- Kategori
- Haber
Soyunan soyunana...Sıra şimdi köylülerde

Köylüler de soyunr. Her şey, takvim uğruna. Ya bizde?
İsviçre’lilerin köy tabanı, şehirle burun buruna yaşar. Yeşillerin içinde bir bakarsınız bembeyaz sayfiye evi görülür. Havuzu, tenis sahasının hemen arkasında bir inek ahırı ve bir kenarda yığılı otlar…
İsviçre’li genç çiftçiler, toplanıp, bir takvim yapalım demişler. Soyunmuşlar, dökünmüşler, bildiklerince de poz vermişler. Şimdi 2010 da piyasaya dağılacak takvimleri. Pirelli’ye mi özendiler nedir?
Bunları okuyunca, Kuşadası yolu üzerindeki “ Maket Köy” Müzesi aklıma geldi. Gidip resimledim. Kendimizi, İsviçre’liler de mukayese etme olanağı buldum maketteki figürlere baka baka.
Geleneklerimiz, göreneklerimiz… Bizi biz yapan mayamız.
Bizim köylülerin aklına gelmezdi açılalım, saçılalım. Çeşme başlarında, harman yerinde, k.ç’ımız başımız açık, cıbıldak pozlar verelim. Bizim köylü, doğduğundan bu yana hep, figüran kaldı. Podyumların, takvimlerin gizli kral ve kraliçeleri olmayı yeğledi hep.
Bu “Düşler Müzesi” bir görsel şölen. Bir mavi düşler senfonisi. Müzede, bütün figürler elle yapılmış, yüzlerindeki ifadeleri ile birlikte.
İsviçre’lilerde kök yok. Devşirme insanlar gelmiş. Biz takvim çıkarmasak da, özümüz takvimlik zaten. Bu maketi gidin görün. Özünüzü bulacaksınız orada. Maketlerle ifade etmişler. Köy ekmeği yapanlar, tarhanası, salçası, bazlaması var. İsviçre’de ne var? Süt var, inek var, çayır var, çikolatanın hası var.
Bizim köy yaşantımız ise, dillere destan. Maketlere bakıyorsunuz; Harman yeri, kilim dokuma, ayı oynatma, yağmur duası, ihtiyar değirmenci, kurşun dökme, fal bakma, dedikodu yapma, hepsi var. Hatta, köyün, “Deli” si bile var.
Geleneklerimiz, göreneklerimiz. Bizi biz yapan mayamız. Ayhan Çetin, Matematik öğretmeni. Şimdi emekli. Yurt genelinde 17 sergi açtı. Eşi Nazmiye, maketlerin elbiselerini dikti, boyadı, takılandırdı. Kızları da Selçuk’ta öğretmen.
Çocukluklarımız. Köy yaşantıları canlandırılmış bir bir; Saklambaçlar İmeceler, birdirbir oyunlarımız, kına geceleri, gerdekte damadın sırtını yumruklama, ibibik kuşlarının ötüşleri, uçurtmalar, topaçlar, aşık atmalar, göbek atmalar, bilye, dokuz taş oyunları, evcilikler, küfürler, küslükler ne ararsanız hepsi de var.
Gidin görün bu tabloları. Takvimlere girmeğe gerek yok. Hayatımız takvim zaten. Gururlanırsınız. Avrupa Birliğinin dayatmalarından kokoreçin neden yasaklandığını, neden kuvvetli bir ordumuzun istenmediğini, neden Atatürk’ün tabu’luktan çıkarılmak istendiğini, okullarda sabahları söylenen andımızın neden kaldırılmak istendiğini ve de susaraktan bir yere varılamayıp, altımızı nasıl oyduklarını da bu sergide hissedebiliriz. Gözleriniz ışıl ışıl olur. İçinizse daha inançlı.
Ata’mız ne demişti? “Köylü, efendimizdir. Geçmişini hatırlamayan uluslar, yok olmağa mahkumdurlar.” Haramzadelere geçit olmasın bu memlekette. Ve de diyelim hep birlikte: “Ne mutlu Türk’üm diyene.”