerine dayalı siyaset yapamıyorsanız artık yok olmaya mahkumsunuzdur. Bu olduğu zaman zaten her kişiye ve her kesime eşit olup sosyal adalet sağlanmışsa da dikta olsun demokrasi olsun hiç kimse şikayetçi olmayacaktır… Oysa bir taraftan zenginler daha zengin olup bir taraftan da kalabalık kesim geçim derdindeyse bir patlak verecektir bir yerde. Yargıyla, sporla, askerle, karşıt görüşlülerle, öğrenci, emekli, çalışanlarla kavgalıysanız dünyanın da en adaletli kişisiyim deyin birileri mutlaka dur diyerek hesap soracaktır…
Son olaylar karşısında gözden kaçmayan ise Irak’ın Koalisyon Güçler adındaki başta ABD ve İngiltere işgali ise zamanında böyle bir ayaklanmayla Saddam Hüseyin yıkılabilir miydi sorusunu akıllara getiriyor. İşte bu gerçekleşseydi ne etnik, ne mezhepsel bölünmeler olmayacak ve hatta ABD’nin çıkarlarına hizmet edilmeyecekti…
Gerçi İsrail’in yaptırımlarına ve dolayısıyla da ABD’nin hegemonyasına uyan Mısır’da bu ayaklanma geç bile kalmıştı…
Gerçi bu tür sosyal patlama zamanı olmasa da ülkemizde (ki olacağına da hiçbir zaman inanmıyorum) iktidarda olup %45’lere falan güvenmemenin lazım olduğunu şu olaylar göstermekte. Dolayısıyla da sokak çatışması, ayaklanma, yağmalama vs.. olmayacaktır ama diğer kalan %55’lerin neler yapabileceği biraz olsun görülmelidir… Şimdi herkes rahatsız ama kendi kırmızıçizgilerinin içindekilerin yapacakları için başka çare olmadığını düşündüklerinde, sandık için birleşerek bir iktidarın yıkılması hiç de zor değil…
Siyasilerimiz bunu göz ardı etmemelidirler. Zira kurumlar arası birçok aksaklıklar birçok kavgalar olduğunu medya işliyor. Yurtdışı temaslar rahatsız edici durumlara ulaşmakta. Dolayısıyla da halkın menfaatleri göz önünde tutulmalıdır…
Parti askerle, üniversite bakanla kavga etmemeli. Toplumsal kaygı verici kararlarda dikkat edilmeli. Örneğin, Torba Yasa’da toplumun emek kesiminin sözlerine kulak verilmeli. Pahalılık, geçim derdi, ücret adaletsizliği göz önünde bulundurulmalı. Dün terör örgütünün yanındakiler bugün kravat takınca adam muamelesi görmemeliler…
İşte bunlar sadece birkaç aksaklıklar. Ve mutlaka değerlendirilmeli…
Yoksa karşıt olanların o sosyal paylaşım dediğimiz yerlerde örgütlenerek bu aksi durumlar için birleşmeleri kaçınılmaz olacaktır…
İkinci konu ise;
Sosyal ağların insanları birbirleriyle buluşturan bir yapıda olmasından dolayı her türlü amaçla kullanılabiliyor… Bakınız ki şu son olaylardaki birlikte hareket etmenin/edebilmenin en büyük yardımcısı facebook ve twitter olmuştur…
O kadar çok Sivil Toplum Örgütleri’nin, inisiyatif kuruluşlarının, siyasi partilerin, sendikaların, öğrenci birliklerinin, memur, emekli vs.. topluluklarının grupları var ki; ve anında bu gruplar diğerleriyle de iletişimi anında yaptığından birleşmenin, bütünleşmenin ve birlikte hareket etmenin önü alınamayacak boyuta gelmektedir.
Kurucusu olduğum üç grubu örnek vereyim. Yöresel dernekler adına “Dadaylılar Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Deneği”, kültür ve edebiyat adına “Şiirsel Düşler”, emek adına “Türkiye Yol – İş Sendikası” sadece üç örnektir. Ve anında binlerce kişiye ulaşılabiliyor…
Ve bunlar kadar binlerce grup oluşmuştur…
Onun için de diktalığın hüküm sürmesi için elbette ki bu en kolay ve en hızlı iletişim araçlarını engellemek lazım. Diktatörlerin de ilk yaptıkları zaten budur…
Örgütlenmek hele ki muhalif düşüncelerin örgütlenmesi her iktidarda endişe yaratmıştır…
Bu demek değildir ki; sadece ülke yönetimlerinde olsun. Toplumun her kesiminde geçerli bir gerçektir…
Dolayısıyla da temsil ettiği toplumla barışık olmayanların bundan sonra çok fazla hüküm süreceklerini de zannetmiyorum…
Her ne kadar günümüzde, sosyal paylaşım sitelerine girmek için fark edilir bir çoğunluğun derdi aşk meşk olup canım cuğum muhabbetleri ağır bassa da; derdi lay lay lom olan züppe ve şımarık konteslerin haricindekiler paylaşımlarındaki duyarlılık bunun göstergesidir…
Ve bu da aşikâr bir şekilde ortadadır…
Ancak burada bile laf olsun torba dolsun ve sırf muhalefetlik olsun diye veryansın edenlerin çoğunluğu da futbol takımı tutar gibi parti tutanların oluşturduğu çevredir...
Yenilemek istiyorum ki! Misyonunu benimseyip vizyonunu paylaştığın ne olursa olsun (ister bu Ülken isterse sivil toplum örgütlerin için bir birlik olsun) fikirleri doğruysa savunup çevreni bu şekilde bilgilendireceksin. Zira, varsa bir yanlış; o yanlışı da ortaya dökebileceksin… Çözümler üretip fikirlerini beyan edebileceksin. Ya da lay lay lomunculuğa sen de dahil olacaksın…
Yok, olmayacaksan da gerektiği yerde tepki gösterip gerektiği yerde bilgilerini paylaşmasını bileceksin…
Bu tepkiler de bilgi paylaşımı da; sokakta taş atarak da olabilir, köşende yazarak da ya da söz alıp bas bas bağırarak da. Ama önce kendin inanacaksın…
Kurumsallaşmakla birlikte sanal ortamda da örgütlenmenin gereği; tanıtım ve insanların bir birleriyle diyalogları açısından çok önemlidir… Dolayısıyla her ne kadar reelde örgütlenmeden çekinceli olsa da halkımız bunu aşma zamanı gelmiştir. Hem sosyal çevreniz, hem yöreniz ve hem de kendiniz açısından bu yeniliklere ulaşmak şart…
Sosyal Paylaşımlar; illa sohbet siteleri değil. Ve mutlaka da bir başkaldırı için örgütlenmek de değil…
Şahabettin Mert