- Kategori
- Kültür - Sanat
Tiyatro Hal'den Adiller

TiyatroHAL oyuncuları ve Emel Dinseven SAHNEHAL'de
Bu akşam yeni bir oyuna gitmek istedi canım. Malumunuz -diyorum ya nereden bileceksiniz- dün Çehov Makineleri gibi büyük bir prodüksiyonu izlemiş ve kendimi bir güzel eleştirmiştim bazı konulardaki ihmallerim nedeniyle. İşte tiyatro izlemek, bende böyle bir alışkanlık yaratır. Bir başlayayım yirmi dört saatim de tiyatrolarla dolsun taşsın isterim. Bayılırım tiyatro fest'lerine ve gidemediğimde de içim içimi yer durur, çevremdekilerin yaşamını karartırım o durumlarda.
Gitmeliyim, gitmeliyim hem de şöyle küçük salonda bir oyuna gitmeliyim. Facebook 'da görüyorum. SAHNEHAL'de ADİLLER oynayacak. . A harfine ben burada külah koyamadım ama külahlı halini görünce işkillendim. Oyun da Albert Camus 'dan olunca nasıl derim gitmem, söyler misiniz? 19.30 da sokağa attım kendimi. Yağmur da var, birazdan araç bulamayıp eve dönersin, diye düşünürken işim düz gitti. 20.10 da inanılmaz şekilde Mecidiyeköy'de SAHNEHAL'ı arıyordum. İlk kez Metrobüs'ün varlığından mutluluk duydum desem yeridir. Boğaz yolunda gıcır yarış otoları filan kuyrukta beklerken, zamanından önce bir yere yetişmek bunca yıllık tarihimde olağandışı bir durumdu. - tabii terslikler olup Metrobüs yolu tıkanıp, metrobüs'ten inip kilometrelerce yolu yürüyüp, tiyatroya yetişememe, sizlere bu yazıyı yazamama gibi olasılıklar da her zaman olası-
SAHNEHAL şu meşhur Trumph Towers pabucunu dama atmadan önce Mecidiyeköy 'ün en anlı şanlı binalarından sayılan Emniyet Müdürlüğü'nün sokağında. Hatta fazlaca geçmişim ki tiyatroyu sorduğum, dükkanında sinek avlayan bir esnaf biraz da serzenişle, bak oradaki kalabalık olan yer, dedi. Emniyet'le aynı hizada karşı komşular.
SAHNE HAL, Haliç Üniversitesi mezunlarının kurduğu tiyatro topluluğu TİYATROHAL'ın sahnesi. Çiçeği burnunda. Sahnenin birinci yılı kutluyorlar. Albert Camus'un ADİLLER adlı oyununu da çok güzel oynadı TİYATROHAL oyuncuları. İçtenlikle kutluyorum hem oyunlarını hem de sahnelerinin SAHNEHAL'ın yaş gününü. Oyunun yönetmeni Oğuz UTKU GÜNEŞ. İstanbul Devlet Tiyatroları'ndaki ünlü BROADWAY müzikali SİDİKLİ KASABASI MÜZİKALİ'nin yönetmeni aynı Oğuz UTKU GÜNEŞ. Hal sahnesinde hepsi de ışıl ışıldı gençlerin. Çok gururlandım. Ne iyi ettim de geldim bu oyuna, diye kendimi de kutladım. Buradan Yönetmen Utku GÜNEŞ'İ ve emeği geçenleri, bütün oyuncuları kutlamak isterim. Öylesi bir büyük prodüksiyondan sonra böyle gençlerin emeğiyle ve küçük kara kutu tipi bir salonda oyun izlemenin de hazzı başka, bambaşka oluyor.- Küçük dediğime yanılmayın , İstanbul Life'ın yılın en iyi on tiyatro mekanı arasına girmiş ve bir yılda SAHNEHAL'de oynan 30 farklı oyunla, 126 gösterim yapılmış ve 3000 izleyiciye ulaşmışlar. - Böyle küçük kara kutu tipi salonlara Ekip Tiyatrosu oyuncularının Becket 'in Oyun Sonu'nu izleyince dadandım geçen yıl. Sonra Egemen Sancak- Ercan Tulunay ikilisinin Tünel Karakutu'da oynadıkları bir Harold Pinter oyunu, "Gel Git Dolap".
