- Kategori
- Güncel
Türkiye Cumhuriyeti Cumhur Reisi ve saray bilinci
Riyaset-i Cumhur makamı, esasen milletin makamı olmakla; öncelikle milletin tüm geçmişine ve tabii kendisine layık olmalıdır. İnsanlar gelir geçer ama mekanlar, hep o milletlerin vasıflarını ve akıl rütbesini anlatır.
Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı, muhtelif kasırlar ve sonunda Çankaya köşkü. Attan inip, kediye binmek gibi hazin bir durum, bu manzara. Lâkin ve tabiî çaresiz, hatta zaruretten dolayı hasıl olan, böyle de olması gerektiği için, uzun yıllar bu farkındalıkla, böyle de devam eden bir durum, bu manzara. Yıllarca ırklar aynı, ümmet aynı, millet aynı olmasına rağmen, Başefendi mekânı aynı ve alışıldık değildi. Bu durum da, Cumhuriyet Türkiye’si için, pek yakışık alır Bir netice sayılmazdı tabiî. Ancak, bir saray ya da yavrusu, onca eksik gedik varken, elbet bir öncelik olamazdı. Yaşanan bu hâl, sadece geçici olarak keyfe kederdir. Önce devletçilik son bulmalı, sonra liberâl ekonomiye tam anlamı ile geçilmeli, elde mevcut işletmeler kâmilen özelleştirilmeli, sonra G20 gibi bir Dünya standardı içinde yer alınmalı, o statü içinde ilk Ona girmek hedeflenmeli, sonra gelir gider Dünya standartlarına göre uygulanmalı, İlk etapta, gayr-ı safi milli hasıla fert başına: 10.000.-$ Üzerine çıkmalı, ve fakat asgari, 30.000.-$ hedeflenmeli, kısacası dün dünde kalmalı, yeni bir gün başlamalı ve o yeni günde “Yeni Bir Türkiye” amaçlanabilmeliydi ki; yerli yerine oturtulmaya başlayan taşlar ile bazı zaruretler de aslına rücu edebilsin. Aksi hâlde manzara, kel başa şimşir tarak gibi, abes bir durum arz etmekten ileriye gidemezdi.
Yukarda saydığım hususların neredeyse hepsi, gerçek olduğuna, yani “Yeni Türkiye” büyük bir ülke olarak, ekonomisi ile Dünya sıralamasında ilk 17. yaptığı yardımlarla ilk 3. ülke sırasına oturduğuna ve önündeki 16. ülkeyi ekonomisi ile zorladığına göre: Pek tabiî olarak, Riyaset-i Cumhurun icra-ı faaliyet ve de ikamet edeceği mekân, zaruretlerin yarattığı, toplantı salonunun tavan yüksekliğine, Türkiye haritasının bile sığamadığı, Alman mimarisinin eseri, sıradan bir köşk, artık olamazdı. Orta Asya’dan bu noktaya kadar, asırları devirerek gelmiş olan, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhur Reisine lâyık bir mekânın, tabiî bir saray niteliğinde olmasının, mutlak gereği vardı. Keza Bizim Cumhur Reisimize, özel yapım bir uçak da, fazla değil; haktı ve olması gereken, gayet olağan bir araçtı. Bidayetten beri büyüklüğün ne olduğunu bilen ve tekrar büyüyerek esas yerine geçmek isteyen, böyle bir milletin ve bu ülkenin devlet adamlarının, tavrı da elbet büyük olmalıdır. Bazen masalar insanlarını, bazen de insanlar masalarını büyütür. Pembe incili kaftan hikâyesini, bilenler bilmeyenlere lûtfen anlatsınlar. Ben bu konuları, aşağılayıcı bir tavırla diline dolayanların, bu abes tavırlarını hiç anlamıyorum. Tabiî siyaseten ya da başka sebeplerle, birileri başka birilerine karşı olabilirler. Gayet net şekilde muhataplarını tenkit de edebilirler. Ancak çizmeyi aşamazlar. Çünkü tenkit edilen O fert: Tenkit edeni, milleti, bayrağı, ülkeyi temsil etmekteyse, gayesini aşan her türdeki tenkidin ucu, O şahsı da aşarak, yukarıda saydığım değerleri de rezil etmeye yarar. Ve ne hazindir ki; bugün Dünya milletleri önünde sergilenen, böylesi çok abes bir manzaradır. Bu hainler ordusunun yaptığı: Doğrudan doğruya Türkiye’nin altını oymaktır. Ve bu sergilemeyi, sözüm ona bu cumhuriyeti, bu bayrağı, bu ülkeyi seven ama milletin kısm-ı azamına tahammül edemeyen statükocu bir zümre, sadece kendi çağ dışı doğruları için yapmaktadır.
