Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '10

 
Kategori
İlişkiler
 

Sus..

Sus..
 

Şiiişşşt.... yavaş....






Canımı sıkacağını bile bile böyle konuşuyorsun... ne söyleyeceksen alçak sesle söyle. Bağıra bağıra konuşma..

Sesini yükseltme!... ve biliyor musun? kulaklarım işitebiliyor henüz.. bu ne sevindirici değil mi? Bizim sülalede böyle.
Ben yörük Fadimesinin torunuyum sen bilmezsin.. onu hiç tanımadın... ama tanımanı isterdim inan... ne inat kadındı ben gibi... ne çok laf sokardı insana.. ona çekmemişim bak o açıdan..


Rahmetli babannem yani yörük Fadimesi; doksanlı yaşlarında bile öbür odadan konuşulanları işitebiliyordu. Duymuyor sanıp da onun hakkında gizli gizli konuşabilmek ne mümkün? allah muhafaza... değneğini alıp üzerimize yürüyecek sanırdık... öfkesi kara bir bulup olup üzerimize yağardı. Yani; ona benzeyenler grubu olarak işitemiyor olmam mümkün değil..


Onun için, lütfen biraz yavaş..!


Söyleyeceğini sakin sakin de söyleyebilirsin yumuşak bir ses tonu ve yumuşak bir üslup kullanarak. Kulaklarım tırmalanıyor, beynimin içinde bir şeyler büyüyor büyüyor kafamın içine sığmaz, çekilmez bir hale geliyor sen böyle konuşurken....


Hem; gereksiz konuşmalar ve anlatımlar bana rahatsızlık hissi veriyor. Önemliyse meşgul et beni.. bana birşeyler veriyorsan... ciğerimi ye, kulaklarımın pasını temizle... ama tırmalama ne olur...


Bir üst komşum dostlar başına.... Kadın Tekirdağ'lı adam Nazilli'li. Küçük bir de oğulları var şeker mi şeker.. kadın ikinciye hamile! doğurdu doğuracak... eli kulağında....


Ne yazık ki benim kulağım da ister istemez onlarda. Evlerinin kapısından içeri adım atmalarından itibaren sanki kıyamet kopuyor... önceleri kadının sesi pek duyulmazdı.. üzülürdüm adamın karşısında yenik düşmesine. Kavgaya ve yüksek sesle konuşmaya karşı olsam bile hemcinsime aşağıdan destek verirdim . "hadi" derdim; hadi sen de bağır, sen de sesini yükselt! pasif olma.... ezdirme kendini aciz kadın!..." (acizliği hiç sevmem çünkü)


Bugünlerde sesini duymaya başladım... pek bir sevindim... akıllanmış demek ki, demek ki hep susmakla olmadıgını, susmakla bir yere varılmadıgını o da görmüş... ya da aşagıdan ona seslenişimi duydu.. belki o da benim gibi kulağı deliklerden...


Sonra bir gün...


Merdivenlerde karşılaştık kadınla.. lafladık biraz. Tam ağzıma geldi söyleyeceklerim çıtlatayım bir iki dedim... " rahatsız oluyoruz lütfen biraz sessiz olun...." babında bir şeyler geveleyecek oldum, yok hayır yapamadım. Birilerine laf sokarak birşeyler ima etmeye çalışmak hiç bana göre değil. Yapamam... çünkü terbiyem bunu yapmama müsaade etmez. Yapıma, karakterime uymaz..

Ya dürüstçe söyleyeceksin söylemek istediğini kem küm etmeden, ya da susacaksın. Bizde böyle!...


Hem; baktım o da benim gibi kavgacı birine benzemiyor.. "allah kurtarsın... şimdiden geçmiş olsun, görüşürüz.." diyerek kapıma anahtarımı soktum gönül rahatlığı ile. Yoksa yine yüzyüze gelecek insanlardık.. kalp kırmanın, laf sokmanın ne gereği var.. komşuyuz şunun şurasında.

Hayır o değil de; biz de alışacagız yüksek sesle konuşmaya.. Üsttekiler yadırgamaz da, bu kez altta oturanlar şaşıracaklar bizdeki bu değişime.


İşte bu yüzden evdeki Sherlock Holmes'e diyorum ki ;
" Ne olur yüksek sesle konuşmaya alışma... kavga ediyoruz sanacaklar yoksa.. kavgayı hiç sevmediğimizi, kavga etmediğimizi bilmezler... hakkımızda yanlış düşünmesinler... ne olur biraz yavaş... kimseyi rahatsız etmeden...

İnsanlar niçin yüksek sesle ve kavga eder gibi konuşurlar hiç anlamıyorum... bulundukları ortam içerisinde baskın olma isteği midir bu? yoksa onları böyle konuşmaya sevk eden içlerindeki ego mudur? hiç bilemem. Biri bana söylesin...

 
Toplam blog
: 319
: 1390
Kayıt tarihi
: 29.10.06
 
 

"Ben; hiç yalnız kalmadım... Kalabalık bi ailede yere atılan yataklarda Yan yana, baş başa, el el..