​ Türk İslam Birliği insanlara neler kazandıracak? / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Şubat '10

 
Kategori
İnançlar
 

Türk İslam Birliği insanlara neler kazandıracak?

Türk İslam Birliği insanlara neler kazandıracak?
 

Dünyadaki Yangını Söndürecek Su Türk İslam Birliğidir


Güzel ahlaka dayalı olarak kurulacak bir İslam Birliği, tüm dünyada adalet, huzur ve güvenin yerleşmesine vesile olacaktır. 20. yüzyılın ikinci yarısında başta Filistin olmak üzere Bosna, Kosova, Karabağ, Keşmir, Açe gibi bölgelerde yaşanan gelişmeler Müslüman dünyasını önemli bir gerçekle karşı karşıya getirmiştir. Binlerce sivilin hayatını kaybettiği, çocukların yetim kaldığı, vahşetin ve şiddetin doruğa tırmandığı bu bölgelerde, Batı dünyası, yaşanan insanlık dramına ya hiç tepki göstermemiş, ya da çok geç tepki göstermiş ve gereken tedbirlerin alınması konusunda ağır davranmıştır. Bu durum, İslam dünyasının üstlenmesi gereken sorumluluğu Müslümanlara bir kez daha hatırlatmıştır:

Müslüman halkların haklarının korunması, ihtiyaçlarının gözetilmesi herkesten önce diğer Müslümanların sorumluluğudur ve İslam dünyasının bu konuda son derece aktif ve atak olması zorunludur. Müslüman ülkelerin, tüm Müslümanların güvenliğini garanti altına alabilecek bir güç konumuna gelmesi ancak İslam dünyasının uluslararası siyaset sahasında tek bir ses olarak temsil edilmesi ile mümkün olacaktır. İslam dünyası askeri, siyasi ve ekonomik olarak tek blok olmak zorundadır.

Hal böyleyken, İslam dünyasında gereken birlik ve beraberlik henüz tam anlamıyla sağlanamamıştır. Avrupa'nın neredeyse tüm devletleri, siyasi, ekonomik ve kültürel bir birlik olan "Avrupa Birliği" çatısı altında toplanmış iken; Müslümanlar yeteri derecede iş birliği kuramamış durumdalar. Hatta yakın geçmişte, kimi İslam ülkeleri arasında derin anlaşmazlık ve ihtilaflar olmuştur. İran-Irak Savaşı, Irak'ın Kuveyt'i işgali, Pakistan-Bangladeş savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşanmıştır. Müslüman ülkelerde çoğunlukla etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle yaşanan iç savaş ve çatışmalar da -örneğin Afganistan'da, Yemen'de, Lübnan'da, Irak'ta veya Cezayir'de olduğu gibi- İslam dünyasının, olması gerektiği gibi olmadığını açıkça göstermektedir. Yüce Rabbimiz Allah, tüm Müslümanların tam bir birlik ruhu içinde yaşamalarını ve hareket etmelerini emretmiştir. Yüce Rabbimiz, Müslümanların "sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi" (Saff Suresi, 4) olmalarını gerektiğini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın...”(Ali İmran Suresi, 103)

Yüce Rabbimiz, Müslümanlar’ın birlik olmadıkları takdirde güçlerinin azalacağını ise Kuran-ı Kerim’de şu şekilde bildirmiştir: “Allah'a ve Resulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi, 46)

