- Kategori
- Deneme
Torun sevgisinin mantıksız nedenleri

Torunumuzu neden severiz; daha doğrusu neden bu kadar fazla severiz? Torunumuz olduğu için mi diyorsunuz? Oğlumuz da oğlumuzdur, yani bir göbek daha yakın; ama onu torunumuz kadar sevmeyiz.
Torun tatlı olur. Oğlumuz kızımız acı mı? Küçük o amcası. Oğlumuz, kızımız da bir zamanlar küçüktü ama torunumuz kadar düşmüyorduk üzerine.
Torun tatlıysa başkasının torununu da sevelim. Madem torun tatlı oluyor komşunun sümüklü Cemşit’ini lunaparka götür. Hiç olur mu? Kendi torunuysa tatlı. Vay hınzır ihtiyar vay!
Bu torun hikâyesi beni sardı. Eş, çocuk neyse ne de torun gibisi yok diyorlar. Orta yaşta dedeliğe karşıyım. Yaş seksen demeden torun kucağa almak karizmamı bozar. Ama ya olursa, kırkında verirlerse kucağına… Aslında belki yeni evlilik dönemi falan oluyordu ama artık bu yaşlarda kucağında çocuk, erkeği bozar.
Belki de yeni çocuğumuz olduğunda meraktan, benim mi bir bakıyım, nasıl bir şey bu ya, bunu biz mi yaptık gibi garip duygu ve reflekslerle çocuğumuzu kucağımıza alıyoruz. Ve sarmaşık gibi ikide bir vücudumuza tırmandıkları için onlardan kurtulamıyoruz. Yanlış aslında. Çocuk dediğin düşe kalka sokakta büyümeli.
Torunla büyük baba ya da anne arasındaki anatomik bağ ona gösterdiğimiz sevgiyi haklı çıkarmıyor. Hadi kızının çocuğu neyse. Ben doğurmamışım. Benim oğlum doğurmamış; elin kızı doğurmuş. Kan bağı olarak bu kadar yakın akrabalarım da var ama ilgim alakam akşam meraba, sabah günaydın. Bu elin çocuğuna neden bu kadar sevgi gösteriyorum?
Bu arada galiba farkında olmadan babayı saf dışı bıraktık. Ya sanki çocuk ağırlıklı olarak annenin gibi. Keşke bir kısmı babadan çıksaydı diyeceğim ama…
Torununuzu neden seviyorsunuz? Çok tatlı. Kaymaklı şöbiyet de tatlı… Ya Korkut sen manyak mısın?
Torunumuzu neden bu kadar çok sevdiğimizin mantıklı bir nedeni olmalı. Çikolata verip yanaklarını şapır şupur öperiz. Bir çikolata daha verip mıncıklar, makas alırız. Bunu herkese yapamayız. Rafet’in çomara yaptım, hırladı. Başka şey sandı ahlaksız.
Tatlı matlı hikâye; torunumuzu devamımız olduğu için seviyoruz. Bizi devam ettireceğini bilsek su aygırını da severiz. Geldik doksana. Hayat bitti. Bizden bir iz, bir eser kalması için… Belki 70–80 yıl sonra “Benim bir dedem vardı…” diyecek… Yani tükenmiş ömrümüzü biraz daha uzatmak. Yunus Emre kaç yıl yaşadı sizce? Hala yaşıyor; ama torunu yok… Torununuzun torunu daha ilginç değil mi? Padişah sanır insan kendini: Bunların hepsi benden çıktı!
Aslında dede/nine de yaşlandıkça çocuklaşıyorlar ya torun onların yeni arkadaşları oluyor. Belki bu nedenledir torunlarına düşkünlüğü.
Yaşlı kimselere iyi davranılmıyor. Hem yalnız bırakılıyor hem de itilip horlanıyor. İşte torun, ihtiyarlar için belki de bir kaçış, sığınacak bir liman oluyor.
İhtiyarlar huysuz olur ama birilerinin onların hakkından gelmesi hoşlarına gidiyor olabilir. Bu bakımdan torunlar yaşlıların canına okur.