- Kategori
- Eğitim
Türkiye'nin Kardelenleri
EĞİTİM İLE İLGİLİ RÖPORTAJLAR
TÜRKİYE’NİN KARDELENLERİ
Yazarı: Ali Karaçam
Yazar kitapta, Türkiye’de okumayı sevenler ve sevdirenlerle yaptığı röportajları, röportajlarda bir vesile ile tanıştığı insanların hikayelerini anlatıyor.
Bunlardan ilki, daha 10 yaşında 500’ün üzerinde kitap okumuş olan Cem’dir. Cem okumaya, öğretmenini örnek alarak, daha ilkokul ikinci sınıfta başlamıştır. Öğretmeni çok iyi bir okuyucudur. Öğrencilerini haftada bir-iki kez kütüphaneye götürür. Kütüphanede bir iki saat kitap okurlar. Cem’in kitap okumasında anne babasının da rolü vardır.
Cem günde 50 sayfadan fazla kitap okumaktadır. Bu sayı, bazan çok daha fazladır. Batı Klasiklerinin tamamını ve Gülten Dayıoğlu’nun bütün kitaplarını okumuştur. Yabancı yazarları daha çok sevmektedir.
Kitapların Cem’e sağladığı fayda ise, çok hızlı ve hecelemeden okumasıdır. Cem’in hedefi 10 binden fazla kitap okumaktır. Hayali ise, ileride iyi bir yazar olabilmektir.
Küçük kitap kurtlarından birisi de Asunur Suyun’dur. Asunur okumaya ilkokul üçüncü sınıfta başlamıştır. Asunur’a da okumayı sevdiren kişi öğretmenidir. Asunur önceleri günde 200 sayfa kitap okurmuş. Fakat annesinin uyarısı üzerine bunu 100’e indirmiştir. Odasında küçük bir kütüphane oluşturmuştur. Her geçen gün kitaplarının sayısı artmaktadır. Gülten Dayıoğlu’nun kitaplarını çok sevmektedir. Batı Klasiklerini okumuş, Türk Klasiklerini de yeni okumaya başlamıştır.
Genelde öğrencilere neden kitap okumadığı sorulduğunda, vakit olmadığını söylerler. Asunur günde 8 saat dersin arasında ve okul servisinde okumaktadır. Gidiş gelişi 90 dakika sürmektedir. Bu süreyi kitap okuyarak geçirir. Ayrıca, yatmadan önce de kitap okumaktadır.
Asunur açık seçik, akıcı bir Türkçe ile konuşmaktadır. Konuşurken, kekelemeden, gevelemeden konuşur. Kitap okumanın ona kazandırdığı en büyük yetenek budur.
Okuma Azmi İle Gelen Terfi: Çobanlıktan Holdinge
Bu öykü, Mersinli Çoban Ahmet Kaplan’ın öyküsüdür. Çoban Ahmet, ilkokulu bitirdikten sonra köyde keçi çobanlığı yapmaya başlar. Sabahtan akşama kadar, kar yağmur demeden hayvanları otlatır. Yalnız onu diğer çobanlardan ayıran bir farkı vardır. Bu farklılık ona yeni bir dünyanın kapılarını açmıştır. Dağda TRT radyosunu dinleyerek başlayan öğrenme açlığı zamanla okuma açlığına dönüşmüştür. Şehir merkezinden kiloyla aldığı gazeteleri en ince ayrıntısına kadar okur. Okudukça düşünür. Düşündükçe de yorumlar. Çoban Ahmet kitaplara ulaşamıyor, gazetelerle yetiniyordu. Daha sonra üniversiteden arkadaşlar edinir. Yazarlarla tanışır. Böylece arkadaşları okudukları kitapları Ahmet’e gönderirler. Ahmet de böylece kitap okuma imkanına kavuşur.
Çoban Ahmet, Teknoloji Holding Yönetim Kurulu as başkanlarından Alphan Manas’ın Futürizm ile ilgili bir yazısını okur ve yazı ilgisini çeker. Alphan Beye bir e-mail gönderir. Onunla tanışmak istediğini belirtir. Alphan Bey de onu bulur. Üç gün İstanbul’da misafir eder. Alphan Bey Ahmet ile konuşurken çok etkilenir. Kütüphane projesini yürütme görevini ona verir. Ahmet’i İstanbul’a yerleştirir.
