- Kategori
- Futbol
Tarihi farkı Fenerbahçe'nin kendisi önledi...

Trafik yüzünden Fenerbahçe'nin ilk golünü izleyemedim. Eve girdiğimde de Beşiktaş'ın golü geldi. Beşiktaş'ın golü sonrasındaki beş dakikalık bölüm haricinde Fenerbahçe'nin sahaya daha iyi yayılan, en azından daha az hata yapan bir görüntü içinde oynadığını gördüm.
Daha az hata yapan diyorum; çünkü bu maçta inanılmaz defansif hatalar var.
Beşiktaş'ın golünde önce Gökhan'ın sonra da Edu'nun kademe hataları affedilir gibi değildi, Nobre de zaten bunu değerlendirdi.
Fenerbahçe'nin golünde de aynı hatayı Beşiktaş savunması yaptı.
Mustafa Denizli beni hiç yanıltmıyor; ancak kendisini aldatıyor.
Çıkardığı kadroyu radyodan dinlediğim, Holosko'yu kenarda oturtuyor olduğunu öğrendiğimde işte tam Mustafa Denizli tılsımı dedim. Fenerbahçe'yi kalabalık orta saha ve defans bloğuyla kilitleyecek, sinirlendirecek sonra da çıkıp golünü atacak. Ancak Selçuk'un yine inanılmaz gol kafası bütün planları alt üst etti. İşte bu alt üst anında Beşiktaş golü biraz da Fenerbahçe defansının yardımıyla atınca, insan acaba diyor ama futbol böyle oynanmıyor işte.
Cisse'nin kırmızı kartı tamamen doğruydu.
Beşiktaş maça 1-0 yenik başlayacağını düşünmeden taktik geliştirdiği, Mustafa Denizli de buna yürekten inandığı için ortaya stoperleri bol bir takımın hücum denemeleri çıktı. Bu taktik belki bir gol daha bulabilirdi ama bu sefer futbolun ilahları izin vermedi. Vermemeli de... Mustafa Denizli Fenerbahçe'ye Şampiyonlar Ligi'nde işte bu kafası yüzünden sıfır çektirdi.
Güiza olası büyük bir farkı önledi. Yaptığı gol vuruşu her ne kadar az farkla içeri girmiş olsa da tekniği mükemmeldi; kusursuzdu, kendisinin içinde bulunduğu durum düşünülürse inanılmayacak derecede soğukkanlıydı. Ancak bir sonraki an artık kalenin ağzından dokunamadığı topa da inanmak mümkün değildi.
On kişi kalmış Beşiktaş'ın işi zordu.
İkinci Yarı
Beşiktaş maça böyle hazırlanmamıştı. Ne yenik duruma düşeceğini, ne de on kişi kalacağını hiç hesap etmemişti. Kim böyle bir şeyi tahmin eder? Bütün hesaplar her zaman galibiyete yöneliktir. Kuşkusuz bu maç için değil...
İkinci yarı Fenerbahçe'nin karşısında Beşiktaş değil de Galatasaray olsaydı herhalde Türkiye'nin gündemini uzun süre meşgul edecek bir fark ortaya çıkardı. Ama nedense Beşiktaş maçları böyle olmuyor. Ya Fenerbahçeli futbolcuların basireti bağlanıyor ya da... İşte bunun ya da'sı yok.
Beşiktaşlılar ikinci yarı çok üstün oynadıklarını söyleyeceklerdir. Top onlarda kaldı belki ama Fenerbahçe bir tane dışında pozisyon bile vermedi rakibine. Ama on kişi kalmış bir rakibe karşı Eskişehirspor'dan sonra ikinci defa Fenerbahçe'nin zorlandığını görmek de düşündürücüydü.
İkinci yarının ilk on beş dakikasında Beşiktaş orta sahası bir ara tamamen kayboldu. O dakikalarda Fenerbahçe'nin orta saha oyuncuları kolaylıkla toplar kazandı. Ama hızlı oyunculara sahip olmaması atakları olgunlaşmadan uzaktan şutlara yöneltti. Bir takım bu kadar şut çeker de isabet oranı bu kadar düşük olabilir mi?
