- Kategori
- Siyaset
Türkiye’de masumiyetin solan yüzü

"UFO gören masum köylü" gerçek mi olacak ne?
Dün cemaatin kanallarından birinde, cemaatin yazarlarından biri, “Balyoz” davasıyla ilgili konuşurken “Artık biliyoruz ki bu insanlar darbe yapacakmış… Darbe yapsalar zaten onlar bizi yargılayacaklardı…” dedi ve program “moderatörü” ( elimizde sunucu kalmadı, moderatör veriyoruz) fönlü saçlarını sallayarak bu cümleleri onayladı.
Bir hukuk devletinin özelliği, yapılanların kanuna değil, hukuka dayanılarak yapılmasıdır. Bir hukuk devletinde, adına “kanun” denen yasama organı ürünleri dahi hukuka uymalıdır. Yani herhangi bir şekilde eline kanun yapma yetkisini geçirmiş herhangi bir topluluğun zorbalığını engelleyebilmemiz için hukuktaki meşhur hiyerarşiye uyulacağına dair aşılamaz bir mutabakat lâzımdır. Bu hiyerarşi insanların hiyerarşisi değil, kuralların hiyerarşisidir. Bu hiyerarşinin en tepesinde sanıldığı gibi meselâ “millet iradesini” kendi malı sayan bir iktidar partisi değil hukuk karineleri gelir.
Bunun hikmeti şudur: Herhangi bir insanın, hakkını kendi başına koruyabilmesinin tek yolu herkesin bildiği ve üzerinde mutabık kaldığı genel doğruları keşfetmek ve bunların mutlak üstünlüğünü kabul etmektir. İşte hukuk karineleri, adaleti sağlamak için attığımız her adımın, kabul edilebilir olup olmadığını sınayabilmemiz için âdil davranış kuralları içinden keşfedilerek ortaya çıkarılmış, genel, tartışılamaz ve aşılamaz âmir kurallardır. Bu kuralların en büyük özelliği yalnız yargıyı değil, herkesi bağlamalarıdır. Komşunuzu yalan yere hırsızlıkla itham etmenizi hırsızlık kadar kötü bir iş haline getiren de işte bu hukuk karineleridir.
Güncelliğini hiç yitirmemesi açısından, ülkemizde en rahat çiğnenen ve politik hırslara feda edilen hukuk karinesi “masumiyet karinesidir”. Ne der masumiyet karinesi? “ Bir mahkemece suçlu bulununcaya kadar herkes masumdur!” der. Neden böyle der? Çünkü öncelikle toplumun üzerinde genel bir mutabakata vardığı davranış, barışa yönelmektir. İkincisi barış doğal halini bozmanın yarattığı sonuçlardan mesul tutulmanın ancak ciddi şekilde ispatlanması gereğindendir. Aksi takdirde suçsuz insanlara telâfi edilemeyecek zararlar verebiliriz.
Peki bunun cemaatin gazetecileriyle ilgisi nedir? Şudur: Cemaat hazetecileri ellerindeki propaganda gücüyle artık “Ergenekon”, “Balyoz” gibi suç iddialarını ispatlanmış gerçekler gibi sürekli tekrar etmekte, mahkûm edilmemiş insanları mütemadiyen suçlu göstermekte ve “Biz yargılamasak onlar bizi yargılayacaktı!” gibi inanılmaz hukuk ihlalleri yapabilmektedirler. Bunu o kadar fütursuzca yapmaktalar ki her gün tekrarladıkları cümlelerin, alenen suç teşkil ettiğini bile fark etmek gereği duymamaktadırlar.
Bu gün, delillerin yürütme organlarınca sehven karartıldığı, çarpıtıldığı artık açıkça bilinen bir ülkede, sanıkların, masumiyetlerini ispatlamasını istiyor ve sonra da demokratik bir hukuk devletini tesis ettiğimizi söyleyebiliyoruz. Bugün, aksi ispatlanana kadar kesin şekilde masum saymamız gereken insanlardan suçlularmış gibi peşinen bahsederken vicdanî bir rahatsızlık duymamak ilkelliğini ve barbarlığını, “millî irade” olarak yaşıyoruz. Bu ilkellik millet bilincinde, güce tapınmak güdüsünü meşrulaştırıp yerleştiriyor.
Şunu unutmamalıyız ki alenen suç işlememiş hiç kimsenin suçluluğuna karar vermek mahkemeler dışında hiç kimsenin haddi değildir! Mahkemeler iddia makamlarının değil suçlananların haklarının savunulduğu yerlerdir. Dolayısıyla bir hukuk karinesinin iddia makamıyla ki o makam elinde devletin zorlayıcı gücünü bulundurmaktadır ve bu yüzden sanıkla arasında güç dengesizliği vardır ve bundan dolayı da ciddi şekilde usule uymayan iddia makamlarının iddiaları normalde mahkemelerde dava konusu bile edilmez! Bu da masumiyet karinesinin gereğidir!
Elbette gün olur, devran döner… Bir sanığa karşı tazminat ödemeye mahkûm edilmiş mahkeme heyetinin aynı davada göreve devam ettirildiği bir memlekette masumiyet karinesi işletilebilir mi? Sanıkların tutukluluk halleriyle ilgili usule uyan hâkimlerin görevden alındığı bir memlekette masum olduğunuzu anlatma şansınız kalır mı? Her şeyden önce insanların masumiyetlerini ispatlamaya zorlandığı bir memlekette masumiyet sağ kalabilir mi?
Ülkemizde masumiyet derin yaralar almış ve kan kaybetmiştir. Masumiyeti öldürdüğümüz gün diktatörlüğün kurulduğu gün olacaktır. Buna ister millet iradesi karar versin, ister herhangi bir darbeci…