Bu ayette, günümüz dünyasında Müslümanların neden gerektiği kadar güçlü olmadıklarının da asıl sebeplerinden biri bildirilmektedir: “Birlik Ruhu İçerisinde Olmamak” Eğer tüm Müslümanlar güç birliği yaparsa; İslam ülkelerini kalkındırmak, imar ve inşa etmek; zulüm gören Müslümanlara yardım eli uzatmak ve onları korumak için gerekli fikri mücadeleyi yürütmek; İslam’ın getirdiği güzel ahlakı tüm dünyaya en güzel biçimde anlatmak; sözde İslam adına ortaya çıkan terörizm gibi sapkın akımları dizginlemek; tüm insanlığın hayrına olacak bilimsel, sanatsal, kültürel gelişmeler kaydetmek gibi pek çok başarıyı Yüce Rabbimiz Müslümanlara nasip edebilir. Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin ifadesiyle; “İslam dünyası için önemli tehlike, "cehalet, zaruret (fakirlik) ve ihtilaftır". Bunları "sanat, marifet, ittifak" yoluyla yenmek gerekmektedir. (Divan-ı Harbi Örfi sf. 15) İttifak belki bunların içinde en önemlisidir, çünkü ittifak sayesinde tüm Müslümanlar "sanat ve marifetlerini", yani tüm yetenek ve bilgilerini birleştirip, İslam'a büyük hizmetlerde bulunabilirler. İslam dünyasının geçmişteki ihtişamına benzer bir ihtişamın bugün de yeniden inşa edilmesi, Müslümanların yeniden dünyaya ışık tutan “kültür ve medeniyet önderleri” olmaları mümkündür.

Kişisel menfaat endişelerini bir kenara bırakan, farklılıkları hoşgörü ile karşılayan, gücünü ve enerjisini yalnızca İslam'ın, Müslümanların ve insanlığın hayrına kullanan, çoğulculuktan yana olan, uzlaşmacı ve barışsever bir kültür Müslümanlar arasında egemen olursa, İslam dünyası 21. yüzyılın en büyük medeniyetlerinden birini inşa edebilir. Sevgi, merhamet, anlayış, tolerans gibi İslam ahlakının da temeli olan değerler sayesinde, bugün bir kısım Müslüman ülkelerde hakim olan despot yönetimlerin de sonu gelecek, kültürel ve ekonomik olarak kalkınma sağlanacak ve dünyanın çeşitli bölgelerinde baskı altına alınan, zulme uğrayan, acımasızca katledilen Müslümanlar barışa ve güvenliğe kavuşacaktır. Kendi içinde beraberliği sağlamış İslam dünyası, dünya barışının da güvencesi olacak, bazı radikal unsurlar ve "medeniyetler arası çatışmadan" yana olanlar teorilerine gerekçe olarak öne sürebilecekleri ortamı bulamayacaklardır. Bütün bunların sonucunda ise, Allah'ın izni ile, asr-ı saadet döneminin bir benzeri 21. yüzyılda yeniden yaşanacaktır.

İSLAM BİRLİĞİ MÜSLÜMANLARA EKONOMİK GÜÇ VE REFAH ARTIŞI SAĞLAYACAKTIR

Ekonomik ve teknolojik olarak kalkınmaya ihtiyaç duyan Müslüman ülkelerde istikrarın sağlanması için atılacak en önemli adım, İslam Birliği altında birleşilmesi olacaktır. Şüphe yok ki, ekonomik iş birliği, hem istikrarın sağlanması hem de kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır. Pek çok Müslüman ülkenin acil ihtiyacı, ekonomisinin istikrara kavuşması ve sağlam temeller üzerine oturtulmasıdır. İslam dünyasında endüstrinin gelişimine önem verilmesi, gerekli yatırımların yapılması zaruridir. Bütün olarak bir kalkınma projesi geliştirmek gerektiği de açıkça görülmektedir. Eğitim, ekonomi, kültürel yapı, bilim ve teknoloji bir arada gelişmelidir. Bir yandan çalışma alanları teknolojik olarak geliştirilirken, öte yandan çalışanların eğitim düzeyinin ve kalitesinin artırılması sağlanmalıdır. Toplumlar daha üretici olmaya özendirilmelidir. Çoğu Müslüman ülkede yaşanan yoksulluğun, eğitimsizliğin, gelir dağılım dengesizliğinin ve diğer sosyo-ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırılmasında ekonomik iş birliklerinin büyük katkısı olacaktır. Serbest ticaret alanları oluşturularak, gümrük birliği sağlanarak ve ortak pazarlar meydana getirilerek bu iş birliği kurulabilir.

