- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Sünniler başımızı ağrıtacaklar

Geçenlerde, iyi niyetli olan, ancak olayların altında yatan gerçekleri tam olarak çözemediğini düşündüğüm bir arkadaş ile konuşurken dedi ki,
'Bu dış güçler, ülkemizin kalkınmasını istemiyorlar. Bunun için ülkemizin uğraşacağı sorunlar yaratıyorlar. Bunu da çok planlı yapıyorlar. Bak mesela, eskiden ASALA terörü vardı. O bitti sonra PKK terörünü başlattılar. Korkarım yakınlarda Aleviler başımızı ağrıtacaklar. Nerden biliyorum dersen, 15 sene önce bazı Alevilerle konuşmuştum. Türkiyeyi kötülüyorlardı. Avrupa'da Almanlar ta o zamandan beri Alevilerin örgütlerine izin veriyorlar ve destekliyorlar, yakında PKK bitince Alevileri devreye sokacaklar.'
Arada başka şeyler de söyledi. Ben araya bile giremedim. Şaşkınlıktan. Resmen dilim tutuldu.
Arkadaş yüzümdeki şaşkınlığı görünce,
'Yok yanlış anlama ben Alevilere karşı değilim, hatta, onların haklarını vermemiz lazım ki Avrupalılar üzerimize kışkırtmasınlar.' dedi.
Oh rahatlattın beni be arkadaş!
Diyebilirsiniz ki, 'kusura bakma ama arkadaşın hakkaten saçmalamış, iyi de niye bize bunu anlatıyorsun??'
ya da
'çok iyi düşünmüş, bu dış güçler ne mendeburdur üzerimize sürerler valla Alevileri."
Bunu anlatmamın nedeni şu:
Hani bir Truva atı numarası vardır. İçindeki kötülüğe rağmen dıştaki güzelik olayı.
Demin dedim ya, olayların altındaki gerçekleri yakalamakta başarısız olduğu için, yüzeydeki iyi niyetliliğinden dolayı biraz safdil bulduğum arkadaşla şöyle bir diyalogumuz oldu:
-Bak şimdi, bundan daha üç beş sene önce yine Almanya'da irticacı denilen bir hareket yok muydu?
-Evet vardı. Örgütün lideri ölünce yerine oğlu geçmişti, adı neydi?
-Evet o işte, adını boşver. Anlaşıyorsak kelimeler gereksizdir. Peki Almanlar, bu örgüte orda izin vermiyor muydu?
-Veriyordu ki o kadar yıl orda barındılar. Cüppeli, çarşaflı dolaşıp durdular.
-Peki, Almanların kötü niyetli olduğunu kabul ettiğine göre, o örgütü desteklemelerinin arkasında da Aleviler için düşündüklerine benzer bir kötü niyet olduğunu kabul etmek gerekmez mi?
-Dur bi düşünüyim, karışık gelmeye başladı...
-Düşün! İyi düşün ama.
-Tamam buldum! Ah bu Almanlar, adamları seviyorum ama ülkemize niye düşmanlar bir türlü anlamıyorum..
- Anlamadığın şey olduğunda, sorunu şeyde değil kendinde ara olmaz mı? Anlayamayan sensin çünkü. Yargıdan kaçın bu durumda.
-Ok.
-Peki bu örgüt dinsel bir yapı değil miydi?
-Evet öyleydi.
-Bu dinsel yapıdaki kişiler belki tarikat filan ama, sonuçta sünni olan bir yapı değil mi?
-Evet Sünni.
-Peki bu örgüt Türkiye aleyhtarı mı?
-Evet
-Aleviler de dinsel bir yapı, onlarda da belli alt tarikat türü şeyler var ve bazı Alevilerin Türkiye aleyhtarı olduğunu gözlemlemişsin. O zaman sen pekala, ordaki olay için, Sünniler başımız ağrıtacaklar der miydin?
(Sessizlik)
-Derdim ben valla.
-Sıkışınca yalan söyleme bak, demezdin.
-Neden demiyim ki?
-Bak ister de, ister deme, burdaki olay, bakış açının yanlışlığı. Demezdin, çünkü sen Alevilere ayrımcı bir bakış açısıyla bakıyorsun. Türkiye'de bir sürü yapı olduğunu biliyorsun ve bunları tanıyorsun ama, biz ve onlar ayrımı yaparak, egemen bir başka dinsel yapıyı görüyorsun, üzülme bilinçli yapıyorsun demiyorum.
İnsanların kendilerinde içselleşmiş olan nitelikler düşünme süreçlerinde belirleyici olur. Örneğin, kadın erkek konusunda, pek çok erkek kadına, erkek bakış açısıyla bakar ve bu bir sürü yanlış değerlendirmeye yol açar. İşte bilimin ya da nesnelliğin temelindeki bilgi budur. Bütün belirlenmişliklerinden kendini arındır ve öyle değerlendir. Tabi, bu bilgiyi bir felsefe problemi gibi görürsek, olay büyür, çünkü, bir insan, portakal mı ki, portakalın kabuğundan soyulur gibi belirlenmişliklerinden soyunsun, denebilir ve bu çok da güçsüz değildir. Bunu felsefecilerle konuşurum artık.
-Haa, diyelim ki, öyle derdin, öyle diyor olman, böyle diyor olmanı haklı çıkarmaz, iki bakış açısı da yanlış.
Arkadaşın söylemindeki önemli yanlış buydu, yani iyi gibi görünen bir dileğin içinde yatan ayrımcılık.
Aslında arkadaşın anlattıklarında yanlış çok ama onlar çok önemli değiller. Mesela birincisi Almanların yaptığı pekala sivil toplum hareketlerini desteklemek olabilir, ikincisi, Türkiye'deki sorunların temelinde, dış güçler değil, Türkiye'nin iç güçleri yatmaktadır, dış güçler bu olayları kaşıyor olsalar bile, hiçbir yapı, kış kış deyince, kimseye saldırmaz. Dördüncüsü ne eskiden ne de şimdi hiçbir yapı standart birimlerden oluşmaz, yani homojen değildir. Homojen tek yapi vardır, o da tek bireydir.
Bu yazının evrensel teması şudur:
Truva atın içindeki düşmanlara
Koyun postu içindeki tilkilere
Yaşlı nine kostümündeki kurtlara dikkat edelim.
Özel teması ise şudur:
Alevilere ya da başka dinsel ve kültürel yapılara biz onlar diyerek baktığımızda ayrımcılık yapmış oluruz. Eğer Türkiye'nin resmi bir dini olsaydı ve bu islamiyet ve sünnilik olsaydı o zaman, bu çağdışı bir şey olsa da, sevgili arkadaşımın anlatımı tutarlı olurdu. Evet, demin dedimdi tek homojen yapı, bireydir diye, pekiştireyim; bu çağda insana sadece birey olarak sesleneceksiniz, adıyla sanıyla, bay/bayan x. Bunun dışındaki her sesleniş onu olmadığı kalıplara sokmaktır. Dahası, çağımızın yaşayış örgütlenmesi tipine aykırıdır. Modern devlet dönemindeyiz. Artık, çağımızın aklı ve bilgisi bize bunları söylüyor.
Kendimizi, fikirlerimizi, inançlarımızı, toplum içindeki ve çevremizdeki yerimizi iyi bir şekilde düşündüğümüz ve sorguladığımız, hayata tek bir birey oluşun penceresinden baktığımız eşitlikçi ve adaletçi olmayı toplumsal varoluşumuzun en önemli sorumluluğu olarak gördüğümüz erdemli ve alçak gönüllü bir yaşayış dileğiyle.