- Kategori
- Yetenekler
Stratejik oyun
Ben karamsar yazıyorum, çünkü elimde değil; karamsar yaşıyorum. Kuşun böceğin cıvıltısına kanamıyorum artık bahar gelince. Çünkü kışın henüz gidememiş kar soğuğu kalıyor üzerimde. Pollyanna’yı bu yüzden hep takdir etmişimdir. Ne zor gelir onun yaptığı işi yapmak bana. Herşeye iyi bakmak, her kötüde bir iyi bulmak; zor zanaat.
Yatıyorum, kalkıyorum. Aynı güneş, aynı taraftan doğuyor. Aynı şekilde batıyor her gün. Aynı tip insanlar görüyorum metro durağında. Hep aynı koşuşturmacalar. Gençlerin hepsi aynı tip mesela. Ne siyaset bilir bir çoğu, ne edebiyat. Köreltilmiş beyinler, hazır yiyiciler.
Ben ağır yazıyorum, çünkü elimde değil; ağır yaşıyorum.Her gece aynı karalar basıyor beni. Ben her gece inatla uyumuyorum. Düşünmekle geçiyor vaktim; Neyim? Kimim? Neden varım? Ne yapıyorum? Ne olacağım? Ne işe yarayacağım, diyorum. "a-b-c-d.. "diye karşılarına şıklarla cevaplar verilse de yerleştirmeye kalksam hepsi yanlış çıkacak sanki. Alt edilmiş bir yönetim sistemin, öylesine düzenlenmiş yerleştirme düzeni içinde, ben, kendimi hiçbir yere yerleştiremiyorum. Başarısızlığımdan değil, isteksizliğimden değil, tembelliğimden; hiç değil.
Bir gözüm kitap okurken bir diğeri etrafı gözlemliyor. Bu sırada beynim yorumlar yapıyor ve düşünüyor hala ne olacağını ve hala bulamıyor cevabını. Başımda aynı ağrı, gördüğüm milyonlarca çift sevgili. Hiç bitmeyecek sandıkları aşklarını yaşıyorlar kafalarından çıktığını farz ettiğim bir milyon kalplerle. Ne kadar da saflar, diye düşünüyorum. Ben açık yazıyorum, çünkü elimde değil; açık yaşıyorum.
İnsanın yaradılışı hakkında çok düşündüm. Çeşitli tezler oluşturdum kafamda da bir de birbirleriyle uyuşsalar belki kendime yetecek kadar birşeylerin farkında olup da ona göre düşünebileceğim bundan sonra ama yok; Maalesef hiçbirinin birbiriyle uzaktan -yakından alakası yok. Bir gün insanları çok suçlayan bir yapım oluyor çünkü yaptıkları bana çok çocukça, bilinçsizce geliyor. "Evet" diyorum, "ufaklık, seni bir tek sen anlayacaksın". Bu düşünceyi savunup, buna bağlanıp kimsenin beni anlamasını beklemediğim zamanlar pek de bir sorun yaşamıyorum. Gelin görün ki kendimi benim de anlamadığım zamanlarda tezim suya düşüyor ve yeni bir tane üretmek zorunda kalıyorum. "Evet" diyorum, "ufaklık, insan değişik bir varlık. Kendin dahil hiçbir insana güvenmeyeceksin.." Çünkü görünen o ki insan denen canlı, doğası gereği zaman zaman kendi uydurduğu yalanlara bile inanabiliyormuş. Ben bunu kendimde gördüm. Evet işte belki ilk defa bu kadar dürüst yazıyorum, çünkü artık dürüst yaşamak istiyorum.
Benciliz ama yoldan geçen birine "bencil" olduğunu söylesem bana hakaret boyutuna varan laflar edebilir. Ama düşünün bir; diyelim ki birini çok seviyorsunuz ve onun mutluluğu için hayatından çıkmanız gerekiyor, "onu düşündüğünüzü" iddia ederek gidiyorsunuz. O belki kahroluyor. Ama siz onun mutlu olduğunu düşünerek mutlu oluyorsunuz. Olay yine sizde bitiyor. Tam da burada değindiğim iki konuya örnek çıkıyor:
1-Onun mutluluğu sizi mutlu edeceği için gitmeyi seçerek bencillik sergiliyorsunuz,
2-Onun mutlu olmayacağı halde, mutlu olacağını düşünerek kendinizi kandırıp bir de buna inanıyorsunuz!
