Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '15

 
Kategori
TV Programları
 

Taht Oyunları: 5. Sezon

Taht Oyunları: 5. Sezon
 

google


Berbattı.

Benim için HBO’da simgeleşen, televizyon dizi filmlerinin, hem anlatı olarak sinema filmlerini geçmesi, hem de sinema kuramına katkıda bulunması olayının bitişini imliyor, özellikle de son bölümüyle.

Artı:

Tümüyle ticari nedenlerle, romandan ayrılan senaryonun cılkının çıktığının da simgesidir ki zaten yukarıda belirtilen de budur aslında.

Bir roman güçlü ve sıkı dokulu bir metindir.

Oysa diziler, ‘Lost’un da bunu kanıtladığı üzere, dingildemenin hasını yapar. Yalnızca seyircinin ilgisinin çekmek arzusu nedeniyle, habire anlatısal olarak yalpa vururlar ve sonunda konuyu tabii ki toparlayamazlar, çünkü 8 sezonluk ve 200’e yakın bölümlük bir dizinin senaryosunu 50 kişi falan yazar, kimse de öyküsel sürekliliği denetleyemez. Sonra da, nasıl ki görüntü süreksizlikleri oluyorsa, konu süreksizlikleri de olur. Taht Oyunları’nda asıl kahramanların bir bölümü, 5. sezonun 10 bölümü boyunca yok sayıldı, yuh yani.

Yeni kuşak dizilerin de en uzun 8 sezon olması gerektiğini gördük limit olarak. Örneğin Hannibal, 7 sezon diye başladı, 3 sezonluk prelog, 2 sezonda konusal olarak koptu gitti, yarım sezonu ana konuya geçti, yani 1,5 sezon bile dayanamadı. Sonraki 3 ve artı bilinen konulu sezonu, zorunlu olarak 2’ye kısalmış olur bu. Seyircilerden kimse de, Hannibal’in sonunu görmek için 5 yıl beklemez. Kendi bindikleri dalı kestiler sonuçta.

Şerh:

Dr. House ve Dexter, 8 sezonluk konuyu, tam da dozunda bıraktı. Ancak Dexter, seri katil konusunu anlatı açısından öyle tuhaf bir biçimde gelenekleştirdi ki Following ve Hannibal, bu alanda baltayı feci taşa vurdu. Düşünün ki Hannibal, yamyamlık konusunda bile saçmaladı: Klasik Avrupa Müziği’ni ve Japon Mutfağı’nı konuya ekleyerek, darma duman oldu. Bari, gerçek bir yamyam Japon seri katil öyküsü anlatsalardı.

Nasıl ki Hannibal seri katillik konusunda saçmaladıysa, Taht Oynları da, 5. sezonda iktidar ve savaş konusunda saçmaladı. Eh, onların öncülü de Spartacus idi. Spartacus’un konusu, Taht Oyunları’na bir açıdan benzemiyor, çünkü ilki gerçek bir öykü, ikincisi fantastik roman.

Bir de işin içine, Vikingler dok-drama’sı girince, Taht Oyunları hangi zemine girmemesi gerektiğini anlamayadan o zemine girip, kaydı ve savruldu: Spekülasyon.

Spartacus 1, Vikingler 2 sezonda, aynı konuda Taht Oyunları’nın 5 sezonuna üsselce fark bindirdi.

Aradaki fark-sorun şu:

Taht Oyunları, İngiltere’nin hegemon olmadığı bir dönemi simgeleyen bir fantastik öyküye dayalı.

Oysa Vikingler, hepi topu tarihsel / dizisel 2 yılda, zaten o krallıkların tümünü sıraya dizdi, İngiltere dahil. Üstelik, Taht Oyunları’na da giren, ‘7 Krallık’ konusu da aynı döneme ait.

Bu da bizi, Yüzüklerin Efendisi ve James Bond dizilerindeki, eski sömürgesi ABD’nin yeni sömürgesi olmuş olan İngiltere’nin aşağılık kompleksli yazarlarına vardırıyor ve bu fantastik roman da bu hatayı yineliyor. Buna MI5 / casusluk yazarı John le Carre da dahil bu alanda.

Taht Oyunları bir tek şunu netleştirmiş oldu:

Kardeş kardeşe karşı, ejderha ejderhaya karşı.

Sonra onu da bulanıklaştırdı:

Cücenin ablası ve abisi birbiriyle savaşacak ve cüce de onlarla savaşacak ama triyalektik falan olmayacak bu konuda.

Snow ve kızkardeşi, birbiriyle savaşacak ama alanı tümüyle karman çorman karışıklıkta dolu bir konu bu. Dizi gidişi, ‘Çokyüzlü Tanrı’ konusunda o denli çok zırvaladı ki elde hiçbir bilgi yok bu konuda. Lost gibi, ‘uysa da kodum, uymasa da kodum’ olacak Taht Oyunları bu konuda.

Ejderhalar ise, böyle i ummadığım bir biçimde, aslında taa dizinin ilk bölümündeki ejderha yumurtalarına gidebilir konu konumuna geldi ama artık dizi romandan ayrıldı, yani bencesi, bu konuda da zırvalayacaklar, yeni yumurtalar filan bulunur artıkın.

Sonuçta 3 ejderha, ‘2+1’ biçiminde takımlara ayrılır gibi.

Ejderha camı, Valeria kılıcı falan derken, beyaz ölü öldürme konusunda, ‘ne yakalarsan, onu kullanırsın’a doğru gidiyoruz: Yeni Valeryalılar, eski Valerya bilgisine ulaşır, olur biter aslan kardeşim benim, diziciler seni nasıl olsa ayakta yerler.

Sonuçta, bu konuda ne kadar içimi döksem, rahatlayamam.

Son olarak bir tek şunu imleyelim.:

2010-2015 arasındaki, Hong Kong sineması boşluğu ve artı bilgisayar oyunu sinematik fragmanı çıkışı ile birlikte gelen neo-dizi sinematik novum dönemi artık kapandı.

Açıkçası, neo-Dallas bile, Taht Oyunları’ndan daha estetiko-politik içerikli bir noktada şu an için.

Dipnotlar:

Yeni dizilerin yapımıyla ilgili bir belgeselde, yapımcılar konu fazlalığı yaşadıklarını söylüyorlardı. Öyle değilmiş.

Bir: En iyi konu (sinopsis) bile, yapımcıların veya senaristlerin elinde berbat edilebilirmiş ki sinema için de böyledir bu.

İki: Öyle ahım şahım konular yokmuş ellerinde, çünkü Taht Oyunları’nda onları döktürmek ve güç gösterisi yapmak istediler ama ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Olaylar, Taht Oyunları’nda yeşilçamlaştı resmen.

 
Toplam blog
: 2216
: 514
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..