- Kategori
- Güncel
Trabzon ya da Edirne: linç aynı!

SALDIRGANLAR HALK DEĞİL, KİMLİKLERİ BELLİ...
En son Edirne’de yaşanan linç girişimleri karşısında pek çok köşe yazarı tepki koymak ihtiyacı duydu.
“Demokratik” bir toplumda suç ve cezanın tek muhatabının devlet olması gerekirken, sivil unsurların olaylara “polis”, “savcı” ve “yargıç” yetkisiyle müdahil olması, vicdan sahibi herkesi etkilemiş görünüyor.
Eline sopasını, bıçağını alıp, “suç” işlediğine inandığı insanları öldürmeye çalışan “serseri güruh”, bütün doğu toplumlarında fazlasıyla mevcuttur.
İster dini, ister etnik, ister siyasi gerekçelerle olsun; farklı olanı, rakibini, ötekini, muhalifini düşman gözüyle görüp, yok etmeye yeminli bu güruhların karşısında “hakem” rolünü oynayan devlet önemli bir caydırıcı unsurdur.
Ama birçok devletin hukuk düzeni ile halledemediği pek çok muhalifi ya da siyasi yapıları, bu azgın güruhun önüne atmaktan kaçınmadığı da bir gerçektir.
Afrika’da ve doğu ülkelerinde, insanların kitlesel olarak yok edilmelerinde bu yöntem sıkça kullanılır olmuştur.
Uluslararası hukukun ve mekanizmaların “suç” olarak gördüğü bu tip soykırımları siyasi iktidarların üstlenmesi yerine, cinayetlerin sivil çetelere ihale edilmesi yoluyla siyasi sorumluluğun başkalarına atılması “akıllı” bir yöntem olarak kullanılmaktadır.
Yıllar önce Trabzon’da hazırlanan kışkırtma ortamını yakından izleyen biri olarak, linç gibi eylemlerin, devletin gücünü ve yetkisini kullanan resmi görevlilerden bağımsız olamayacağını anlamıştım.
Kısaca hatırlarsak; Trabzon’da her hafta, F tipi cezaevlerindeki yaşam koşullarına toplumun dikkatini çekmek için mutlak surette polis gözetiminde bildiri dağıtan ve hiçbir şekilde tepki çekmeyen Tayad destekçilerine, bir gün “birileri” “bunlar PKK’lı” diye bağırarak, toplumsal bir infialin oluşmasına zemin hazırlamıştı.
Ardından kendilerini “milliyetçi” diye tanıtan bir güruh, bildiri dağıtan ikisi kız beş gence saldırmış, saatlerce süren linç girişimi ülkemizin gündemine oturmuştu.
Dönemin Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek, “üstün hizmet aşkı” ile bu linçi engellemeyi “başarmıştı.”
Linç girişimini kınamak amacıyla Trabzon’a gelen Tayad yetkililerinin Meydan Parkı’ndaki basın açıklaması sırasında ikinci bir linç girişimi daha yaşanmıştı.
Başından sonuna kadar tanık olduğum bu kışkırtma eyleminde, saldırganların rahat hareket etmeleri, bilinçli şekilde hedef seçmeleri, sivil polislerin olaya seyirci kalmaları, gelen resmi polislerin dayak yiyenleri gözaltına almak istemesi fotoğrafı yeterince aydınlatmıştı.
Bu olayın ardından Trabzon’da oluşan korku ve panik atmosferi uzun yıllar etkisini göstermişti.
O dönem linç girişimini ayrıntılarıyla yazmış ve yorumlamıştım.
Şimdi de olayların aktörleri ve linç girişimleri aynı.
Hepsi aynı siyasi fikre mensup ya DHKP-C örgütü sempatizanları ya Tayad destekçileri ya da Gençlik Derneği üyeleri tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması veya cezaevlerindeki koşulları eleştirmek amacıyla basın açıklaması yapıyorlar.
Bunlar açıklamalar ilk kez yapılmıyor elbette.
Ama istenilen şehirlerde istenilen tarihlerde bir şekilde düğmeye basılıyor ve linç girişimleri başlıyor.
Yakın tarihi bilenler, DHKP-C örgütünün çok sayıda polise suikast düzenlediğini, bombalarla öldürdüğünü; ardından polisin yaptığı operasyonlar sonucu aralarında örgütün üst düzey yöneticilerinin de olduğu DHKP-C’lileri infaz ettiğini anımsayacaktır.
Denilebilir ki yakın tarihten günümüze, polisin bu örgüt ve yandaşlarıyla gördüğü “kan davası” hala daha sürüyor.
DHKP-C eski gücünde olmasa bile polisin onlarla ilgili gözetimi özenle devam ediyor; nerede ve hangi amaçla ortaya çıkarlarsa, ya hukuk yoluyla ya da başka “yöntemlerle” bir şekilde hizaya çekiliyorlar.
Ancak çok tehlikeli olan şudur:
Bir kesimi “imha edilecek” kodlamasında düşünüp, onların üstüne sivil güruhları yönlendirirseniz, bu güruhlar başkaları için de sokakta boy gösterecek “özgüvene” erişirler.
Asıl önemlisi bu model farklı siyasi görüş yandaşları için de çekim haline gelince, önlenmesi zor bir keşmekeşe, anarşiye yol açılmış demektir.
Demokratik bir toplumda gücünü hukuktan ve yasalardan almayan hiçbir güç, şiddet unsurları arasına girmemelidir.