​ Türk Tarımında Hayvan Loto çekilişleri / Tarım / Hayvancılık / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Kasım '12

 
Kategori
Tarım / Hayvancılık
 

Türk Tarımında Hayvan Loto çekilişleri

Türk Tarımında Hayvan Loto çekilişleri
 

Ülkemizde bu yıl yapılan hayvan loto çekilişleri oldukça sakin ve çekişmesiz geçti.

İthal semental ve diğer tür ineklerin alım oranları geçen yıla göre düştüğü için lotoda büyük ikramiyeyi kimse kazanamadı.

Yerli hayvancılık sektörü sürekli olarak değişen et fiyatları ve yükselen saman fiyatları nedeniyle inekleri doğurtmaktan vazgeçti. Hem etlik hem de süt verme özelliği olabilecek üstün ırklar üzerinde yoğun çalışmaların yapılması yönünde talepler giderek artıyor.

Çünkü et hayvancılığında 2 ay öncesi ile 2 ay sonrası arasında fiyatlar konusundaki büyük farklılıklar loto çekilişlerine olan ilgiyi azaltıyor.

Hayvan lotosunda kazanan aracı kaybeden üretici ve tüketici olduğu için ve siyaset kurumu da sürekli olarak sözde destek özde köstek hareketleriyle durumu iyice zora sokuyor.

Koyun olarak Romanov koyunlarının tercih edilmesi bir avantaj olabilir. Çünkü koyunlar yılda 5’e kadar yavru verebiliyormuş.

Aslında en iyisi hayvan ithal etmek. Hiç olmazsa ithalatta bir istikrar sağlanır da herkes rahat eder.

Neyse ki vatandaş rahat. Et yeme alışkanlığı yok, kafası rahat. Ne et fiyatlarından haberi var ne de ithal ineklerden. Ot yiyerek beslenen bir ülkenin insanlarının fazla düşünmelerine gerek yok zaten.

TÜRKİYE ZİRAATÇILAR DERNEĞİ (TZD)

2012 TARIM SEKTÖRÜ DEĞERLENDİRMESİ

HAYVANCILIKTA DA BENZER BİR TABLO

Hayvancılık açısından bakıldığında da benzer bir olumsuz tablo ile karşılaşıyoruz:

Bu olumsuz tablonun en başta gelen etkeni 3 yıllık et ithalatı politikasıdır. Bu politika sonucu üç yılda doğrudan 3 milyar dolar kaynağı dışarı gönderdik. Bu ithalat nedeniyle yerli besicilerin uğradığı zarar ise 5 milyar lira olarak tahmin ediliyor.

Son üç yılda hayvancılığa verilen destek de 5 milyar civarında. Türkiye'de tarıma ayrılan destekleme bütçesinden hayvancılığa ayrılan payın son yıllarda yükseldiği bir gerçektir. Ancak hayvancılığa aktarılan fonun diğer tarım kesimlerinden kesildiği de bir gerçektir. Bu dönemde hayvancılık kredilerindeki artış da hayvancılıktaki kan kaybını bir ölçüde hafifletmiştir.

Bu destekler sayesinde son iki yıldır, ithalatın yarattığı olumsuz ortama rağmen hayvan sayısı ve verim oranında bir artış sağlandı. Rakamların da gösterdiği gibi besicilerimiz ve hayvancılıkla uğraşan üreticilerimiz adeta sinekten yağ çıkarırcasına en küçük imkanları değerlendirerek üretimi sürdürme konusunda direniyor ve başarılar da elde edebiliyorlar.

TÜİK rakamlarına göre 2008 yılında büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1,58 azalarak, 10 milyon 946 bin 239'a düşmüştü. Büyükbaş hayvanlardan sığır sayısı yüzde 1,60 azalarak 10 milyon 859 bin 942 baş olmuştu.

2010 yılından başlayarak desteklerin artması nedeniyle bir önceki yılla kıyaslandığında büyükbaş hayvan sayısı yüzde 6 artarak 11 milyona, küçükbaş hayvan sayısı ise yüzde 9 artarak koyun 23 milyon keçi 6 milyona çıktı.

2011 yılı rakamlarına göre artış devam ederek büyükbaş hayvan sayısı yüzde 9 artışla 12 milyon 484 bin, koyun sayısı 25 milyon 31 bin, keçi sayısı 7 milyon 277 bin oldu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın verdiği rakamlara göre büyükbaş hayvan sayısı son 10 yılda yüzde 25 artmış görünüyor. Bu durum, yukarıda belirttiğimiz önlemler alındığı ve kararlı bir biçimde uygulandığı takdirde ülkemizdeki et açığının kapatılabileceğini gösteriyor. Ancak bu önlemler gerçekleştirilemezse geçtiğimiz yıllarda DPT tarafından yapılan bir projeksiyona göre  2015 yılında ülkemizde 170 bin ton civarında bir et açığı oluşacak.

ET AÇIĞINI KAPATMAK İÇİN EN ACİL ÖNLEM ET VERİMLİLİĞİNİ ARTIRMAK

Türkiye'de hayvan verimliliğinde bir artış olduğunu belirttik; ancak bu artış gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkı kapatmaktan uzak.