Belki de gelecekte en çok bu tür tiyatrolar kalacak ayakta. Samimi olarak oyunu çok beğendiğimi ve gidip izlemenizi söylüyorum.Oyun analizi ya da eleştirisi ya da sahneleri anlatacak değilim. Genç sanatçılarımızı da desteklemeliyiz. Onların çalışmalarına değer vermek iki lafın arasında söylediğimiz "geleceğimiz gençlerimiz" laflarından daha anlamlı. Çünkü lafla peynir gemisi yürümez, derler. Gençlerimiz geleceğimizse ve onlara önem veriyorsak yaptıklarına da, ürettiklerine de önem vermemiz gerekir. Oyundan sonra ekibi kutladım ve birlikte fotoğraflarını çekme önerimi kırmadılar, sağ olsunlar. Kambersiz düğün olmadığından bir de ben çekildim aralarında.
Gelelim Camus'a. -Tiyatro çıkışında bilseniz nasıl da Defterleri'ni okumayı çekti canım. Üç cilttir, İthaki 'den çıkmıştı, yalayıp yutmuştum. Aklımda kalmamışlar gibi geldi o anda.- Diyeceğim şu ki Camus'un büyüklüğü , Rusya'da geçen bir olayı bile yerelden evrensele ustaca aktarmasıdır. Evet o acılar Rusya'da yaşanmıştır ama gerçekten büyük bir yazar bunu evrensel bakış açısıyla, insanlık acıları ve insanlık durumları olarak sunup irdeleyebilendir. Belki de bizim gelişmemişliğimizin altında yatan ana etmen de böylesi evrensel vizyonun - ölüm ve tehditle yolu kesilerek ya da tatlı vaatlerle yoldan çıkarılarak- eksikliğidir.
Bizde kalıplar da vardır ayrıca: " Roman yazarından tiyatro yazarı çıkmaz," diye buyurur birileri. Yazarsa da eli yanarmış, cız cız... Ya da "Denemeci otursun edebinle denemesini yazsın. Ne o öyle her işe burnunu sokuyor, her işe maydanoz oluyor? Hemen notunu verelim şunun." "Tiyatro yazarı da otursun yerinde ve öyküyü, öykü yazarına bıraksın." ...ve daha neler neler, ne falanlar, ne filanlar...
Oysa değerli edebiyatçı ve çevirmen Prof. Dr.Tahsin YÜCEL "SALAKLIK ÜSTÜNE DENEME" adlı kitabında Sartre ve Camus'un çok önemsedikleri görüşlerini daha geniş kitlelere yayabilmek için " aynı felsefel içerikleri deneme, eleştiri, roman öykü ve oyun kalıplarına dökerler " diyerek yazmanın biçimden ve çeşitten çok , yazan kişinin felsefi kaygılarını aktarma yolu olduğunu da olumlar kanımca. O zaman kişileri kısıtlamanın sen şiir yazıyorsan deneme yazamazsın, tiyatro yazamazsın demenin alemi ne? Bu sadece boynuzun kulağı geçeceği, öğrencinin ustayı aşacağı, yeninin çöreklenmişi yerinden edeceği endişesinin bir engellemesi değil de ne?
ADİLLER'i oynayan gençlerle küçük sohbetimiz sırasında oyunculardan Göktay TOSUN 'un da oyun yazdığını öğrendim. Ben de kendisine kendi oyunumdan Bay X' den ve Memleketistan'dan söz ettim.
Pazar günü de Göktay TOSUN 'un yazdığı KİBRİT tiyatro sahnelenecek, SAHNEHAL'de. Göktay Tosun'un oyununu da merakla bekliyoruz.
Emel Dinseven 2012 12 1