Kimse bilmez; ben bazen insanların tepkilerini ölçmek amaçlı şeyler yaparım. Mesela en iyi arkadaşımla sebepsiz şekilde konuşmam bir gün. Merak ederim gelip soracak mı "ne oldu" diye, yoksa umursamayacak mı? Bana aşık değilse umursamaz da. Şu ana kadar umursayan çıkmadı. Mesela erkek arkadaşımı denemek amaçlı varolmayan şeyler ileri sürerim zaman zaman. "Ben yurtdışına gitmeyi düşünüyorum" derim mesela " gitme" demesini umarak ama hep o kadar beni düşünürler ki "git" derler. Oysa sevgim benim için bu dünyada kazanabileceğim en büyük kültürüm, yaratıp geliştirebileceğim en büyük sanatımdır. Farkına varılmaz. Belki doğru olan "git" denmesidir ve benim gitmemdir evet, ama o şekilde değil.
İlginç biriyimdir ben, çoğu zaman kendimi kendim de anlamam. Neden bu kadar kendimi adadım insanları anlamaya, anlam veremiyorum aslında. Hiç sevmediğim bir huyum var son zamanlarda aşıyorum bunu: Kasıtlı yalan söylemek. Yine insanların tepkilerini ölçmek için ve bu yalanı kasıtlı ele vermek... Atıyorum; sıra arkadaşım bende fazla kalem olduğunu bildiği halde bana gelip de fazla kalemim olup olmadığını soruyorsa, olmadığını söylüyorum. Oysa gelip mesela direkt istese böyle bir şey yapmayacağım. Samimiyete - samimiyet.
Annem her gün aynı saatte gelip odamı toplamam gerektiğini söylüyor. Toplamıyorum. Ama istikrarlı bu konuda. Ne zaman ki söylemese, o oda toplanıyor. Ama bunu henüz çözebilmiş değil. O yüzden oda genelde dağınık.
Şu milenyum zamanında dershane denen bir şey türedi. Beni de ona yolluyorlar. Sevmiyorum. Düzenli çalışmaya gelemeyen bir insanım ben zaten. Kasıyor beni öyle ortamlar. Arada sırada uğramamdan çok şikayetçi olan öğretmenlerim var. Ama tüm herkes ara sıra uğrayıp nasıl hepsinden iyi netler çıkardığımı çözmeye çalışıyor. Demek ki iş dershaneye gitmekte değilmiş, kendini bilip ona göre hareket etmekteymiş diyorum.
Düzensiz yazıyorum, çünkü elimde değil; düzensiz yaşıyorum.
Yemeğim yoktur, uykum yoktur. Eserse yerim, eserse uyurum. Takıldığım bir ortam yoktur. Çok oldu vakti zamanında ama bana uyanı bulamadım. Benim kurduklarıma da uyabilen çıkmadı.
Çok fazla haksızlık görüyorum. Yaşıyorum da... Ama sesimi çıkarmıyorum bazen. Çünkü o zaman Pollyanna‘lığım tutuyor. Biliyorum ki, haksızlık adalet için olmazsa-olmaz bir kavram.
Kafamı kurcalayan 2 büyük konu var; birine değinmek için henüz yaşım ufak ama diğeri ortaya atabilirim: ölüm. Çok sevdiğim ve erken ölmüş çok insanım var. Dini açıdan bakınca ölünce ya cennete ya cehenneme gideceğiz yahut da ikisine de giremeyip ‘araf’ta kalacağız. Ölçütler neler tam olarak bilmiyoruz. Söylendiği gibi tüm ibadetleri yapanlar cennete, diğerleri cehenneme gibi bir şeyin söz konusu olduğunu sanmıyorum. Çok mantıksız geliyor. O yüzden söylenenlere göre değil, kendime göre yaşıyorum. Bence herkes de böyle yapmalı. Sonuçta akıl bize, düşünelim ve doğruyu bulalım diye verilmişse, düşünüp doğruyu bulmak doğru olandır sanıyorum ki. İnsanları bu konuda ikiye ayırıyorum ben.
