- Kategori
- Hukuk
Suçlu cezasını çektikten sonra aklanır; ölünceye kadar yüzü yerde gezemez

--- İmam efendi bir dakika!
--- Noldu?
--- Mevta katilmiş.
--- Olsun ne yapalım?
--- Onu gömmeyelim.
--- Koksun mu?
--- Koksun.
--- Hakkımızı helal etmeyelim; tabutundan tutup arkasından gitmeyelim…
Olay ne kadar vahim olursa olsun, ne kadar kızarsak kızalım suçlu insanlara ceza verirken adaletten şaşmamalıyız. Şimdi biz kanunlarla kendisine bir ceza veriyorsak ayrıca cezasını çektikten sonra da kişiye karşı bireysel ya da toplumsal tavır almamız ikinci bir ceza sayılır. Adalette asla kabul edilemeyecek şey bir kişiye aynı suçtan dolayı ikinci bir ceza verilmesidir. Ayrıca elbette mazeret olarak kabul etmiyoruz ama kişilerin suça yönelmesinde bozuk düzenin etkisini de dikkate almalıyız.
Bu elbette zor bir durum. Kişi adam öldürdü. Katil oldu. Cezasını da çekti. Onu aklayıp katil değilmiş gibi algılamak gerçekten zor. Ama öte yandan cinayetten 30 yıl yatan birine sen katilsin, ömür boyu bunun utancıyla yaşayacaksın demenin de insanlığa yakışmadığını düşünüyorum. Kişinin olayı hapishaneden çıktıktan sonra bitmeli. Eğer bunu yapamayacaksak hapis cezası vermeyelim; ömür boyu aramızda utanç ve vicdan azabıyla yaşayarak cezasını çeksin. Yani bu durumda belki aşağılama/dışlama olabilir, ayrımcı davranılabilir. Ama adam 30 yıl yatmış çıkmış, sen hala arkasından katil diye bağırıyorsun.
Bilindiği gibi ülkemizde suç işleyenler cezalarını çektikten sonra eski işlerine, görevlerine pek dönemiyorlar. Kamu hizmetlerinden yasaklanıyorlar. Bu uygulama cinayet, terör, uyuşturucu gibi ağır suçlarda doğrudur. Adam öldürmüş birini ben memur olarak çalıştıramam. Burada bir ayrım sorunu da ortaya çıkıyor. Memurluk diğer işlerden daha mı değerli ya da özel bir öneme sahip? Niye memurlukta çalıştırmıyorsun da işçilikte çalışabilir diyorsun? Ayrıca ağır suç kavramı da ülkemizde netleşmemiş. Türkiye Cumhuriyeti Devletine küfretmek ağır suç. Gerçi devlete küfreden milleti kastetmemiş olabilir, devletin tüzel kişiliğine küfretmiştir ama genel algıya göre sanırım bir millete toptan küfretmiş sayılıyoruz. Fakat arkadaşlar adalet böyle değil işte. Suçun yöneldiği alana değil suçlunun eylemine bakılmalı. Bayrağımızı yakan birine tepkimiz büyük olur ama kanunen asıp kesemeyiz.
Malum bizim savunduğumuz AĞAÇ HAREKETİ adalet sisteminde ağır suçlar haricinde cezasını çekenlerin bıraktıkları yere geri dönmeleri öngörülüyor. Kamu hizmeti yasağı da yok. Bu, pek ahlaki, vicdani ya da ne diyelim etik görünmüyor gibi ama toplumsal barış için de gerekli. Hapse girdi at dışarı. İşe alma, dışla, nere giderse gitsin. Böyle bir düzen olamaz.
Kamu hizmetlerinden mahrumiyeti anlamak mümkün değil. Kamu hizmeti denilen şey peygamberin miraca çıkması mı? Nereden geliyor bu kutsallık? Memurlar farklı bir iş mi yapıyor. Devlet halktan daha önemli ve üstün mü? AĞAÇ HAREKETİ düzeninde ağır suç işleyenler dışındakiler kaç yıl ceza almış olurlarsa olsunlar hapisten çıktıklarında aklanmış,sicili, tertemiz bıraktıkları yerden görevlerine devam edecekler.
Suç işleyenler uzaydan gelmediler; yani içimizden biriler. Kimimizin babası, annesi, kardeşi, arkadaşı ya da bir yakını. Onları toplumsal hayatın dışına attığımız zaman biz de etkileniyoruz. Bunların aileleri var. Yuvalarına geri dönecekler. Belki yollarını gözleyen eşleri, babam ne zaman gelecek diyen çocukları var. Bunları dışladığımız, işsiz güçsüz ve aç sokaklara saldığımız zaman ailelerini de perişan edeceğiz. Hem bunun sadece insaniyetle ilgisi yok, adalet, demokrasi ve medeniyet böyle diyor. Yalnız üzerinde ısrarla duruyorum: Cezayı tam vereceksiniz. Ceza verirken acımayacaksınız. Çünkü o öldürürken acımadı.
Verilen ceza suçu karşılıyorsa ve de kişi bu cezasını aslanlar gibi girip hapse çekip çıkmışsa ben katilin elini sıkarım arkadaş. Benim için artık o kişi normal insanlardan farklı değildir.