- Kategori
- Eğitim
Türkiye’nin eğitim gerçeği-1

Eğitim siyasete alet edilmeseydi biz Japonlardan daha ileride olabilirdik.
Eğitim siyasete alet edilmeseydi biz Japonlardan daha ileride olabilirdik.
Şu beğenilmeyen eski, hatta çok “Eski Türkiye”nin eğitim modeli ve müfredatı ilkeli bir şekilde geliştirilmiş olsaydı bu gün bu ülkede yaşanan maddi ve manevi sıkıntıların hiç birisi olmazdı.
En son yazacağımı en başta yazmak istedim.
Neden eski hatta çok Eski Türkiye’den bahsediyorum?
Çünkü bu ülke 68 müfredatıyla doğruları bulmuştu. Temeli, soran, sorgulayan, araştıran eğitim anlayışına dayanıyordu. Bunun sonucunda da üreten insanlar yetişiyordu. Yetişen bireyler bu ülke için bir şeyler yapma çabasında başkalarını yetiştiriyorlardı. İlkeli ve üretken eğitim geliştikçe her ne hikmetse bu eğitim programından vaz geçilmiştir.
68 müfredatı çok sağlıklı ve hayatın tamamını kucaklayan bir müfredattı Nasıl ki 68 programından vaz geçildi ondan sonra bu güne kadar eğitim hep bir ileri, iki geri gelmiştir. İleriye yönelik istikrarlı bir eğitim programı 68’den bu yana uygulanmamıştır, uygulatılmamıştır.
Geçmişe baktığımızda Türkiye’nin eğitimde ve üretkenlik anlayışında doğruları Köy Enstitüleriyle, öğretmen okulları ile Eğitim Enstitüleri ile ve Anadolu Lisleri ile bulmuştur. Ama maalesef geçmişte bir sürü nedenden dolayı bunlardan vazgeçilmiştir. Milli Eğitim yazboz tahtasına dönmüştür.
Köy Enstitüleri; köy öğretmen ve eğitmenleriyle köylerde tarım ve sağlık görevlisi olarak çalışacakları yetiştirmek amacıyla kurulmuş eğitim kurumlarıydı. Cumhuriyet yönetiminin toplum yapısını yönlendirici uygulamalarının en belirgin örneklerindendir. Çünkü temelinde üretkenlik vardı. Çağdaşlık vardı. Vatan, millet sevgisi ve ideallere bağlılık vardı.
Bu okulların Yani Köy Enstitülerinin amacı tabiri caiz ise çekirdekten eğitimci yetiştirmekti.
Bunun içinde bu enstitülere, beş yıllık köy okullarını bitirenlerle üç yıllık okulları bitirenlerden iki yıllık hazırlık sınıfını başarıyla tamamlayanlar alındı.
Karma öğretim sistemine dayanan enstitülerin öğretim süresi beş yıldı. Öğrencilerin ilk üç yıllık başarı düzeylerine bakılarak en başarılılar öğretmenliğe, geri kalanlar öteki köy hizmetlerine yönlendirilmekteydiler.
Okullar aynı zamanda birer tarım işliği, sağlık ocağı olarak işlev görecek, çeşitli tohum ve tarım araçlarının ilk denemeleri buralarda yapılacaktı. 1942 yılında çıkarılan 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu’yla Enstitüler sağlam bir yapıya kavuştu.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın ayırdığı ödenekle, öngörülen 21 Köy Enstitüsü’nün kısa sürede kurulup tamamlanması olanaksız olduğundan, gerek yapım, gerekse öğretim ve uygulama harcamalarının karşılanmasında köy bütçelerine ve imeceye de başvuruldu. Enstitülere alınan öğrenciler okulun yapım işlerinde ve örnek tarım uygulamalarında da görev aldılar. Köy Enstitülerinde okutulan derslerin %50’si kültür, %25’i tarım, %25’i de teknik dersleriydi.
Köy Enstitüsü mezunu ilk 1941 öğretmen 1944 yılında köy okullarında görev aldı. 1948’de Van’a bağlı Erciş’te açılanla birlikte toplam sayısı 21’e ulaşan köy enstitülerinden kapatıldıkları 1953 yılına kadar 1.398’i bayan, 15.943’ü erkek olmak üzere 17.341 köy öğretmeni diploma aldı. 1936-1947 yılları arasında faaliyet gösteren eğitmen kurslarından ise 8.675 eğitmen mezun oldu. Sağlık bölümlerinden de 1.248 sağlık memuru yetişti.Kalkınma köylerden başlamıştı.
Çok partili rejime geçildikten (1946) sonra, yeni kurulan Demokrat Parti’nin (DP) yoğun eleştirileriyle karşılaşan Köy Enstitüleri bu dönemde belirgin bir duraklama geçirdi. 1947’de, Reşat Şemsettin Sirer’in milli eğitim bakanlığı sırasında, eğitim programları temelli yitikliklere uğradı ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı, Köy Enstitülerinin yönetici ve öğretmenleri değiştirildi. İbrahim Hakkı Tonguç görevden alındı. Aynı yıl, eğitmen kurslarına son verildi. DP’nin iktidara geldiği 1950 seçimlerinin ardından önce sağlık bölümleri kapatıldı sonra da Köy Enstitülerinin programı klasik ilköğretmen okullarının programıyla birleştirildi (1951). Birkaç yıl sonra da çıkarılan 6234 sayılı yasayla Köy Enstitüleri tümüyle kapatıldı (1954) Köy Enstitülerinin adı İlköğretmen Okulu olarak değiştirildi.
Çok sayıda öğretmen ve eğitmen yetiştirmenin ve köy çocuklarına öğrenim olanağı sağlamanın yanı sıra Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vuran bir “köy kökenli aydın kuşağı” yaratan Köy Enstitüleri, yöneltilen bütün eleştirilere karşın kalıcı bir iz bırakmıştır.
Dönüp geçmişe baktığımda, daha doğrusu kendi çocukluk ve gençlik yıllarıma, ilk, orta ve lise dönemlerimde ki eğitime baktığımda yine de iyi durumda olduğumuzu görüyorum.
Neden mi? İmkânlarımız kısıtlıydı ama nitelikli öğretmenlerimiz vardı. Bizler o öğretmenler sayesinde kendimizi hayata hazırladık. O dönemlerde Türkiye’nin neresine giderseniz gidin her yerde nitelikli öğretmeler olduğunu görürdünüz. O dönemlerin öğretmenlerinde idealler vardı, inanç vardı, adanmışlık vardı. Bulunduğu yerde varlığı da yokluğu da paylaşmasını biliyordu. Hiç bir koşuldan yakınmıyordu, isyan etmiyordu. İşlerini en iyi şekilde yaparken, imkânsız sözcüğünü kullanmazlardı. Hatta ders araç ve gereçlerini kendileri yaparak vermek istedikleri eğitimi veriyorlardı. Bu millete ve vatana karşı hepimizin bir borcu olduğunu nakış nakış işlerlerdi.
Yazımın ikinci bölümü olan “UYGULADIĞIMIZ EĞİTİM VE SONUÇLARI “nda buluşmak dileği ile…