Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '10

 
Kategori
Siyaset
 

Şu yargı olmasa!...

Şu yargı olmasa!...
 

"Adalet herkese lazım"


“Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” yani şu günlerde ağaçların tomurcuklarını görüp ‘Bahar geldi’ diye sevinmeyin. Eskilerin deyimi ile kısacası “Mart” dert ayıdır…

Şöyle bir Türkiye’nin gündemine baktığımızda, ülkemizin dertleri de bu ayda depreşti. Bir taraftan iç politikada, iktidar/muhalefet, ordu/iktidar arasındaki gelişmeler, hem piyasada hem de vatandaşlar arasında tedirginlik yarattı. Hatta Başbakan, Borsa’daki yüzde 6, 5 kaybın sorumlusu olarak “Köşe Yazarları”nı ilan etti. Son zamanlarda politikacılar arasındaki söylemler öylesine şiddetliydi ki, sonunda Meclis’te patladı ve yumruklar havada uçuştu… Herkes gergin. Politikacıların yüzünde gülümsemeyi göremez olduk. Hiddetli konuşmaların ardından yumruklar masaya vuruluyor, suratların kızarması arasında ağızlardan saçılan tükürükler mikrofonları kirletiyor. Sonrada Cumhurbaşkanı ortamı yumuşatmak adına, gerek muhalefet gerekse iktidarı, yerine göre de Genel Kurmay Başkanı’nı ve yargıyı köşke davet edip, kulaklarına “Barış” mesajları fısıldıyor… Sonra? Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in “Yürütme, yargıyı kuşatmak istiyor” sözü üzerine Başbakan Erdoğan’da“ En güzel, en verimli olmamız gereken dönemlerde hep ön kestiniz” diyerek yargıya yükleniyor. Yargıya sormak lazım! Sen ne yaptın da yürütmenin önünü tıkadın? Kendimce düşünüyorum da acaba yargı, işsizliği önlemek için set mi oldu? Özelleştirmeye köstek mi oldu? Memura yüzde iki bucuk zamlar için aksi karar mı çıkarttı? Dış politikada, “O ülkeye gitme, bu ülkeye gitme”, “İMF ile masaya oturup borç alma!” , “ Ermeni Tasarısı için çaba gösterme” mi diyerek karşı kararlar mı aldı? Evet, aklıma şimdi geldi. Sahi Danıştay, “Tekel İşçileri”nin özlük hakları için açılan davada, işçilerin lehine karar aldı. Peki, Tekel işçileri ne istiyordu da yargıya gittiler? Onlar, İş Kanunu hükümlerine göre çalışmak istiyorlardı. Bu nedenle hükümetin öne sürdüğü ve özlük haklarını kaybedeceği 4C sözleşmesini kabul etmediler. Maaşlarının yarıya, çalışma şartlarının da aylara bağlanmasını ve yerine göre kapı önüne konulmalarını istemiyorlardı. Sonunda Başbakan’ın; Şubat ayı sonuna kadar müsaade verdiği, eylem kararı sona ermezse müdahale edeceğini söylemeleri üzerine Danıştay verdiği kararla polisin biber gazı ve jop müdahalesini önleyerek işçileri sevindirdi. Doğa kanunu, “Birisi sevinirken diğeri doğal olarak üzülür.” Üzülende hükümet oldu… İşte size yargının engeli… Şimdi bir empati yapın ve kendinizi kim olursanız olun “Tekel İşçileri”nin yerine koyun. Yargı’nın verdiği karara sevinmez misiniz? Şimdi de gündemde hükümetin “Anayasa Değişikliği” paketi var.

Evet, iktidar yargıdan çok çekti. Birkaç maddesi gündeme düşen Anayasa Değişikliği’nin maddelerini inceledim. Öncelikle hükümetin üzerinde en önem verdiği Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Anayasa Mahkemesi üye sayılarının artırılması ve seçilmek istenen üyelerin ise TBMM’nin seçeceği üyelerden oluşmasını sağlamaktı. Yani yargıyı sivilleştirme çabası. Parti Kapatmalar içinde; Yargıtay Başsavcılığı’nca partilerin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianamelerin TBMM’de onaylanarak kabul edilen iddianame sonrası parti kapatma için Anayasa Mahkemesi üyelerinin en az dörtte üçünün oyunun gerekecekmiş. Siz ne dersiniz? Bu Yürütme ve Yasama dengesine uyar mı?

Bunları uzun uzadıya tartışıp, sonunda önümüze konulan sandıkta konuyu irdeleyenler ile konudan hiç haberi olmayanların, yalnızca partimin dediği doğru diyerek oylaması sonucu Anayasa’nın kabul edilip edilmeyeceği karara bağlanacak… Ama durun! Anayasa Değişikliği’nde çalışanların Anayasaya “Evet” demelerinin önünü açmak için çalışmalarda var. Maaşınız ve sosyal haklarınızı korumak adına “Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı’da tanınacakmış!... Türkiye zaten imzaladığı Uluslar arası sözleşmeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkeme kararlarında bu hak zaten var. Peki, var da ne oluyor? Sokağa çıkan ve hakkını arayan çalışanlar, ya biber gazının, ya da joplarla yediği dayaklar yanında kar kalıyor. Sonunda hiçbir hakkını alamadığını anladığında da yargıya gitmekten başka çare bulamıyor… Aklıma bir fikir geldi. Bu da benden Anayasayı hazırlayanlara önerim olsun. Bakalım bu fikrimi sizler nasıl bulacaksınız!... Madem çalışanları bu kadar düşünüyorsunuz, öyleyse hazırlanan Anayasa Değişikliği’nin “Sendikal Haklar” bölümüne “ <ı>Grev kararı alan sendikalara her türlü kolaylık yanı sıra, polislerce veya herhangi bir kuvvetçe kesinlikle biber gazı ve jop gibi şiddet uygulanmayacaktır. Hiç kimse tarafından tehdit edilmeyecektir.” Eklentisi yapılabilinir mi? Sizce uygun mu? Uygunsa, sanırım Anayasa’ya bile koymaya gerek yok, bir milletvekilinin vereceği “Kanun Teklifi” ve milletvekillerin hepsinin kaldıracağı ellerle kanun olması bile yeter. İsteniyorsa Anayasa’ya da konsun ona diyeceğimiz yok!...

Yargının Tekel İşçileri lehine verdiği karardan sonra, Ankara halkı da mahkemenin verdiği kararla rahatladı. Artık ucuz otobüse binecekler. Tabi yine herhangi bir katakulli olmaz ise!... Şu yargıda her şeye engel!... Keşke “Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Sayıştay, Muhalefet, Köşe yazarları, Sendikalar” olmasaydı, Türkiye ne güzel yönetilirdi Değil mi? ( ! ) Tıpkı, Osmanlı Nazırının “ Şu okullar olmasa, Bakanlık ne güzel yönetilirdi” dediği gibi!... Bir söz vardır; “ Her ülke, hak ettiği şekilde yönetilir” Her ne kadar, “Kurunun yanında yaşta yansa” … Bu arada Kadınların Günü’nü en içten duygularımla kutluyorum. (Bence kadınlara bir gün değil, bir yıl boyu saygı ve sevgi gerekir) Erkeklere zaten her gün bayram! ( Şaka!) Gününüz aydınlık ve mutlu olsun… Sevgilerimle…

Ertuğrul Erdoğan/Bursa
07 Mart 2010
 
Toplam blog
: 300
: 466
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasını..