- Kategori
- Güncel
Torul Gümüştuğ Vadisinde “HES’tirin" sesleri!

DOĞASI VE SU KAYNAKLARIYLA TURİZM CENNETİ OLMAYA ADAY BİR VADİ
İrili ufaklı binlerce şirket; turizme, tarıma ve hayvancılığa hayat taşıyan sularıyla övündüğümüz ülkemin vadilerinde HES (Hidro Elektrik Santrali) yapmak üzere adlarını dahi bilmedikleri köylere akbaba misali üşüşüyorlar.
Paradan ve kardan başka tanrı tanımayan sermaye, “Enerji darboğazındayız”, “Sular boşa akmasın”, “Köylerde iş imkânı yaratıyoruz” propagandalarıyla ülkemizin birbirinden değerli vadilerini katlediyor, köylülerini ise göçe zorluyor.
HES gerçeğiyle tanıştıktan sonra direniş başlatan vadi sakinlerinin hak arama ya da engelleme eylemleri de artık güçlü bir muhalefet bloğuna dönüşüyor.
Kendine özgü doğal bitki örtüsü ve iklimiyle ülkemizin en güzel, en özgün bölgelerinden biri olan Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, yürütülen HES inşaatlarına ve bu inşaatların yol açacağı felaketlere karşı oluşan tepkiler, diğer vadi sakinlerinin de desteğini alarak her geçen gün büyüyor.
Karadeniz halkı yaşanmakta olan yıkımların kendi başına da geleceğini anlayamadığından, Rize’de Fırtına Deresi’nde yapılan HES’ler dolayısıyla oluşan ilk dirence ve tepkilere önceleri ilgisiz kalmıştı.
Tıpkı Gümüşhane Torul’a bağlı Gümüştuğ Vadisi köylüleri gibi.
Onlar vadileri için mücadele eden Rize’nin köylülerini televizyondan izlemişler, “enerji düşmanı” ilan edilen bu köylülerin tepkilerini abartılı hatta “siyasi” bulmuşlardı.
Ancak doğa Azrail’i HES şirketleri kendi kapılarını çalana kadar…
Önceleri işsizlerine iş bulunacak, köye para yağacak hatta “hayırsever” şirketler köylerine cami yaptıracak diye umutlu bir bekleyişi sürdürdüler.
Ancak HES projelerinin “keli görününce” Gümüştuğ Vadisi köylüleri çılgına döndüler.
5 köy ve 1 beldenin yaşadığı Gümüştuğ Vadisi’nde yan derelerde 2, ana dere üzerinde ise 5 adet toplam 7 santralin kurulacağını öğrenen köylüler, bu santrallerin “kaş yapayım derken göz çıkartan” gerçek yüzüyle tanıştılar.
Kadın-erkek, yaşlı-genç, sağcı-solcu köy sakinlerinin HES gerçeği şöyleydi:
a) Santraller yapılırken yüzbinlerce metreküp toprak kazınacak, bu kazı toprakları oldukları çevreye depolanacaklar sonra da depolandıkları yerden sürüklenerek yağış ve rüzgârın etkisiyle ağırlıkla dere yataklarını dolduracaklar.
b) Yaylalara, otlaklara, ağaçlara, tarlalara, hayvanlara, kuşlara hayat taşıyan güzelim dere suyu tünellere, kanallara, borulara hapsedilerek farklı bir noktaya taşınacak.
c) Kesilen ağaçlar ve kuruyacak bitki örtüsü ile arazi eğiminin dik olması nedeniyle, köylerin tarım ve yerleşim alanları sellerin tahribatına açık hale gelecek.
d) Şimdilerde herkesin özgürce yararlandığı sular artık şirket malı sayılacağından, ihtiyaç duyulan suya para ödenecek.
e) Kuruyan vadileri nedeniyle en önemli geçim kaynakları olan hayvancılık ve tarım bitecek, içme suyuna bile muhtaç hale gelecek köylüler, artık değersiz topraklarını bırakıp, göç etmek zorunda kalacaklar.
f) HES’lerin ürettiği enerjileri taşıyacak nakil hatları, yayacakları yüksek enerji nedeniyle hem arazileri çoraklaştıracak hem de bunların güzergâhlarına sağlık gerekçesiyle yerleşim izni verilmeyecek.
Tecrübeyle elde edilen pek çok sonuç ve gerekçe, Gümüştuğ Vadisi köylülerinin ayağa kalkmasına, örgütlenip hak aramasına yetti.
Yukarıda özetlediklerim, Nisan ayının 25’inde düzenlenen ve benim de katıldığım Gümüştuğ Vadisi-Çit Deresi Köylüleri Dayanışma ve Mücadele etkinliğinde köylülerin ve konuşmacıların anlattıkları konular.
Köylülerin Torul’da 30 km.lik bir vadiye yerleşen Altınpınar Belediyesi ile Güvemli, Küçük Çit, Büyük Çit, Yıldız ve Gümüştuğ köylerine hayat taşıyan derelerine, içme sularına sahip çıkmaları, ortaya koydukları kararlı duruş ciddi bir uyanışın da simgesi.
Şirketlerin “para hırsı” mı yoksa köylülerin “yeşil hayat” tercihi mi ağır basar sorusunun yanıtını çok net verdi köylüler.
Özellikle her mücadelenin anahtarı konumundaki kadınlar, “yoksul olsa da huzurlu” bir yaşamı tercih ettiklerini, kendi köylerini savunma adına nöbet tutacaklarını söylüyorlarsa HES şirketleri bu vadide avuçlarını yalayacak demektir.
Türkiye’nin önemli gündemlerinden biri haline gelen ve “enerji ihtiyacına çözüm” yalanıyla topluma sunulan ölçüsüz HES inşaatları ve getirdiği/getireceği felaketler, daha çok “su kaldıracak” gibi görünüyor.