​ The Martian - Marslı / TV Programları / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mart '16

 
Kategori
TV Programları
 

The Martian - Marslı

The Martian - Marslı
 

Hayat bazılarına hiç beklemediği anda büyük bir ün, şöhret ve başarı getirebilir. Bu üçlemeyi son yıllarda en iyi şekilde hak eden isim Andy Weir. Neden mi ? Çünkü ilk romanı Marslı (The Martian) önce Amazon.com'da fenomen oldu, daha sonra basılı yayın olarak Amerika'da en çok satanlar listesine girdi ve bir kitabın gelebileceği en son noktalardan biri olarakHollywood'da filme uyarlanıp Oscar adayı oldu.
 
Kitabın film haklarını 20. Century Fox satın aldı ve yönetmenlik koltuğuna efsane İngiliz yönetmen Riddley Scott oturdu. Elbette filmin danışmanlığını da eser sahibi olarak Andy Weir yapacak ve senarist Drew Goddard'a yardımcı olacaktı. Andy Weir ile ilgili parantezi burada kapatıp filme geçelim.
 
The Martian'ın sloganı şu şekilde: "Dünyanın en ünlü adamı ama ne yazık ki dünyada değil." Evet konusu tam da bu şekilde The Martian'ın. Astronot Mark Watney'in bir kaza sonucu öldüğü sanılıp Mars'ta bırakılması ve dünyanın en zeki insanlarının birleşip Watney'i geri getirmeye çalışması üzerine kurulu bir hikaye.
 
Watney rolünü Hollywood'un eskimeyen yakışıklı aktörlerinden Matt Damon canlandırıyor ve en iyi erkek oyuncu dalında Oscar için Leonardo Di Caprio ile kıyasıya bir rekabet içinde.
Film hakkında Spoiler vermeden söylenebilecek en iyi şey belki de muhteşem bir kurguya sahip olduğudur. İşte tam da bu yüzden kitabın yazarı Andy Weir'in zekasına hayranlık duymamak elde değil. Gerçekten bilimsel bilgiler ile bilimkurgu öylesine güzel harmanlanmış ki yüksek bütçeli efektler zayıf bir senaryo ile eriyip gitmiyor aksine zekice yazılmış bir konu ile şahlanıyor. Aynı hissiInterstallar'da da hissetmiştim. Interstallar demişken The Martian'da astronot ekibinin komutanı Lewis rolünde izlediğimiz Jessica  Chastain, Interstallar'da da Murph rolünde karşımıza çıkmıştı. Uzay filmlerini sevmiş olsa gerek.
 
Görsel efektlerin yine muazzam derece etkili olduğu filmde Mark Watney'in dört yıl gibi uzun bir süre bambaşka bir gezegende yalnız yaşaması insanı ister istemez Watney'e bağlıyor. Dünyadaki 7 milyar insan bir tarafta. Mars'taki Watney bir diğer tarafta. Hele ki kendisine yetecek oksijeni ve yemeği olmaması ve filmin bir geri sayım üzerine kurulu olması tempoyu her geçen dakika artırıyor.
 
Damon gerçekten etkileyici bir performans göstermiş. Normal şartlarda Oscar'ı alabilecek bir performans diyebilirdim ama bu yıl karşısında artık capslere konu olmuş Di Caprio olduğu için şansı o kadar da yüksek değil. Aslında iki aktörün de rolü birbirine benziyor. Biri yaralı bir şekilde kışın ortasında tek başına hayatta kalmaya çalışıyor, diğeri Mars'ta tek başına.
Filmin cast'ı The Revenant'a göre daha zengin. 1994'te Salak ile Avanak ile tüm dünyada ünlenen usta aktör Jeff Daniels'i Nasa'nın başındaki kibirli Teddy Sanders olarak görüyoruz. Yine bir başka usta isim, bu zamana kadar rol aldığı hemen hemen tüm projelerde ölen ama en çok da Game of Thrones de bizi kahreden Sean Bean belki de uzun bir aradan sonra ölmediği bir rolde karşımıza çıkıyor. Mitch Henderson rolüyle astronotların şefleri rolünde.
Ama Damon kadar filmde benim sıcak hissettiğim tek bir karakter var. O da Oscar'lı aktör Chiwetel Ejiofor.  Yakında bir komedi projesiyle karşımıza çıksa fena olmazmış gibi duruyor.
Sonuç olarak The Martian bu yılın The Revenant ile birlikte en büyük favorilerinden biri. Evet, film tempolu, giriş - gelişme - sonuç kendini belli ediyor ve sizi içine alıyor fakat bu durgun ama sinemografisi yüksek The Revenant'ı yenmeye yetecek mi göreceğiz.
 
Oyunculuk Performansları : 9
Senaryo: 10
Müzikler ve Atmosfer : 9
Genel Puan : 9.3
 
Toplam blog
: 25
: 308
Kayıt tarihi
: 29.02.16
 
 

Romancı, Siyasal İletişim Uzmanı ..