Türkiye'deki işletmelerin yüzde 72'sinde 1-4 baş hayvan bulunuyor. Dolayısıyla bu hayvanlar yeterince verimli olamıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO'nun 2004 yılı verilerine göre, AB ülkelerinde ortalama karkas verimi 278,2 kg,  koyun ve kuzu karkas verimi 14,8 kg seviyesinde. Türkiye'de ise sığır ve dana karkas verimi 180 kg, koyun ve kuzu karkas verimi 18 kg. idi.

DSYBM 2010 yılı kayıtlarına göre ülkemizde 1.8 milyon baş sığır kesiliyor. Ortalama karkas et verimi 217 kg. Karkas verimliliğindeki artışta en önemli unsur kültür ırklarının geliştirilmesi.

Genellikle bu kültür ırklarının yetiştirildiği 150 bin soy kütüklü işletmede ortalama inek sayısı 11 baş, ortalama sığır sayısı 24 baş.

Soy kütüklü işletmelerde 1.7 milyon baş inek, ön soy kütüklü işletmelerde 2.0 milyon baş inek olmak üzere modern diyebileceğimiz bu işletmelerde toplam 3.7 milyon baş kasaplık sığır bulunuyor.

Süt inekçiliğine bir göz atarsak: Ülkemizde 4.3 milyon baş civarında süt ineği var. Bunların 1 milyon 627 bine yakını kültür ırkı.  Bunlardan 6 milyon 309 bin ton süt alınıyor. Süt verimi inek başına 3.880 kg. Ayrıca 1 milyon 787 bin baş melez, 950 bin civarında da yerli ırk süt ineği var. Melezlerde süt verimi inek başına 2.720 kg. yerlilerde ise 1.320 kg. Yani bir melez inek yerli ineğin iki katı, bir kültür ırkı ise üç katı süt veriyor.

HAYVAN KAÇAKÇILIĞI ÖNLENEMEZSE ALINAN ÖNLEMLER BOŞA ÇIKAR

Türkiye'de hayvancılığın geliştirilmesi için önlemler düşünülürken son aylarda ülkemizin Doğu ve Güneydoğu sınırlarından yapılan hayvan kaçakçılığında görülen olağanüstü artış bu çabaları baltalayacak bir etken olarak artaya çıktı.

Bu bölgelerde üretici geçen yıl 500-600 liraya sattığı koyunu şu anda 300-350 liraya satamıyor. Geçen yıl 10-11 liradan satılan canlı hayvanın kilosu, şu anda 6-7 liraya alıcı bulamıyor.

Özellikle Şanlıurfa ve Gaziantep civarında stoklanmış hayvanlar o bölgelerden başka bölgelere aktarılmaya çalışılıyor.

Ancak bu hayvanlar küpesiz ve sağlık belgesiz olduğundan en azından bir bölümü yakalanarak el konuluyor. Yakalananlar daha çok bu hayvanlar. Kaçak hayvanları aklamak için artırılan çabalara karşı resmi makamlar küpe işini sıkmaya çalıştığı zaman bu gerçek üreticinin de mağdur olmasına yol açıyor. Bölgede hayvanını değerine satamayan üretici kayıtdışı hayvanını başka bölgelere aktarmaya çalıştığı zaman bir de bu açıdan zarara uğruyor. Kim üretici kim kaçakçı ayırt edilemez hale geliyor.

Bu durum, 2012 yılı içinde hayvancılık açısından en olumsuz etkenlerden biri olarak ortaya çıktı; gerekli önlemler alınmazsa önümüzdeki yıl için durum daha da kötüye gidebilir.

HAYVANCILIĞIN KANAYAN YARASI: YEM FİYATLARI

Hayvancılıkta en önemli girdi yemdir. Bir süt ineğinin günlük ortalama yem maliyeti 10 TL civarındadır. Ancak bu yıl samanın kilosu yüzde 400 oranında arttı. Bu miktar ayda 45 lira, kesim dönemi olan 10'uncu aya kadar da 450 lira olarak hesaplanıyor. Oysa geçen yıl besicinin saman ihtiyacı için hayvan başına yaptığı masraf 100 lira seviyesindeydi. Ortalama 4 bin liraya satılan bir hayvan için yapılan 450 liralık saman harcaması yüzde 8'lik ek bir maliyet anlamına geliyor. Saman yalnızca bu sorunun bir parçası. Örneğin yoncanın geçen yıl 35-40 kuruş olan kilogram fiyatının bu yıl 65-70 kuruşa çıktı. Yani yüzde yüze yakın zamlandı.

Hayvancılıkta asıl sorun yem açığının kapatılması. Türkiye'de 12 milyon tonu çayır mera, 18,3 milyon tonu yem bitkileri ekilişleri, 13,3 milyon tonu silaj yapımı, 5 milyon tonu bahçe içi otlak, 10 milyon tonu da sap, saman, anız artıkları olmak üzere 58,6 milyon ton kaba yem üretiliyor. Ülkenin yıllık 57 milyon ton kaba yem ihtiyacı dikkate alındığında, kaba yem açığı yokmuş gibi görünüyor. Oysa, sap, saman, anız artıkları ile bahçe içi otlaklarının kaliteli kaba yem olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında yem açığı 13-14 milyon ton olarak tahmin ediliyor.

 
Toplam blog
: 537
: 1884
Kayıt tarihi
: 10.06.10
 
 

Gündemi ve olayları yakından takip etmeye çalışıyorum. Sinema, kitaplar, spor, doğa, siyaset, miz..