- Kategori
- Öykü
Suskun

Yazarlık yaşamımın ilk yazısı 1967 Kasım
Kelköy’den ağlaşmalar geliyordu. Sesler çoğaldı birden. Karşı yamaca vuran ağlaşmalar yankılanıp durdu, okula geliyordu sesler. Öğretmen korkularını giyinip okul aşağı hızla köye doğru koştu. Seslerin geldiği yön Yahyaların eviydi. Yoksa Yahya mı? diye içten içe söylendi öğretmen.
Yahyaların evi köylülerle dolmuştu. Raif Aga yanaşıp “Yahya’yı vurmuşlar.” deyince dünyam karardı. “O sözü nasıl da öyle kolay diyorsun Raif Aga!”diyerek omuzlarından tutup sarstı Raif Aga’yı öğretmen.
Öğretmenliğimden kaç ay geçmişti, Koca Yahya, sen kaza kurşunu ile mi düştün boylu boyunca. Kaza süsü mü verdiler seni düşürürken? Köy düğünü deyip kimi kandırıyorlar! “Arkadaşlarıma uydum öğretmenim.” sesi Yahya’nın mıydı? İnanmıyorum yalanlara, sana tuzak kurdular benim can oğlum, bunu iyi biliyorum. Senin değil miydin açma yapanlara karşı duruşun, öğretmenin boynuna yular takanlara arkadaşlarınla birlikte okul bahçesinde eylem koyan kimdi? İşte sırt üstü uzanıp yatan bu oğul benim can oğlum Yahya. Şimdi geride bıraktığı dul karısı, doğacak çocuğu ne olacak!
Dizlerine vura vura ağlayışı bir başkaydı ananın. Yahya’nın anası olmak ne güzeldi. O oğluyla nasıl da övünürdü. O da ne anaydı öyle! Açlığa, yokluğa aldırmadan Marangoz Rıza Usta’ya, çocuklarına kolaylıklar üretirdi. Yokluklarında bulur buluşturur oğluna, kocasına biriktirdiği üç beşi demeden kavuştururdu. Hacer anayı tutacak, dindirecek kimse yoktu şimdi. Sesi karşı yamaçtan geliyordu.
Yahya’nın karısı, yırtık şalvarı, eskiden elbisesi ve siyahtan eşarbı ile hepten suskunluğa büründü. Kimselerle konuşmaz olmuştu. Yüzü ince soluk! Suskunluğunun altında yanaklarından inen yaşları durduramıyordu. Dudaklarını ısırıyor, on altısında çocuk yaşta dul kaldığına yanıyordu.
Çocuk yaşta hiç bilmeden kadın olmuştu. Arkadaşlarıyla birlikte sek sek oynadığı taş oyunu, boyunu geçen ip atlamaları çok da uzak değildi Suna geline. Köylü kadınlar Suna gelinin başında kendi geleceklerini bulmuşlardı.
Çocuklar okul bahçesinde suskundular. “Neden sınıflara girmediniz?” sesi çocukların yüreğine düştü. Öğretmen sözcükleri söylemekte güçlük çekiyordu. Çocuklar uzak duramadılar öğretmenlerinden koşarak öğretmene sarıldılar. Suskunlukları yerini karşı yamaca vuran ağlayışa bıraktı. Öğretmen çocuklara sarılıp birlikte ağlaştılar.
Bir sıcak bahar günü üç gül yeşermiş, tomurcuklanmıştı Yahya’nın mezarında. Patladı patlayacak neredeyse tomurcuklar Kelköy’den Karasu’ya, Sakarya’ya, Türkiye’ye doğru…
Kelköy, suskunlukların sürdüğü bir başka güne başlıyordu.