Alex'in oyundan çıkması ilginç bir karardı. Alex oyunu yavaşlatıyordu. Aragones çok doğru bir karar verdi ama yerine giren oyuncu maçı hızlandırmak yerine kilitler gibiydi.
Uğur Boral'ın çıkana kadar oynadığı pozisyon çok doğruydu. Aragones bütün hafta boyunca tartıştığımız şekliyle sanki kanatları tek oyuncu ile oynamak üzere bir taktik geliştirmişti. Carlos'un önü genelde hep boş kaldı. Uğur ikinci yarı çok uygun alanlar buldu. Kazım'ın kaptığı bir pozisyonda Uğur o topu tekrar Kazım'a aktarabilse, maç o dakika kopacaktı.
Alex ve Uğur'un pozisyonlarında doğru duramamaları nedeniyle dışarı alınmaları yine teknik yönden doğru kararlar gibiydi; ancak ben olsam her ikisini de oyunda tutmayı denerdim. Çünkü Uğur'a yepyeni bir kimlik kazandırma olanağı yakalanmıştı. Alex de çok bozuldu.
Fenerbahçe defans kurgusunu bir kere daha düşünmek zorunda. İlk Arsenal maçında bu sanki bir ofsayt taktiği gibiydi. Birinci yarı defansın ileride oynaması Beşiktaş'a golü getirmişti. Beşiktaş fazlasıyla da ofsayta düştü. Bu arada ofsayttan bir gol de buldu. Maçın son dakikasında da yine ofsayttan bir gol daha buldu. Bunlar gerçekten ofsaytlardı ancak alarm zilleriydi aynı zamanda.
Bu maç 2-2 bile bitebilirdi. Bitseydi sanırım şu dakikalarda Uğur'u, Kazım'ı ve elbette Güiza'yı çok konuşuyor olurduk. Güiza çok iyi niyetli bir futbolcu. Bu maça da herşeyini verdi. Ancak kaçırdığı goller Fenerbahçelileri çok rahatsız ediyor.
Deivid'in muhteşem şutunun gol olmamasını da aynı güzellikle topu çıkaran Rüştü engelledi. Rüştü'nün maç sonunda hakeme koşuşunu anlayamadım.
Selçuk için bir paragraf açacağız. Aurelio gittikten sonra Fenerbahçe'nin orta sahasında oluşan boşluk son beş altı maçtır onun güçlü futboluyla kapanıyor. Devamını diliyorum; çünkü daha fazla övücü şeyler yazarsam belki büyüsü bozulur.
Lige derbilerle tutunan bir Fenerbahçe var karşımızda. Bu kadar puan kaybına karşın Fenerbahçe'nin Beşiktaş'la arasındaki farkın iki, Tarabzonsporla beş olması ligimizin kalitesinden mi yoksa mücadele gücünden mi bunun için karar vermek biraz zor.
Beşiktaş için söylenmesi gerekenleri Mustafa Denizli yorumuyla anlatmaya çalıştım. Beşiktaş iyi takım. Ertuğrul Sağlam - Mustafa Denizli değişiminin nedenini Beşiktaş'ta görmek mümkün değil. Beşiktaş Avrupa macerasına devam ediyor olsaydı kuşkusuz şu an bulunduğu yerde de olamazdı. Zaten ligin tepesinde olanların avantajı da Avrupa'da yıpranmıyor oluşları. Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında maç öncesinde gösterilen farkın da Fenerbahçe lehine olduğunu gördük. Yani Fenerbahçe Kayserispor maçını kaybetmemiş olsa, ligin ikinci kendisi olacak.
Televizyondan izlerken Maraton tribününde oturan Fenerbahçeli kombineli taraftarların, maçın 85. dakikasından itibaren oturdukları yerden kalkıp sahayı terk etmeye başlamalarına inanamıyorum. Sen 3.500 YTL para ver ve gösteri bitmeden kalk git, üstelik gönül verdiğin takım bir derbi maçı oynuyor ve skor 2-1, herşey olabilir. Olsa olsa ciddiyetsizliktir.
