- Kategori
- Futbol
Türk futbolunda otorite boşluğu ve öne çıkan kişisel çıkarlar

Kupa maçının ardından Nihat Özdemir’in yaptığı açıklama ilginçti. Bir o kadar da düşündürücü.
“Bu maçı yöneten hakemi bir daha maçlarımızda görmek istemiyoruz. Seyircimizin bu hakeme karşı göstereceği tepkiyi biz önleyemeyiz.”
İlginç olan yanı, adaletsizliğe itiraz eden Özdemir’in, ihalelerdeki adaletsizlikle ilgili soruşturmanın ciddi bir sanığı olmasıydı. Haktan, hukuktan söz eden bir kişinin hapis cezası istemiyle yargılanıyor olmasıydı.
Düşündürücü olan yanıysa, T.C toprakları içersinde yer alan ve bir Türk takımına ait stadyumun, yine bir T.C vatandaşı ve mesleği T.C süper lig maçlarını yönetmek olan bir hakeme yasaklandığı yönündeki açıklamalardır. Üstelik bu açıklamalarda T.C federasyonuna düpedüz bir tehdit unsuru vardır. Fenerbahçe seyircisini de bu suça teşvik etme kışkırtma ve yönlendirme vardır.
Kadıköy stadında küfür’ü bitirdiği için kendisiyle gurur duyulan büyük başkan Aziz Yıldırım elbette ki olası olayların önüne de geçebilecek kapasitede bir yetkiye ve kişiliğe sahiptir.
Yoksa duruma göre mi öyledir?
Ligin ilk yarısında oynanan Bursaspor-Beşiktaş maçından önce de, Bursaspor yönetimi statda hiçbir Beşiktaş taraftarının olmayacağını açıklarken, Bursa emniyeti de Beşiktaş taraftarının şehir içine dahi alınmayacağını belirtmişti. Hatta şehir içinde Bursa doğumlu olmayanların haricinde plaka kontrolleri yapılmıştı. Olayın en komik yanıysa, misafir takım için ayrılan yere Bursa taraftarının ortak görüşü olarak benimsenen büyük bir pankart asılmasıydı..
Koskoca Beşiktaş camiasını temsil eden başkan ve yönetim kurulu üyeleri de dört tarafı tel örgülerle çevrili, sağında, solunda askerler, önünde ardında polisler ve bordo berelilerle! Karşılaşmayı izlemek zorunda kalmış, devre arasında tuvalet ve çay ihtiyacını bile giderememişti.
Yazık…
Dış ülkelerde oynadığımız spor karşılaşmalarında bile bu sıkıntıyı, çileyi yaşamıyor, can güvenliğimizden endişe duymuyoruz.
Ülke futbolunda gelinen son nokta iplerin kimlerin ellerinde olduğunu açıkça göstermektedir. Bir otorite boşluğu yaşanmakta buna bir de taraftar baskısı, basında eklenince meydanı boş bulanlar borusunu dilediği gibi öttürmektedir.
Özellikle bazı kulüp başkanlarının ve yöneticilerinin siyasilerden aldığı cesaretle azıtmaları, şımarmaları, menfaatçi ve hep benci tutum ve davranışları ile emniyet güçlerinin can güvenliğini sağlayamama yönündeki cesaretsizliği, federasyonumuzun acizliği futbolumuzu giderek çirkinleştiren masa başı oyunlarının kucağına doğru itmektedir.
Burada en önemli görev federasyona düşmektedir. Kulüp başkanlarının ve yönetimlerinin blöflerini görmeden, siyasi baskılardan uzak kuralları kendileri koymalı, bu tür açıklamaları sineye çekmeden, üstüne üstüne gitmeli, gerekirse bu tür beyan ve açıklamalarda bulunan kulüplere ceza verebilecek cesareti kendinde bulmalılar.
“Madem ki çıkabilecek olayları önleyememekten korkuyorsun, madem ki taraftarına güvenemiyor, taraftarından korkuyorsun öyleyse al sana seyircisiz oynama cezası diyebilecektir”
Son söz hakem Cüneyt Çakır’a.
Dünyaca ünlü bir derbide! Hak edene, hak ettiği ölçü de kart göstermek her babayiğidin harcı değildir. Tüm kartlarında isabetli karar verdiği, doğru bir cesaret örneği gösterdiği için kendisini kutluyorum.
Bakma sen renkleri doğrultusunda açıklama ve yorum yapanlara. Gözlemcinin verdiği düşük not bu nedenle alacağın bilmem kaç hafta dinlendirme cezası seni yıldırmasın.
Bu maçın ardından hakemine sahip çıkamayan MHK’ den , sus pus duran federasyon yetkililerinden başka türlü bir hareket beklemek mucize olur.