- Kategori
- Dil Eğitimi
Türkçe süreci
Türkçe, toplumsal gelişmeye koşut olarak gelişmiş ve değişmiştir. Türkçenin On birinci yüzyıldan başlayarak Arapça ve Farsçanın etkisine girdiğini metin taramalarında görüyoruz. Yazınımızda dinsel etkinin ilk yansıdığı Kutadgu Bilig buna başlangıç oluşturmaktadır. Kitap içerik ve dil olarak topluma yeni ve yabancı öğelerle seslenir. Toplumdaki dinsel değişim, bu değişimin dayattığı dil Kutadgu Bilig’le somutlaşmıştır. Kısaca, Türklerin Ortaasya’daki inançları değişmiş, değişen inançların yerini alan dinin getirdiği dil yazın dünyamıza girmiş 11. - 20. yüzyıllar arasında etkili olmuştur.
Bu açıklamalar Türkçeye dönüşümüzün çok eskiye dayanmadığını gösteriyor. Ulusal bir kimliği olmayan Osmanlı Devletinin Türkçe sorunu olmamıştır. Bu dönemde yazınımız iki başlı olarak sürmüştür. Altı yüz yıllık sürede ortaya konan yazın ürünleri anlaşılmaz bir dille yazılır olmuştur. Bu dönemin seçkin ozanlarından Fuzuli, Türkçeyle şiir yazmanın zorluğunu dile getirmiş; bu nedenle şiirlerini Arapça ve Farsçanın karışımı olan Osmanlıcayla vermiştir.
Osmanlı döneminin açmazlarına bu dönemde karşı çıkanlar olmamış değil. Örneğin, 15. yüzyılda Ali Şir Nevai Muhakemetül Lugateyn adlı sözlüğüyle Türkçeyi savunmuş, bu yapıtıyla Türkçenin Farsçadan üstün bir dil olduğunu göstermiştir. Yine 15. yüzyılda yaşamış olan Divan ozanlarından Ahmet Paşa :
Demişsin ki yolumda ölmez Ahmed
Bir öldüm bir de sen öldürürsün
dizeleriyle Türkçeden yana olduğunu göstermektedir.
Gerilere gittiğimizde Kaşgarlı Mahmut adlı bir Türkçe sevdalısı aynı zamanda bir dilci olarak 11. yüzyılda Türkçeyi büyük bir coğrafyada varsıl bir dil olarak bulmuş, Türkçenin Arapça ve Farsçadan üstün olduğunu Divan –ü Lügat’it Türk adlı yapıtıyla Türkçe karşıtlarına kanıtlamıştır.
13 .yüzyılda yaşamış olan Halk Yazını’nın seçkin bilge kişisi Yunus Emre Türkçe dizeler bırakarak Türkçeyi unutulur olmaktan kurtarmıştır.
Ben yürürüm ilden ile Bir garip ölmüş diyeler
Şeyh anarım dilden dile Üç günden sonra duyalar
Gurbette halim kim bile Soğuk su ile yuyalar
Gel gör beni aşk neyledi Şöyle garip bencileyin
Yunus’tan bize kalan bu dizeler Türkçe ağırlıklı ancak; gurbet, aşk , şeyh, garip sözcüklerinin de dilimize girdiğini gözlüyoruz. Bunu inanç değişmesinin dile yansıması olarak değerlendirebiliriz.