- Kategori
- Siyaset
Tencere tava havası (Korku İmparatorluğu)
Korku insan dimağının en tehlikeli duygusudur. Gözleri kör kulakları sağır eder.
Doğanın en büyük kaidesi “etki tepkiyi doğurur” kaidesini unutturur. Keza “korkunun” ardından gelen kuralları da unutturur; “Baskı ve şiddetin; direnmeyi, zulmün; isyanları doğurduğunu da…
***
Güçlü olmak, her şeyi yapabilecek kudrette olmak değildir. Geçmişte olduğu gibi bugünün iktidarında olanlar arkalarına aldıkları uluslar arası egemen güçler ve kuşattıkları kurum ve kuruluşlara bakarak ülkenin tek sahibi oldukları yanılgısına düştüler. Türkiye’nin tek hakimi olduklarını alternatifi olmayan “tek güç” olduklarını sandılar.
Ne yazık ki etrafına korku salarak “lider” sınıfına yükselen Başbakan da aynı yanılgıya düştü…
***
Bir kesim bal tutan parmağını yalar misali iktidardan beslendikleri için yaratılan “korkuları” görmeyebilir, hatta önlerine koyduğunuz korku kaynaklarına bile itiraz edebilirler. Ama unuttukları bir şey daha var; her şey “karşıtı” ile doğar ve birlikte var olmaya devam eder, birlikte yaşar.
Yani bir başka anlatımla; Haksızın olduğu yerde mutlaka bir haklı, karanlığın olduğu yerde mutlaka bir ışık, zenginin olduğu yerde mutlaka fakir patronların olduğu yerde işçi mutlaka vardır.
Hiç kimse sonsuza kadar etrafına korku salarak yaşayamaz, asgari ücretin şu kadar olduğu, ülkenin büyük bölümünün gelirinin açlık sınırının altında olduğu bir ülkede halkınızı “hep bana Rab bana” diyerek yaşatamazsınız…
Keza; Sadece size muhalif oldukları için sizin geçmişinize ait kesin bilgi ve notlara sahip oldukları için üç beş kuruşluk CD ve Belgelerle yalancı şahitlerle Silivri de Hasdal da tutsak ettiklerinizi orada tutmak amacıyla; sayısal üstünlüğünüzü kullanarak meclisten geçirdiğiniz “on yıla yakın tutuksuz yargılama” hakkını veren yasanın arkasına saklanamazsınız.
***
İşyerlerinde sokaklarda evlerde insanlar fısıltılarla konuşmak zorunda kaldı, çünkü mecliste Başbakan aleyhine konuşanların başına neler geldiğini gördü, kendi partisi içinde biat etmeyenlere nelerin reva görüldüğüne şahit oldu. Medya ve basın dünyasında aleyhinde iktidar aleyhine yayın yapan gazetelerin televizyonların patronlarının, muhalif yazılar yazan yazarların aydınların başına neler geldiğini gördü…
İnsanlar sindirildi, bir takım güç odakların yardımıyla da “alternatifi olmayan parti ve lider” olgusu biat eden elindekinden olma korkusunu yaşayan saf kimi cahil ve inançlı insanlara kabul ettirildi…
Ancak dedim ya her şey karşıtı ile birlikte doğar; günümüzde emperyalizm ve ortakları çıkarcı sermaye grupları, bir yandan Cumhuriyet ve Kemalizm yıkıcılığını yaparken, bir yandan da devrimin ve devrimcilerin oluşumuna neden oldular. Hani şu muhteşem halk hareketinin eylemcilerinin 79 ilde ve ilçelerinde attıkları “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı var ya;
İktidarın bilmeden yarattığı Cumhuriyet ve Kemalizm’in koruyucuları ve savaşçılarının sloganıdır…
***
Ve ulusal bayramların yasaklanması, okullarına, sosyal yaşamlarına karışılması, Atatürk’ü Cumhuriyeti Laikliği hayatlarından çıkarmaya kalkmaları, kendilerine İslamcı Yönetim anlayışını dayatmaları o Cumhuriyet ve Kemalizm koruyucu ve savaşçılarında büyük bir öfke patlamasına neden oldu.
Derler ya küçük kıvılcımlar büyük yangınlara neden olur, 29 Ekim yürüyüşleri 19 Mayıs gösterileri 10 Kasım da Ata ile buluşmaları bir kıvılcımdı aslında anlayamadılar.