Birinci tip insanda; hayatı sevdiği için ölümden korkma olayı söz konusu.
İkinci tip insanda; hayatı sevmediği için ölmeyi isteme olayı söz konusu.
Bir de hayatı sevip ölümü merak ettiğinden ölmeyi isteyenler var ki bunları kategoriye bile koyamıyorum. Bir gün içinde milyonlarca insan doğarken milyonlarcası da ölebiliyor. Hayat bu kadar işte. Bundan birkaç zaman sonra biz de birileri doğarken öleceğiz. Hatta şuanda baskın gelen felsefik zekam yazdığım her satırda ölüme daha da yaklaştığımı vurguluyor ve normal bir insan bunun aklına gelmesi durumunda büyük ihtimalle bu yapılan eylemi vakit kaybı olarak nitelendirip daha dolu bir şeyler yapmaya yönelirdi fakat tüm bu düşünce, fikir ve cümlelerimin öldüğümde benimle birlikte toprakta çürümesini istemediğimden her ne kadar belki kimse okumayacak bile olsa bu dünyada iyi anlamda bir şeyler bırakabilmiş olmak ve vücudum çürüyüp giderken düşüncelerimin her daim taze kalması amaçlı yazıyorum.
Bazen mucizevi olaylara tanık oluyorum. Tam da o zamanlar "hey güzel Allah’ım" diyorum, "sen ne büyüksün". Gerçekten olmayacak şeyler olabiliyor. Ölü kuşu dirilttiğimi hatırlıyorum mesela başında dua ederek. On yaşımda yoktum henüz. Ne bileyim mesela tesadüfen durakta tanıştığınız biri hayatınızın aşkı olabiliyor. Ya da hiç çalışmadığınız bir sınavdan şans eseri yüksek not alabiliyorsunuz. Yolda yürürken bir yönetmen sizi keşfedip zirveye çıkarabiliyor. Ya da kötü örnekler verelim; Günlerdir üzerinde çalıştığınız proje bir iş kazası yüzünden, teslim tarihine bir gün kala mahvolabiliyor. Özel bir buluşmaya giderken ayağınız bir b.k çukuruna saplanabiliyor.. ya da kafanıza bir kuş pisleyebiliyor. En önemli sırrınızı en yakın arkadaşınıza verip de en hazzetmediğiniz kişiden duyup ağzına pelesenk olabiliyorsunuz. İngilizceyi çok iyi bilip konuşabilirken bir gün size "Do you speak english?" şeklinde yaklaşan bayana "evet" diye cevap verebiliyor, hatta Türkçeyi ingilizce kelimelerle katleden insanları eleştirmek amaçlı toplum içinde yaptığınız önemli bir konuşmanın önemli bir kesitinde "Hindistan’da yaşayan people'lar bile" şeklinde başlayan acayip vurucu bir cümle kurabiliyorsunuz. İnsan doğası... Garip, anlaşılmaz...
İletişimi güçlendirmek amacıyla üretilmiş olduğu öne sürülen bir sanal dünya var en basitinden. Gerçek dünyadan daha fazla rağbet gördüğü kesin. İletişimi de güçlendiriyor evet sanırım tek yararı da bu peki ya yarar gibi görünen zararları hiç düşünüyor musunuz yoksa aptal kutusu gibi bunun da mı o kadar esiri oldunuz da görmezden geliyorsunuz.Bırakın sigarayı; alkolden, uyuşturucudan daha beter bir bağımlılık bu. İnsanları üretmekten alıkoyan, insanları sanala hapsedip gerçekten bihaber eden bir sistem. Saatlerce bilgisayar başında vakit geçiriyorsunuz. Zeka geliştiren oyunlar oynayıp zekanızın geliştiğini sanıyor yahut araştırma yapıp kültürünüzü arttırdığınızı farz ediyorken eşeği alan Üsküdar'ı geçmiş oluyor çoktan. Beyinlerinizi boşaltıyorlar dolduruyor gibi yaparak da siz uyuyorsunuz.Keşke kadın programlarının esiri olsanız sadece yine bir aşama kurtarılabilir belki.