Kaldı ki, bu tür azametli yapılar, binalar, saraylar bir milletin güç göstergesi için de elzemdir. Aynı zamanda ve her anlamda, bu yapılar muhataplarını hem ezen, hem de saran, akla ruha işleyen yapılardır. Daha bilimsel ve psikolojik yaklaşımla, her insan kendi niyetine göre, karşıdan gördüğü ve de içine girdiği her bina ile bir iletişim içinde olur. Şayet binanın mimarisi doğru ise, her fert niyetine göre, o binadan menfî ya da müspet bir elektrik alır. Ve aldığı bu etkiye karşı, mutlaka bir tepki de verecektir. Her ferde özgü bu durum da, kendisinin niyetini, Onu izleyen gözlere, hemen belli edecektir. Belli edilen bu hissi, analiz edebilenler için, esasen bu hâl, çok büyük bir değer taşır. Kendimizden paha biçersek: Değişik ibadethanelere girdiğimiz zaman, sadece kendimize göre değil; o ibadethanenin mimarisine, ışığına, loşluğuna, küçüklüğüne, genişliğine, sütunlarına, kubbe ya da tavanına, boyasına, varağına, çinisine, vitrayına vbg. detaylarına, kasvetine ferahlığına ya da azametine, ezcümle Bir çok özelliğine göre etki alırız. İyi ve tecrübeli bir göz, bizleri izlerken, mimari ile girdiğimiz bu iletişim bütünlüğü içinde, Allah inancınızın olup olmadığını dahî hemen anlayabilir. Ne tekim yıllar önce, Polonya’da bir kilisede, yanıma bir papaz yanaşıp, “-Dini bütün bir Müsliman olduğunuz anlaşılıyor.” dediğinde, önce çok şaşırmış, sonra “-Sizin de peder.” diye mukabele etmiştim. Bunun üzerine papaz efendi, yüzünde tatlı bir tebessümle gülüp, elini hormetle göğsüne “-Eyvallah” dercesine götürüp, bir an kurşun gibi gözlerimin içine bakıp, sonra başını mütevekkil bir eda ile hafifçe eğip, hiçbir şey demeden oradan uzaklaşmıştı. Tabiî olarak, O papazı araştırma isteği duymuş, aldığım netice karşısında ise, hiç şaşırmamıştım. Papaz akademi mezunu, çok ciddi bir mimardı. Ve psikoloji üzerine de doktora yapmıştı.
