​ Türkiye’nin akil’sizliği 2 / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '07

 
Kategori
Siyaset
 

Türkiye’nin akil’sizliği 2

Türkiye’nin akil’sizliği 2
 

Geçen hafta Radikal gazetesinde Neşe Düzel’in konuğu USAK başkanı idi. Bu hafta ASAM başkanı Faruk Loloğlu.

Önaçıklama: “Bu tür stratejist kurumların en büyük eksikliği, Türkiyedekileri kastediyorum, muğlaklıklarıdır. Kissinger benzeri biri, bir kurumda bir akil iken, başkanın akili olması için çağrıldığında, kurumunun çıkarının ABD’nin çıkarına tercih ettiğini belirterek, teklifi reddetmiştir. Bizimkiler, vatan haini damgası yiyecekleri korkusuyla buna kalkışmazlar ama akıllarından geçirirler, çünkü Soros bize kanıtladı ki Türkiye’deki bazı akil kardeşlerimiz, gavur parasıyla demokrasicilik oynuyorlar ve onların direktifleriyle kamuoyunu etkiliyorlar.

Türkiye 1945’ten bu yana ABD’nin vassalı gibi davranageldi. Örnek mi? Rusya’nın bize savaş açacağını açıkseçik beyan ettiği nükleer füzeleri hala topraklarında tutuyor. (Hoş Putin, geçen hafta ABD’nin ve kendilerinin Türkiye’de ortak füze üssü kurması gibi, her iki tarafın da akillerinin tüylerini diken diken edebilecek bir teklifte bulundu. Bunu sömürü devlerininkilerin bile, yöneticilerin gaflarının feci boyutlarda olduğunu belirtmek için örnekledim. Dolayısıyla bizimkiler gayrıfedere mahalle ligi oyuncusu olarak, daha dar ufukluluk sergileseler de olur.)

Daha da beteri, bayrağını bizim bayrağımızdan alan Cezayir’e karşı, NATO üyesi olduğu için Fransa lehinde BM’de oy kullandı. Sonra ne oldu? Fransa, hem ASALA’ya, hem de PKK’ye yardım etti. Peki, bizim akiller ne yapıyor? Bu söyleşinin gösterdiği üzere, kendi yaratacağı demokrasi yerine, hala Batı’nın kuyruğunda, bir ABD’ye takılıp, bir AB’ye takılıp, ortada dönenip duruyorlar.

Stratejist dediğinin, bir duruşu vardır. Her 10 yıldaki darbe gibi değişmez. Söze gelince herkes vatanını seviyor ama konu Türkiye’nin bağımsız bir dış siyaset izlemesine gelince, yelkenler suya iniyor, hemen mandacılık yelken açıyor.” Burada önaçıklamaya nokta.

Gelelim söyleşiye.

Metin, yine alıntı ve yorum olarak gidecek.

“Soru: Amerika, Türk piyadesinin Kuzey Irak'a girmesine izin verecek mi?

Yanıt: Bu sorunun yanıtı iki anlamda yine 'evet'. İzin verecektir. Birincisi, bu izne tabi değil. İkincisi, Türk askerine orada karşı çıkabilecek bir Amerikan gücü şu anda yok.”

Yanıtın birinci şıkkına evet de, ikinci şıkkına hayır. ABD’nün gücü var ama bir daha bir çuval olayı olursa, artık Türkiye’de ABD’lilerin can ve mal güvenliği kalmaz, bunu bal gibi biliyorlar.

“Soru: Bir başka egemen devletin sınırlarından içeri rızası olmadan askerle girmek, savaş anlamına gelmiyor mu?

Yanıt: Ulusal güvenliğe yönelik bu tehdit, Türkiye'nin meşru savunma hakkını doğuruyor. Bu da, Birleşmiş Milletler Yasası'nın 51'inci maddesidir.”

Ek: Geçen hafta da belirttiğim, asıl 2003 Kasım kararı var.

“Soru Barzani'yle görüşmeyerek yanlış mı yapı(ıl)yor?

Yanıt: Barzaniyle görüşülmemesi yapılan yanlışlardan sadece bir tanesi.”

Hayır. Barzani, bu sayede kendisinin namlunun ucunda olduğunu anlayacak. ‘Anlamaz’ denirse, hak verilir, ayrı konu.

“Bugünkü koşullarda ne ABD, ne AB, Türkiye'de bir askeri darbe olmasını, demokrasinin kesilmesini ister.”

Yanlış. Geçen haftaki ‘Beyoğlu’nda 20 ölü’ senaryosu zaten darbe içeriyor. Üstelik bunu darbe yapacak birinin önünde tartıştılar.