Fenerbahçe'yi tebrik ediyoruz, herşeyden önce derbi kazanmak güzel ve ligin devamı için enerji kaynağı.
Uzay Gökerman
Daha az hata yapan diyorum; çünkü bu maçta inanılmaz defansif hatalar var.
Beşiktaş'ın golünde önce Gökhan'ın sonra da Edu'nun kademe hataları affedilir gibi değildi, Nobre de zaten bunu değerlendirdi.
Fenerbahçe'nin golünde de aynı hatayı Beşiktaş savunması yaptı.
Mustafa Denizli beni hiç yanıltmıyor; ancak kendisini aldatıyor.
Çıkardığı kadroyu radyodan dinlediğim, Holosko'yu kenarda oturtuyor olduğunu öğrendiğimde işte tam Mustafa Denizli tılsımı dedim. Fenerbahçe'yi kalabalık orta saha ve defans bloğuyla kilitleyecek, sinirlendirecek sonra da çıkıp golünü atacak. Ancak Selçuk'un yine inanılmaz gol kafası bütün planları alt üst etti. İşte bu alt üst anında Beşiktaş golü biraz da Fenerbahçe defansının yardımıyla atınca, insan acaba diyor ama futbol böyle oynanmıyor işte.
Cisse'nin kırmızı kartı tamamen doğruydu.
Beşiktaş maça 1-0 yenik başlayacağını düşünmeden taktik geliştirdiği, Mustafa Denizli de buna yürekten inandığı için ortaya stoperleri bol bir takımın hücum denemeleri çıktı. Bu taktik belki bir gol daha bulabilirdi ama bu sefer futbolun ilahları izin vermedi. Vermemeli de... Mustafa Denizli Fenerbahçe'ye Şampiyonlar Ligi'nde işte bu kafası yüzünden sıfır çektirdi.
Güiza olası büyük bir farkı önledi. Yaptığı gol vuruşu her ne kadar az farkla içeri girmiş olsa da tekniği mükemmeldi; kusursuzdu, kendisinin içinde bulunduğu durum düşünülürse inanılmayacak derecede soğukkanlıydı. Ancak bir sonraki an artık kalenin ağzından dokunamadığı topa da inanmak mümkün değildi.
On kişi kalmış Beşiktaş'ın işi zordu.
İkinci Yarı
Beşiktaş maça böyle hazırlanmamıştı. Ne yenik duruma düşeceğini, ne de on kişi kalacağını hiç hesap etmemişti. Kim böyle bir şeyi tahmin eder? Bütün hesaplar her zaman galibiyete yöneliktir. Kuşkusuz bu maç için değil...
İkinci yarı Fenerbahçe'nin karşısında Beşiktaş değil de Galatasaray olsaydı herhalde Türkiye'nin gündemini uzun süre meşgul edecek bir fark ortaya çıkardı. Ama nedense Beşiktaş maçları böyle olmuyor. Ya Fenerbahçeli futbolcuların basireti bağlanıyor ya da... İşte bunun ya da'sı yok.
Beşiktaşlılar ikinci yarı çok üstün oynadıklarını söyleyeceklerdir. Top onlarda kaldı belki ama Fenerbahçe bir tane dışında pozisyon bile vermedi rakibine. Ama on kişi kalmış bir rakibe karşı Eskişehirspor'dan sonra ikinci defa Fenerbahçe'nin zorlandığını görmek de düşündürücüydü.
İkinci yarının ilk on beş dakikasında Beşiktaş orta sahası bir ara tamamen kayboldu. O dakikalarda Fenerbahçe'nin orta saha oyuncuları kolaylıkla toplar kazandı. Ama hızlı oyunculara sahip olmaması atakları olgunlaşmadan uzaktan şutlara yöneltti. Bir takım bu kadar şut çeker de isabet oranı bu kadar düşük olabilir mi?
Alex'in oyundan çıkması ilginç bir karardı. Alex oyunu yavaşlatıyordu. Aragones çok doğru bir karar verdi ama yerine giren oyuncu maçı hızlandırmak yerine kilitler gibiydi.