Şayet yapılacak anıtsal bir bina için, bir mimar doğru seçilmiş, mimarî proje doğru çözümlenmiş, bina da doğru yerde, doğru bitmiş, bir bine olur ise; o bina mimarî bir şaheser niteliği taşır. Ve Sizi içine aldığı zaman, muhataplarınız tarafından, Sizin çözümlenmenize gayet büyük oranda yardımcı da olur. Bu mimarî bilgilerimi, tabiî
Kârhanem1 ve fakirhanem2 için de tatbik ettiğim ve çok yararlı neticeler aldığımdan dolayı, bu tür devlet ya da millet yapılarında da, bu hususlara dikkat edilmesini, mutlak şart olarak görürüm. Zîra bu tür bir bina manzumesinde3, Normâl olarak, birçok ecnebî misafir ağırlanacak, birçok kişiye muhatap olunacaktır. Kasıt ettiğim değerlerden yoksun çözümler, ahır ile sarayı, kümes ile köşkü sadece müsavi kılar. Başkaca bir işe de yaramaz!.. Nitekim, Çankaya köşkünün mimarisi de, bizimle ilgili olmayan bir mimaridir. Bu gibi durumlar da: Bu tür binaları kullanan herkese karşı, hakaretten ibarettir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında ve sadece gördüğüm haricî ve dahilî fotoğraflara istinaden bu binayı tenkit etmek gerektiğinde: Maalesef pek değil; hiç mutlu olmadığımı söyleyebilirim. Hatta bu binayı çizen mimarın ismini bile tahmin edebilirim.. Nedense bu mimar, bu cephe mimarisinden başkasını bilmez. Bu cephe, evet bir başbakanlık için makul olabilir. Ancak, Yüzlerce yıllık bu necip milletin, kadim kültürünün, Cumhur Reisliği binası için, doğru bulabileceğim bir çözüm, hiç değildir bu proje. Bu binanın mimarimizle de pek fazla bir ilgisi olmadığı da kesindir. Dışardan bakıldığında, sıradan bir devlet binasının mimarisi ile eşdeğerdir. Başbakanlık makamı olarak, bu binanın bu mimari tarzında olmasının, esasen hiç bir sakıncası olmayabilir. Tabiî böyle olmasa, daha iyi olur ama Mimar Sinan’ın torunlarının mimari dehası, maalesef budur, bu kadardır, bundan ileri bir dehaları da yoktur. O muhteşem camilerin mimarisinden yola çıkarak, yeni bir mimari tarzı yaratmak gibi, kimsenin de bir aklı, bir çabası, bir cehdi bulunmamaktadır. Bu mimarlar sayesinde: Şimdilerde estetik yoksunu beton şehirleri zelzele endişesi ile yıkıp, yerine daha fazla betonlar dikiyoruz. Oysa, bu şehirlerimizi mükemmel bir görünüme sahip kılmak için, en verimli fırsat, bu değişim fırsatı değil midir? Mimar olmadan önce, adam olmaları gerekenler, bu güzelim şehirlerimize, Yeni Türk mimarî karakterini yaratarak, neden aklı başında imzalar atmak istemezler acaba?
Riyaset-i Cumhur binasının içine girdiğimizde ise, gördüğüm üç fotograf, tam görgüsüzlük mahsulü dekorasyonlardır. Binanın dışı ile içi adeta bir tezat teşkil etmektedir. Tezatlar, kontrastlar hata değildir. Tam aksine böyle bilinçli bir yaklaşım, mükemmel de olabilir. Ve fakat hiç benzeşmezler, çok büyük bir bilinçle, bir araya getirildikleri zaman, ancak mükemmel bir netice yakalanabilir. “Ben yaptım oldu” mantığı ile yakalanabilecek hiç bir mükemmel netice yoktur. Binanın konumuna gelince: Bu günün şartlarına ve şehre mesafelerine göre, binanın bulunduğu noktanın, bir çiftlik olması da, Riyaset-i Cumhur binası olması da, hem doğru değil, hem de abes ile iştigâldir. Nasıl Çamlıca tepesine yapılan cami, birçok sebepten dolayı, yanlış yere yapılmaktaysa, Riyaset-i Cumhur binası da, buradaki konumu itibariyle, yanlış yerde bulunmuş olacaktır.