İSLAM COĞRAFYASI ZENGİN YERALTI KAYNAKLARINA SAHİPTİR

Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu dünya ticaret yollarının önemli kesişme ve geçit bölgelerinde yer almaktadır. Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan, Akdeniz'i ve Basra Körfezi'ni Hint Okyanusu'na bağlayan boğaz ve kanalların ve Hint Okyanusu'ndaki ana geçit noktalarının Müslümanların kontrolünde olduğu düşünüldüğünde, İslam dünyasının küresel dengeler açısından taşıdığı önem daha iyi anlaşılacaktır. Buna bir de petrol, doğal gaz gibi stratejik yer altı kaynakları açısından dünyanın en zengin topraklarının İslam coğrafyasında bulunduğu gerçeği eklendiğinde, tablo daha da netleşmektedir. Bu özelliklerin hepsi İslam dünyası için büyük birer stratejik imkandır ve bu imkanların iyi değerlendirilmesi Müslümanların dünya siyasetindeki etkinliklerinin artması anlamına gelmektedir. Sadece Basra Körfezi bölgesi, bugüne kadar keşfedilmiş dünya petrol rezervlerinin 2/3'sini barındırmaktadır. Petrolün yanı sıra, Ortadoğu'nun dünya gaz rezervinin yaklaşık %40'ına sahip olduğu gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir. Ayrıca Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri de doğal gaz ve petrol açısından oldukça zengin kaynaklara sahiptir. Müslüman ülkelerin bu avantajı, bazılarınca enerji yüzyılı olarak adlandırılan 21. yüzyılda daha da önem kazanacaktır. Ne var ki, İslam coğrafyası sahip olduğu bu avantajdan gereği gibi faydalanamamaktadır.

İSLAM BİRLİĞİ HUZUR VE GÜVENLİĞİ SAĞLAYACAKTIR İ

İslam Birliği, hem Müslümanlar arasında yaşanan uyuşmazlıklara çözüm getirecek hem de Müslümanlar ile başka güçler arasındaki savaş ve çatışmaların son bulmasını sağlayacaktır. Dünyanın bazı bölgelerinde yaşanan istikrarsızlıklar, yalnızca bu bölgeyi etkilemekle kalmaz tüm dünyayı olumsuz yönde etkiler. İslam coğrafyası işte böyle bir bölgedir. İslam dünyasının herhangi bir bölgesinde yaşanan sorun da, tüm bu coğrafyayı doğrudan etkilemektedir. Ortadoğu'da oluşan bir gerilimin, Kuzey Afrika'da etkisi hissedilir. Hazar'da yaşananlar Ortadoğu bölgesinin geleceğini etkiler. Basra Körfezi'nde meydana gelenler Güneydoğu Asya'yı doğrudan ilgilendirir. Bu da, Müslüman coğrafyasının herhangi bir bölgesinde çatışma, sorun, gerilim varsa bunun rahatsızlığının tüm İslam dünyasında hissedileceği anlamına gelir. Elbette aynı şey barış için de geçerlidir. Uzun süreli gerginliklerin -örneğin Arap-İsrail sorununun- barışla neticelenmesinin, tüm İslam dünyasında olumlu bir etkisi olacaktır. 20. yüzyıl boyunca İslam dünyasının büyük bölümü, daimi bir savaş, çatışma ve istikrarsızlık içinde kaldı. Bu dönem, kaynakların boşa harcanmasına, ekonomik ilerlemenin neredeyse durmasına, yaşam standartının çok düşük düzeye inmesine, hepsinden önemlisi milyonlarca Müslümanın hayatına mal oldu. Halen de bazı Müslüman ülkeler arasında anlaşmazlıklar devam etmekte, zaman zaman gerilim artmaktadır. Müslüman ülkelerle Müslüman olmayan güçler arasındaki savaş ve çatışmalar da büyük bir huzursuzluk ve istikrarsızlık nedenidir.

(turkislambirligi.com)

 
Toplam blog
: 164
: 3066
Kayıt tarihi
: 01.11.09
 
 

Özel bir şirkette dış ticaret yetkilisiyim. İnternet üzerinden toplamış olduğum bilgileri, başkal..