- Kategori
- Kent Yaşamı
Süryani

Uzun bir otobüs yolculuğu nihayet buldu. Yolculuk sona erdi ama bende bittim. Kolay mı Balıkesir nere Mardin nere. Bitmez tükenmez yollar boyunca insan yurdunun güzelliklerini daha bir kavrıyor. Her metrekare toprak içinde neler saklıyor, insan düşünüyor uzun yol boyunca. Batıda yeşillik yol arkadaşınız. Doğuda çıplak dağlar, kerpiç damlar. Batıda Zeybek havaları, doğuda zılgıt nâraları.
Eski ve batıdaki örnekleri karşısında, bir kasaba otogarı sayılabilecek meydana girdi otobüsümüz. Her yan toprak ve taş. Arabamız tuvaletlerin tam karşısındaki perona yaklaşıp durdu. Arabanın etrafını su satan küçük çocuklar, simit satan gençler doldurdu hemen. Zar zor indik arabadan. Elimdeki valize asılmış bir el,
-Araba lazım mı?diye soruyor.
-Hayır diyorum, ama nereye gideceğimi de bilmiyorum doğrusu.
-Nereye yolculuk diye soruyor bir başkası.
Şehirde bir otel adı söylüyorum.
-Tamam şurası diyor. Takılıyorum peşine. Beni alıp otele kadar eşlik ediyor.
-Borcum ne kadar diyorum? O her halinden parasız olduğu belli olan adam ,
-Ne borçu diyor, borç falan yok.
-Olmaz diyorum.
-Üsteleme diyor adam, sen misafirsin. Hem şuncacık yol lafımı olur.
Bu kez ben, iyi o zaman ben şimdi dinleneyim, akşam üstü gel, bana Mardin’i dolaştır. Ama çokta geç olmasın diyorum. Ben seni burada beklerim.
-Olur deyip gidiyor .
Otelim şehrin tam ortasında. Şehir Kulübüyle karşı karşıya. Camdan bakınca kulübün terasında oturan insanları görüyorum. Her yan taş. Binalar, yollar her yan taş. Bu ilk izlenim sonunda yorgunluğum galip basıyor ve telefonun alarmını kurduktan sonra uyumak üzere karyolaya uzanıyorum. Bir süre sonra deliksiz uyumak üzere kendimi Mardinin yaz sıcağına bırakıyorum. Telefonumun alarmı çalmasa saatler boyu uyanmadan yatardım ama aklıma buluşma saati geliyor.
Elimi yüzümü yıkıyorum (su Mardin de hep sorundur.O yüzden idareli kullanmak gerek), aşağı inip lobide bekliyorum.
Az sonra geliyor rehberim.
-Hazır mısın?Diyor.
-Evet diyorum, hazırım haydi çıkalım. Beraber otelden çıkıyoruz. Yolda yürürken ilk saptamalarımın ne kadar doğru olduğunu anlıyorum. Her yan taş, ama en ince ayrıntılarına kadar oya gibi, dantel gibi işlenmiş. Kim bilir hangi ustanın kaç yıllık emekleri var , o çekiç izlerinde. Gezdikçe hayret ve beğeni duygularım birbirine karışıyor. Başımı ne yana çevirsem, hangi sokağa baksam hep aynı; taş ve renkli gözlerinin tam içi samimiyetle gülen insanlar. Dolaşırken acıkıyoruz gel diyorum şurada karnımızı doyuralım.
Tabelasında SÜRYANİN YERİ yazan bir lokantaya giriyoruz. Garsona bana bir döner, rehberime dönüp,
-Sen ne istersin diye soruyorum,
-Lahmacun , açılı olsun diyor garsona dönüp. Yemekleri beklerken bende Süryani’ yim diyor. Süryaniliğin Hıristiyanlığın bir mezhebi olduğunu bildiğim için olsun diyorum. Benim için insanlık olgusunun din ve mezhep olgusundan önde geldiğini. Temel ortak paydamızın insan olmamız ve bu topraklarda yaşamamız olduğunu söylüyorum.
-Biliyorum diyor, bizlerde yurdumuzu çok severiz. Hep bu topraklara sevgi ve bağlılık duyduk. Bunları neden anlattığını ben çok iyi anlıyordum. Yemekten sonra beni çıkmaz bir sokağa götürdü, karşıda mescit solunda havra , sağında kilise mescidin. Yine her yan taş tabi. Hoş görü ve samimiyet canlandı gözümde. Bunları düşünerek otelime geri döndük. Rehberimle yarin yine buluşacak yeni güzellikler keşfedecektik…
Mardin’i hiç unutmadım, o süryaniyide