Ben olsam, Ankara’yı da gören yüksekçe bir yerde, çok geniş bir arazide, tamamen Türk mimarisinin stilize edilmiş hatları ile mükemmel ve çok modern bir saray yavrusu ve paralelinde çok hoş bir site kurardım. Sarayın Yeni Türk mimarisi ile bezenmiş, ultra modern havasına mukabil, ultra modern bölümlerinin yanında, sadece tüm aksesuarı klâsik ve nadide antikalar ile dekore edilmiş bölümler de yaratarak, dün ile gün arasındaki estetik mi, fonksiyon mu ikilemini de irdelerdim. Keza sarayın Dış kapısından, Cumhur Reisi makamına kadar uzanan mekânlarını, Riyaset-i Cumhur forsundaki yıldızlar adedince ve o kültürlerin izleriyle dekore eder, engin kültürümüze, yapısal değerde, çok zor, çok önemli ve çok çarpıcı bir yorum da katmış olurdum. Nihayetinde bu çizdiğim resim, benim acizane mimarî anlayışım olmakla birlikte: O muhteşem ve büyüleyici atmosfere giren tüm ecnebileri, Cumhur Reisi makamına ulaşana kadar, bu mimari anlayış sayesinde yoğurup, oldukça hizaya sokardım. Sonra Onlar Türkiye Cumhuriyeti Cumhur Reisini hep, “Onların ellerini sıkmadan önce, esasen milli ve kadim Türk kültürü ile, Onları nasıl okşar gibi ihtirama soktuğu” gerçeği ile hatırlarlardı(!?) İşte sadece bu müessir4 durum bile, toplantı masasına, en asgaride: Türk tarafının 1-0 önde oturmasını ve milletinin haklarını, daha rahat savunmasını ve bu ziyaretin sürekli hatırlanmasını sağlardı.
O sitedeki, tabiî ahşap görünümlü, modernize edilmiş Osmanlı tarzı evleri, Türkiye’nin en büyük san’atkâr, fikir ve hukuk adamlarına tahsis ederdim. O kişilerin orada oturmalarını da son derecede cazip Bir hâle getirirdim. Oturamayacak ama zaman zaman bulunacaklar için, ayrıca, her bölümü şahsa özel, bir studio-hotel yaptırırdım. Bu muhteşem manzume çerçevesinde, yine o site içinde, büyük bir san’at merkezi de inşâ ettirirdim. O san’atkârlar ile bu merkezde, çok ciddi bir bütünlük kurar, oradan hasıl olan sinerjiyi ve enerjiyi, ülke lehine kullanırdım. Tüm O yerin ve yerlerin adını koymayı da, halka ve san’atkârlara bırakırdım. Tabiî bu iş için, daha fazla bir para da harcamış olurdum. Ancak bu yapıtın tümü, hem gerçek bir değere havî olur, hem de ecnebilere, her taşı ile akıl alabilecekleri ve medeniyetlerinin basitliğini açıkça anlayabilecekleri, bir ders niteliği de taşırdı.
Hayâl üzre süren bu lâfı, daha uzatmayalım. Bu güne kadar, kim ne sordu da, bir cevap ve bir fikir vermedik?. Hele bir soran olsun. Bu konuda dahî, yine yardımcı oluruz. Anlaşılan bu sefer, haklı sebeplerle, bazı şeyler fazla aceleye gelmiş olacak ki, Başbakanlık binası, Cumhur Reisliği mekânına terfi etti. İnşâllah benim bu dediğimi de, ilk fırsatta hayâlden hakikat mevkiine taşıyarak, o muhteşem yere de geçerler ve bu binayı da başbakanlığa terk ederler. Çünkü bu binanın hiç bir tarafı, Riyaset-i Cumhur makamı için, doğru değil gibi sanki. At inen, kediye binip indikten sonra, ilk fırsatta yine at biner. Ama ne eşeğe ne de deveye binmez. Bu sefer olmasa da elbet bir gün, benim dediğimi deneyen, yeni Bir Cumhur Reisi de çıkar, bu partiden. Bu şekilde de at binmiş olur.. “Partiden” tabirim, lûtfen hoş görülsün. Henüz ve maalesef, rüyetimde5 parti niteliğinde, başka bir parti yok!.. Bu gidişle de: Cumhuriyetin 100.Yılı öncesine kadar, makul bir partinin olacağı ihtimâli de yok gibi. 29/Ekim/2014 Günü küşat edilecek bu bina, Sayın Cumhur Reisimiz, Ailesi ve Milletimiz için, hayırlı olur İnşâallah. (Kozyatağı: 27/10/2014)
Haydar Volkan
- Kârhane1 = San’at Zanaat veya ticaret yapılarak kâr edilen yer.
- (Kâr ile ker karıştırılmamalıdır. Ker / Kir = Pislik anlamındadır )
- Fakirhane2 = Ev
- Manzume3 = Bütünlük arz eden, Kompleks
- Müessir4 = Tesirli
- Rüyet5 = Görüş alanı