“Türkiye'de cumhuriyetin temel ilkelerini, laik yapıyı, 150 yıldır sürdürdüğü Batılılaşma sürecini devam ettirmek istiyorsak, köklerimiz Atlantik camiasının içinde olmalıdır. “

Yanlış. Biz halifeyi başımızdan atmışız, o muhteşem AB’de 7 kral / kraliçe var. ETA var, İRA var. Demokrasi, yalnızca bir sözcük, o kadar. İlk devrimin babası Fransa’da, haftalık mesai saatlarını arttıracak bir adamın partisine meclislerinde üçte iki sandalye verdiler.

‘Atlantik camiası’ NATO demek. O konudaki yanlışları, o konu gelince yazacağım.

“ABD'nin terörizm konusunda katıksız bir tutum içinde olması ve nerede terörist örgüt varsa, ona karşı çıkması lazım çünkü.”

Yanlış. Usame bin Ladin gibilerini yaratmak, ABD’nin doğal ideolojisidir. Yoksa, o kadar silahı kime satacaklar?

Ayrıca, uzak geçmişte İRA’ya yardım ettiler, en yakın müttefiğine karşı. 1970’lerde El Fetih’e para ve silah verdiler, kendileri vurulmasın diye.

“Soru: Türk askerinin Kuzey Irak'a girmesi halinde Amerikan birlikleri Türk ordusuyla çatışır mı?

Yanıt: Hayır. Çünkü bunu göze aldığı takdirde, mesele sadece Türkiye-ABD meselesi olmaktan çıkar. İşin içine NATO girer ve NATO, bir anda çökmüş olur.”

Yanlış.

Kıbrıs konusunda NATO çöktü mü?

Apo, Yunanistan konsolosluğunda yakalanınca, NATO çöktü mü?

Fransa askeri kanattan çıkınca, NATO çöktü mü?

Burada sorun şu: AB, ayrı bir askeri yönünü kurmayarak, tarihinin en büyük hatasını yaptı. Belki de o yüzden çözülecekler. ABD füzelerine AB ülkelerinde AB’nin izin vermemesi gerekirdi. Rus füzeleri AB’yi vurabilecek konumda. Kısacası, NATO AB’yi koruyamaz durumda.

AB, AB ordusuna Türkiye’yi istemiyor ama İslam’a karşı kalkan olarak istiyor, bir zamanlar Rusya’ya karşı olduğu gibi. Türkiye’yi seçeneksiz değil, onu hala çok pasif sanıyorlar.

NATO’nun ne Bosna’da, ne de Afganistan’da işi yoktu. Uluslararası ve iç (NATO içi) anlaşmalara aykırı edimler onlar.

Sonuç, Türkiye yeni askeri oluşumdan ya istifa edecek, ya da kovulacak. 2 hafta önce, yedek kuvvetler arasına alınınca, istifa eder gibi yaptı.

“Irak'taki Kürtler, bağımsız bir Kürt devleti kurmak bakımından ilk defa bütün rüzgârların arkalarında olduğu bir ortamı yakaladıklarını düşünüyorlar.”

Yatıp kalkıp dua edelim, Kürtler böyle bir zamanlama hatasını, biz istesek bile yapmayabilirlerdi. ABD Kürtler’e 10 kere söz verip her kezinde yüzüstü bıraktı. Zamanında Naziler de öyle yapmıştı. Bir kez daha öyle olacak, aslında oldu bile.

Eğer, Kürtler’i yeneceksek, bir bu, bir de bir başka daha nedenle yeneceğiz.

“Tezkere keşke geçseydi...”

Geçen haftaki akil arkadaş da aynısını yapmıştı. Söyleşinin sonuna gelip, sonunda tüm söylediklerini batırmıştı.

Eğer o tezkere geçseydi, bir daha ABD’ye asla ve kata hayır diyemezdik. Dünya tarihinde o süreç içinde ABD’ye hayır diyen tek ülke olarak kayda geçtik. İşte bu nedenle, yarın için alternatif bir gelecek umabiliyoruz.

1991’de ABD’ye evet demenin maliyeti 100 milyar dolar oldu. 2003’te 500 milyar dolar olurdu. Şimdi kaybımız ne? Sıfır. Kazancımız ne? 100.000 ölü evet yazıyla yüz bin ölü. (‘100.000 işsiz, bilgisiz, zekasız genç, ne işe yarar?’ diye sorsanız, inan verecek yanıtım yok, ayrı konu. Ancak, doğan herkes yaşama hakkına sahiptir, onu bilir, onu söyleriz.)

Sonuç?

Türkiye hala akilsiz imiş.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224454

 
Toplam blog
: 2216
: 514
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..