Evet acımasız yazıyorum, çünkü elimde değil; acımasız yaşıyorum. Eleştirel bir yapım var. Gerçekten Pollyanna olmak da istemedim hiç çünkü o böyle bir durumda; "Olsun, en azından elektrik var" diye saçma bir cümle kurabilir ya da daha beteri: "Olsun en azından dünya ayaklarımızın altında" diyebilirdi. Her gün milyonlarca beyin bilgisayar ve televizyon başında geçirdiği saatlerde daha da pasifleşiyor, daha da soyutlanıyor. Göremediğimiz güçler tarafından yönetiliyoruz de farkında değiliz. Artık başa çıkılabilecek boyutta da değil. Çünkü uyanamıyoruz.
İnsanın hayal gücü ne yazık ki tüm dünyayı yönetebilecek güce sahip iken tüm bu düzeni anlayabilecek kadar geniş olamıyor. Öyle olsaydı zaten kimse hakimiyetlik rüzgarlarını estirmeye yeltenmezdi.
"Hava bedava su bedava" demiş Nazım da, hava mı kaldı su mu şimdi? Kadıköy’de küresel ısınma mitingi düzenlenirken ben mitingi protesto amaçlı miting yapma düşüncesi içinde idim. Hayat felç... Yapın mitinginizi, yapmayın demiyorum ama kendinizin sebep olduğu bir şeyi protesto ne kadar mantıklı ki? Bu biraz gericilere karşı yapılan çağlayan mitingine hacı-hoca takımındaki arkadaşımın -sırf miting olduğu ve ne olduğu hakkında fikir sahibi olmadığından gitmeyi istemiş olması gibi. Komik...
Her insanın farklı karakteristik özellikleri olduğu zaten saptanmış birşey olmasına karşın ben bunu bir kez daha onaylıyorum. Her insan gerçekten çok farklı. Eğer birinin bir konudaki düşüncelerinin bir başkasına benzediğini düşünürseniz çok yanılırsınız. Çünkü kendi içinde insan akıl almaz bir düşünce sistemi geliştiriyor ve bazen bir konuyu savunurken düşünmeyebiliyor bile. Bu yüzden gözlemlerim sonucu insanları anlayarak onlara tepkiler vermenin çok boş olduğu kanısına vardım çünkü anladığınızı sandığınız şey aslında O'nun anlatmaya çalıştığı şey olmayabiliyor ve dediğim gibi bazen O hiçbir şey anlatmaya çalışmıyor bile olabiliyor. Bu yüzden mono-poli ilişkilerinizde olabildiğince kendi doğrularınızı savunmak size en fazla özgünlük ve en iyi anlamı verecektir. En azından ben artık öyle yapmaya gayret ediyorum.
Çevrenizdeki insanlar ve hatta siz bu dünyaya sadece "yaşayacağız bitecek" gözüyle bakıyor olabilirsiniz. Bu dünyaya "yaşayıp bitirmek" kadar basit amaçlar doğrultusunda gönderildiğimizi sanmıyorum aksi takdirde gerçekten yaşardık biterdi bir de öbür dünyası olmazdı. Ama bu dünyanın belki bir ön hazırlık süreci olduğunu düşünebiliriz. Çok çeşitli insanlar, çok çeşitli olaylar, iyiler-kötüler, doğrular-yanlışlar-doğru sanılıp yanlış olanlar, aldatmacalar, haksızlıklar, mucizeler, "seçimler", düşünceler, bu komplike format sadece yaşayıp bitirmek için değil.Biraz kafa yorulmasını fazlası ile hak edecek kadar iyi planlanmış bir yapı...
Zamanı tutamayacaksınız, ona engel olamayacaksınız, geriye dönemeyeceksiniz. Pişmanlıklarla harcayacak kadar geniş vakitlere sahip değiliz. Oyunun içinde kaybolmamak için en önce kendi stratejinizi belirlemek zorundasınız. Kurufasulyelik şansımız yok artık, ortada sıçan çağını geçtik. Evet arsız yazıyorum, çünkü elimde değil; arsız yaşıyorum. İşte; hayat bana nasılsa, ona öyle davranıyorum.
Özgecan GÜN
1mayıs 07
14:05