Uğur Boral'ın çıkana kadar oynadığı pozisyon çok doğruydu. Aragones bütün hafta boyunca tartıştığımız şekliyle sanki kanatları tek oyuncu ile oynamak üzere bir taktik geliştirmişti. Carlos'un önü genelde hep boş kaldı. Uğur ikinci yarı çok uygun alanlar buldu. Kazım'ın kaptığı bir pozisyonda Uğur o topu tekrar Kazım'a aktarabilse, maç o dakika kopacaktı.
Alex ve Uğur'un pozisyonlarında doğru duramamaları nedeniyle dışarı alınmaları yine teknik yönden doğru kararlar gibiydi; ancak ben olsam her ikisini de oyunda tutmayı denerdim. Çünkü Uğur'a yepyeni bir kimlik kazandırma olanağı yakalanmıştı. Alex de çok bozuldu.
Fenerbahçe defans kurgusunu bir kere daha düşünmek zorunda. İlk Arsenal maçında bu sanki bir ofsayt taktiği gibiydi. Birinci yarı defansın ileride oynaması Beşiktaş'a golü getirmişti. Beşiktaş fazlasıyla da ofsayta düştü. Bu arada ofsayttan bir gol de buldu. Maçın son dakikasında da yine ofsayttan bir gol daha buldu. Bunlar gerçekten ofsaytlardı ancak alarm zilleriydi aynı zamanda.
Bu maç 2-2 bile bitebilirdi. Bitseydi sanırım şu dakikalarda Uğur'u, Kazım'ı ve elbette Güiza'yı çok konuşuyor olurduk. Güiza çok iyi niyetli bir futbolcu. Bu maça da herşeyini verdi. Ancak kaçırdığı goller Fenerbahçelileri çok rahatsız ediyor.
Deivid'in muhteşem şutunun gol olmamasını da aynı güzellikle topu çıkaran Rüştü engelledi. Rüştü'nün maç sonunda hakeme koşuşunu anlayamadım.
Selçuk için bir paragraf açacağız. Aurelio gittikten sonra Fenerbahçe'nin orta sahasında oluşan boşluk son beş altı maçtır onun güçlü futboluyla kapanıyor. Devamını diliyorum; çünkü daha fazla övücü şeyler yazarsam belki büyüsü bozulur.
Lige derbilerle tutunan bir Fenerbahçe var karşımızda. Bu kadar puan kaybına karşın Fenerbahçe'nin Beşiktaş'la arasındaki farkın iki, Tarabzonsporla beş olması ligimizin kalitesinden mi yoksa mücadele gücünden mi bunun için karar vermek biraz zor.
Beşiktaş için söylenmesi gerekenleri Mustafa Denizli yorumuyla anlatmaya çalıştım. Beşiktaş iyi takım. Ertuğrul Sağlam - Mustafa Denizli değişiminin nedenini Beşiktaş'ta görmek mümkün değil. Beşiktaş Avrupa macerasına devam ediyor olsaydı kuşkusuz şu an bulunduğu yerde de olamazdı. Zaten ligin tepesinde olanların avantajı da Avrupa'da yıpranmıyor oluşları. Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında maç öncesinde gösterilen farkın da Fenerbahçe lehine olduğunu gördük. Yani Fenerbahçe Kayserispor maçını kaybetmemiş olsa, ligin ikinci kendisi olacak.
Televizyondan izlerken Maraton tribününde oturan Fenerbahçeli kombineli taraftarların, maçın 85. dakikasından itibaren oturdukları yerden kalkıp sahayı terk etmeye başlamalarına inanamıyorum. Sen 3.500 YTL para ver ve gösteri bitmeden kalk git, üstelik gönül verdiğin takım bir derbi maçı oynuyor ve skor 2-1, herşey olabilir. Olsa olsa ciddiyetsizliktir.
Fenerbahçe'yi tebrik ediyoruz, herşeyden önce derbi kazanmak güzel ve ligin devamı için enerji kaynağı.
Uzay Gökerman
Bu blog Canlı Maç Anlatımı sayfamızda da yayınlanmaktadır