​ Türk öğretmenleri Almanya'da -1- / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '07

 
Kategori
Eğitim
 

Türk öğretmenleri Almanya'da -1-

Türk öğretmenleri Almanya'da -1-
 

İlk kez uçağa binecek olmanın heyecanı ve korkusu gözlerinden okunuyordu.

Eşlerinden, çocuklarından ayrılık anlarının acıları, çöküntüleri, hâlâ yüzlerinde duruyordu. Hüzün, heyecan, acı, sevinç, umut, kaygı, şaşkınlık yüzlerini fiziki haritaya çevirmişti. Ekonomik yönden güçleneceklerini, kimi yarı kalmış kooperatif evini, kimi, üniversiteye başlayacak kızlarının ekonomik yönden bir sıkıntı çekmeyeceğini düşünüyordu. Çoğunun düşlerini de bir ev ve araba sahibi olabilmek süslüyordu. Bunları düşündükçe daha mutlu bir hal alıyordu yüzleri.

Çok zorlu sınavlardan ve Almanca kurslarından sonra hak etmişlerde yurt dışı öğretmenliğini...

Bu sınavlarda torpil, kayırma oluyor diye, ilk kez o sene sınavı ÖSYM yapmıştı. Bu sınav sistemi en güvenilir olanıydı. (Şimdi uygulanmıyor.)

Hepsi de; Anadolu’nun çeşitli illerinden gelmişti, Ankara’ya.

On kişilik öğretmen grubu, Alman Hava yollarına ait uçakta yerlerini aldıklarında çoğunun renginde korkudan sararma olduğunu, birbirlerinin yüzlerine baktıklarında anladılar. Uçak korkusunu ve tutmasını önlemesi için, Kayserili öğretmen, aldığı haplardan isteyen arkadaşlarına dağıttı.

Uçağın kalkışı ve burnunu gökyüzüne doğrultmasıyla, sanki içlerinden bir şeyler kopmuş gibi oldu. Tanımlanması zor bir duyguydu. Topraktan ayrılığın hüzünlü şarkısı uğulduyor gibiydi kulaklarında.

Uçağın yükselişi bittikten sonra biraz rahatladılar ve birbirleriyle ilk kez konuşmaya başladılar.

Uçakta, çoğunluk Hac’dan dönen gurbetçilerdi. Okutacakları çocukların dedeleri veya babalarıydı belki de . İçlerinde sakallılar çoğunluktaydı. Şalvarlı ve fesli olanlar da vardı.

Uçakta içki servisi yapılıyordu, üç dört öğretmen uçakta viski içmenin tadına varmak istiyorlardı. Uçağa binmeden öncede kendi aralarında konuşmuşlardı ama torunlarını, çocuklarını okutacakları hacılardan çekiniyorlardı. Bunu fısıltı halinde kendi aralarında tartışıyorlardı. Yanlış anlaşılmaktan, dedikodulardan korkuyorlardı. Hacılarla sohbet faslı da başlamıştı. Öğretmen olduğumuzu anlamışlardı. Memnuniyetlerini belirtirlerken, "Çocuklarımıza da; dinimizi öğretirsiniz her halde" demişlerdi. Sözcülüğümüzü üstlenen, kendisini bu grubun lideri gibi gören İstanbullu öğretmen arkadaş hemen cevabı verivermişti. "Asıl görevlerimizden biri de bu" deyivermişti.

Kayserili öğretmen, viski istediğinde bulunduğunda, bu istemde yalnız kaldığını, hostes tarafından viski bardağının önüne konulduğunda farketti. Sanki tüm yüzler ona dönmüş gibiydi. Hemen yan tarafta oturan, uzun sakallı hacıların uzun uzun bakmalarından rahatsız olmuş, suç işlemiş gibi yüzü kızarmıştı. Diğer arkadaşlarına da; kendisini yalnız bıraktıkları için kızıyordu içinden.

Viskiyi içince rahatlamıştı ve tekrarını istemişti. Birkaç arkadaşı O’na imrenerek, bazıları da kızgınca bakıyordu. Rahatlamıştı, umurunda değildi artık tüm bunlar.

Uçak inişe hazırlandığında, ilk kez yabancı bir ülkede olmanın heyecanı yüzlerinden okunuyordu. Çok bilinmeyenli bir denklemdi, her şey onlar için.

Kalacakları yer, görevlendirilecekleri okullar daha belli değildi. Bildikleri bir şey vardı, onları bir öğretmenin ve eğitim ataşesinin karşılayacak olmasıydı.

Almanya’daydılar. Yabancı bir ülkede olmanın farklılığı, her yönüyle kendini gösteriyordu. Gece geç vakit inmişlerdi uçaktan.

Aksilikler, hep acemileri bulurdu zaten. Bavulları çıkmamıştı uçaktan. Yetkililerin anlattığına göre, aktarma sırasında yanlış indirilmişti. Bizi karşılayan öğretmen arkadaşın verdiği adrese en kısa zamanda ulaştıracaklarını söylediler bavullarımızı...

Kravatlı, şişmanca biri de bizi karşılamaya gelmişti. Bizi karşılayan öğretmen arkadaş göz ucuyla bizim en büyük amirimiz olacak kişiyi işaretlemişti.

Bize liderlik yapmaya hevesli ve istekli olan İstanbullu öğretmen arkadaşımız, ataşeye doğru yönelmişti. Biz de geriden onu takip ediyor, onun yapacağı harekete göre biz de yapmamız gerekeni yapacaktık.

Ataşemiz, soğuk duruşuyla olduğu yerde put gibi dikiliyordu. Kendisine doğru tanışmak için gelen, bir sıcaklık bir ilgi bekleyen, İstanbullu öğretmen arkadaşa, elinin tersiyle git gelme yanıma der gibi bir işaret yapınca biz de olduğumuz yerde çark etmiştik geriye doğru...

Almanya’nın soğuğuyla birlikte, bu soğuk davranış, bozuk olan morallerimizi iyice bozmuştu.

Bizi iyi günlerin beklemediğinin de bir göstergesiydi sanki...

 
Toplam blog
: 1410
: 1053
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..