Ve o kıvılcım işte Gezi Parkı eylemleriyle tüm ülkeye yayılan muhteşem “halk hareketine” dönüştü…
Onun için hiç kimse kendi yarattıkları “karşıtların” arkasında şu vardı bunlar vardı oradan beslendiler şunlar besledi falan demekten vazgeçsin dönüp önce arkalarına sonra aynaya baksınlar…
Sayelerinde yıllarca çok arzu edilmesine rağmen bir araya gelmeyen devrimci ve demokrat gruplar Başbakanın inatçı baskıcı ve dayatmacı anlayışındaki ısrarı sayesinden bir araya geldiler…
Bu esnada Başbakanın yine bilerek ve planlayarak yaptığı “çapulcu, ayyaş ve alkolik” yakıştırmalarla küçümseme alışkanlığı aslında “korkunun” ürünü olduğu ortaya çıktı.
Başbakan bunları “korkusundan” söylüyordu ve böylece kendi seçmenlerini ve yandaşlarını memnun etmeye çalışarak “karşıtları” da hedef göstererek ayakta kalacağını sanıyordu…
***
Sokaklarda yürüyen “Atatürk’ün askerleriyiz” diyen halk bu sefer Başbakan istifa Hükümet istifa diye bağırmaya başladı. Hemen akabinde de kendi kurduğu korku imparatorluğunun İslamcı polisleri ile eylemcileri biber gazı tazyikli su ve copla şiddetle olmadık eziyetlerle püskürtmeye kalktı.
Uzun uzun anlatmama gerek yok. Bu eylem ve müdahaleler sırasında düzenlenen karşı mitingler gösterdi ki AKP ile birlikte ülkede “Siyasal İslami Faşizm” doğmuştur. İktidar bu bağlamda kendi korku imparatorluğunu kurarak, devletin Valisini kaymakamını hatta Polisini de İslami Fettullah Gülen cemaatine teslim ederek yarattıkları “İslami Faşizmi” koruma altına almıştır.
İşte Gezi Parkı eylemleri ile başlayan “halk hareketinin” ateşi bu iki olguyla mücadele etmek için yakılmıştır. Silahsız sessiz ve barışçıl…
Dikkat ettiniz mi en önce kadınlar ve gençler vardı, ellerinde kitaplar müzik aletleri ve kalemleri vardı. Kalemleri ile duvar yazılarını yazdılar, müzik aletleri ile şarkılarını bestelediler, şiirleri ile birlik ve beraberliği sevgiyi doğanın güzelliğini ve önemini anlattılar. O kadar çok katılımcı vardı ki aralarında her kesimden, tek beden oldular.
Bir ara orada olanların anaları da katıldı aralarına danslar halaylar ve türkülerle…
Başbakan bir tek gün bile gençlerin kadınların tüm Türkiye’nin “özgürleşmesi” yolunda canlarını ortaya koyduklarını, tüm etnik grupların ve dinlerin, mezheplerin birliğinden yana olduklarını anlamaya yanaşmadı…
Yaşanan onca acı şiddet gözyaşı ve ölümler işte bu anlayışın yani inadın ürünüdür, yaşananların eksi bakiyesidir.
***
Ne acıdır ki iktidara destek çıkanlar “Başbakanı yedirmeyiz” diyenler; iktidarın ve özellikle Başbakan ve Valilerinin halkın en demokratik bu hak arayışı sırasında eylemlere leke düşürmek ve seçmenini kışkırtmak amacıyla,
PKK nın teröristlerinden bile medet umduklarını, onları Apo posterleri ve ucube bayraklarıyla eylemcilerin arasına soktuklarını böylece tüm dünyanın canlı gözlerle izlediği düşmana bile reva görülemeyecek şiddetle müdahale hakkını elde ettiklerini fark edemediler…
Ve şimdi korku imparatorluğu çökmeye başlayınca da dört koldan saldırıya geçtiler, sosyal medya alanlarından meslek sahiplerine iş adamlarına baskı kurmaya ve yok etmeye başladılar…
Oysa halk hareketi şunu ortaya çıkardı; bu ülkede artık “korku yerini cesarete bırakmıştır.”
Bunu “İmamın” penceresinden bakanların ve demokrasi ve özgürlüğü sandık demokrasine bağlayanların görmesi imkansızdır. Gençler ve kadınlar anlatmak için ellerinden geleni yaptılar…
Gördüğüm kadarıyla “halkın direnişi” hala devam ediyor bitmemiş; eğer aksi düşünülüyorsa bence tarihi bir hata daha yapılmak üzere demektir…
Ben olsam bir daha asla arkamdan “tencere tava havasını” çaldırmam…
İyi tatiller efendim…
Erdoğan ÖZGENÇ