Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '16

 
Kategori
Eğitim
 

Türk Milleti ve Türk Nesli İçin Yeni Ders Önerisi

Geçenlerde ana haber bültenlerinin birinde bir sunucu eline Atatürk’ün Nutuk adlı eserini almış ve bu kitabın ortaokullarda, liselerde ders kitabı olmasını öneriyordu. Yaşanan onca sıkıntıya karşılık isteklerinde haklılık payı olabilir ve ne yazık ki ben de okumadım, okuyamadım. Okumalıydım çok da geç kaldığımın farkında olmakla beraber ne yazık ki okumadım. Birçoğumuzun Allah’ın emirlerini, Kur’an-ı Kerim’i anadillerinde, anlayıp değerlendiremediğimiz gibi onu da okumadık.

Okumak gerekli olan onca eser var ki, çok okuyunca bunun bir sipariş üzerine mi yazıldığını, yoksa içeriği tamamen boş olduğunu insana zaman kaybettirmek üzere yazıldığını anlayabiliyor ve özel amacını algılayabiliyor.

Bazı konularda eksiklerimiz olduğu açık, bunlardan en önemlisi de din eğitimi olduğunu düşünüyorum. Özellikle ortaokuldan başlayarak ve gerekçesi de özellikle açıklanarak Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealinin özellikle insanlarımıza gelecek nesillere öğretilmesi gerekli olabilir. En nihayetinde Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim rehber bir kitap olduğuna göre; rehberi insanlarımızın en anladığı dilden yapılması gereklidir. Arapçanın Türkçeye göre oldukça zengin bir dil olduğunu söylüyorlar. Doğrudur, bazı yazarlar Arapların İslamiyet’ten önceki asırlarda dahi her yıl bir araya gelerek şiir yarışması düzenliyorlarmış. Dolayısıyla dilin kullanımının sanatsal gücü Arap dilinde muhtemelen dünyanın en olağanüstü dillerinden birisidir. Öyle olması gerekir. Biz Türkler ise; konargöçer bir toplumduk. İşimize ne yarıyorsa onu kullanıyor, kullanmadığımız şeyleri kendimize yük etmiyorduk. Biriktirmemize sanırım gerek yoktu. Biriktirdiğini konargöçer bir toplum nasıl dağ taş taşısın? Mantıklı değildi. Türk toplumunun en büyük düşmanı her daim İslam Dini konusunda insanlarımızı yanlış yönlendiren münafıklar olmuştur. İnsanlarımız her sakallıyı hacı, her cüppeliyi hoca zannetmiş ve son zamanlara kadar da en büyük bölünme İslam’ı doğru değerlendiremememiz itibariyle olmuştur. Türkçeye çevrilen metinler insanlarımız tarafından bilinebilirse bu cehalet kısa zamanda aşılabilir. Bizi dinimiz üzerinden kandırmaya çalışan uyanıklar belki de münafıklar daha az kandırmış olur. Nasıl olur güzel olmaz mı?

Ben küçükken arkadaşlarla beraber köyde cenazelere giderdik. İnsanlar cenaze namazından sonra sıraya girer, hocanın dağıttığı paralardan alırlardı. Biz de bir şey zanneder, o paralardan alırdık. Hâlbuki cenazesi olan insanın malvarlığına bakılır, nakit belli bir miktar ortaya konması gerekirdi. Mezarı kazanlar, yıkayan hocalar, dua okuyanlar, su dökenler, cenazeye giden insanlara para dağıtılırdı. Farz edelim ki; adam öldü, bir karısı ve beş çocuğu var. Parası yok ama hemen paraya çevrilecek bir çift öküzü var. Derhal o bir çift öküz haraç mezat satılır, parası dağıtılır. Evin direği olan babanın ölümüyle birlikte, ailenin çiftçilik yapabilmesinin yegâne aracı olan öküzler de dinin gereği olarak ellerinden çıktığından direksiz kalan dam daha da çökmeye bırakılırdı. Üniversiteye geldiğimde böyle bir âdetin sadece bizim civar köylerde olduğunu duydum. Sonraki yıllarda da sessiz sedasız bu adetten vazgeçildi. Ancak direği çöken çok eve cenazenin maliyeti de çöktü.  2015 yılında annem vefat ettiğinde de benzer sorunla karşılaştık. Köye gittik. Defin işlemlerinden sonra üç erkek kardeş bir araya geldik. Köyde yaşayan abim; ölü aşı vermemiz gerektiğini söyledi. Ben miktarı sordum. Yaklaşık beş bin lira civarında tutar dedi. Ben köyde yaşayanlardan eğer varsa durumu kötü birisi ona yardım etmemiz gerektiğini, köyde herkesin mamur ve tok olduğunu ancak okul taksitini, harcını, yurt parasını okuyamamış bir sürü sefalet içinde yaşayan insan olduğunu yemek yerine onlara parasını vermeyi teklif ettim ama adetler öyle olduğundan tabi ki kabul edilmedi. Akşamleyin köyümüzdeki dört caminin imamı da evimiz ziyaret ettiler. Dua ettiler. Eskiden hocalar köylerde en fazla İmam Hatip Lisesi mezunu oluyorlardı. Şimdilerde imamlar İlahiyat Fakültesi mezunu insanlar. En azından bize gelenler öyleydi. Laf oradan buradan döndü dolaştı, ölü aşına. İmamlar ölü aşı geleneğinin eski bir Şaman geleneği olduğunu söylediler. Bunu köylülere anlattıklarını ancak esasında gücü olanın böyle bir yemeği vermesinde bir sakınca olmadığını hijyen kurallarına dahi riayet edilmeden verilen yemeğin insanların bulaşıcı hastalıklara davetiye çıkardıklarından dert yandılar. Diğer yandan köyün en fakir insanın da böyle bir yemek için borca harca girdiğini bu durumu onur meselesi yaptıklarını, bunun bir yarışma meselesine dönmemesini sağlamaya çalıştıklarını ancak başarılı olamadıklarını belirttiler.

Özellikle din; İslam Dini; Peygamber Efendimizin Arap Yarımadasında doğması sebebiyle Arapça nail olmuştur. Biz Türkler her Türk’e Arapça öğretemeyeceğimize göre; Arapça yazılmış Kutsal Kitabımız Kur’an’ın Türkçesini de insanların okumasını teşvik etmeliyiz. Bu rehber bir kitaptır ve kişilerin tam ve eksiksiz anlamaları,  riyakarların yalancıların, münafıkların aldatmalarından insanlarımızı hele hele gelecek nesillerimizi mutlak surette korumamız gerekmektedir. Kitabın şeklinden ziyade içeriğinin kutsal ve yol gösterici olduğu önemle üzerinde durulması gereken husus olmalıdır.

 
Toplam blog
: 2271
: 163
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..