Çoban Ahmet şimdi bu şirketin kütüphane sorumlusudur. Önceleri kitaba ulaşamazken, şimdi kütüphaneye hangi kitapları alacağını düşünmektedir. Açıköğretim Lisesine devam ederek ortaöğretimini sürdürür. Artık çok iyi bir işi ve hayatı vardır…
Kitapların Peşindeki Hanım
Öykü, Sevde Hanım’ın öyküsüdür. Sevde Hanım 35 yaşında ve tam 10 bin kitap okumuştur. Haftada en az üç çocuk kitabı okuyor. Radyo programı yapması nedeniyle yeni çıkan kitapları, en çok satılan kitapları takip ediyor. Bunlardan en az birini okuyor. Sevde Hanım, editörlük, öğretmenlik, yazarlık ve radyoculuk yapıyor.
Kitap okuma alışkanlığı çocuk yaşta başlamıştır. Sevde Hanımın babası eve bir koli kitapla gelirmiş. Sevde Hanımın kitap sevgisi böyle başlamıştır. Babaları, çocuklarına kitapları sevdirmiş ve Sevde Hanım gibi bir evlat yetiştirmiştir.
Annesi, Sevde Hanım ikinci sınıftayken gelip odrasının ışığını söndürür. O da, annesi odadan çıkar çıkmaz perdeyi açıp sokak lambasının ışığıyla kitap okumaya devam edermiş. Sevde’yi okuma sevgisinin yanında, okutma sevgisi de sarmıştır. Haftanın iki günü anaokulu öğrencilerine okuma faaliyetleri yapmaktadır. Maaşının üçte birini kitaplara yatırır. Ayrıca Almanca ve İngilizce’yi çok iyi bildiğinden, kütüphanesinde birçok dünya çocuk kitabı vardır.
Yalnızlığını Takvim Yapraklarıyla Aşan Yaşlı Adam
Abdullah Doğan 84 yaşındadır. Eşini kaybedeli sekiz yıl olmuştur. Çocuklarının yanında kalmaktadır. Çankırı’nın Orta ilçesi Kalfat Kasabasında doğmuştur. Altı yıl öncesine kadar burada yaşıyormuş. Rahatsızlığı nedeniyle, Ankara’ya çocuklarının yanına taşınmış. Abdullah Bey Cumhuriyet ile yaşıt. İlkokul dönemi Harf Devrimine rastlıyor. O dönemde okuma yazma bilmek, ODTÜ mezunu biri kadar itibar görmektedir. Dedesi ve babasının ilme olan düşkünlüğü, onu cahil kalmaktan kurtarmıştır. Fakat, ancak ilkokulu okuyabilmiştir. Daha sonra, köyde çiftçilik yaparak yaşamını sürdürmüştür. Bunca köy işinin arasında okumayı ihmal etmemiştir. En çok da takvim yapraklarını okumaktan haz ediyormuş. Bazı insanlar yaşlılıktan ne yapacaklarını bilmezken, Abdullah Bey günlerini kitap okuyarak geçirmektedir.
86’lık Ninenin Dostları Kim Olabilir ki!
Bu hikayenin kahramanı 86 yaşındaki Nilüfer Ozan’dır. Nilüfer Ozan, Mersinli Cemal Paşa’nın kızıdır. Nilüfer Hanımın kitap okuma merakı da babasından gelmektedir. Babası çok iyi okuyup, yazan bir insandır. Anadolu Tarihi ve hatıralarını yazar. Nilüfer Hanımın kitap okuma sevgisi böyle başlar. Kitap ayırımı yapmadan her türlü kitabı okur. Evlendiğinde de eşiyle beraber okurlar. İki sayfa eşi, iki sayfa kendisi sesli olarak okuyup, sonra da yorum yaparlarmış. Bundan dolayı da çocuklar okuma meraklısı olmuşlar. Bu sevgi torunlarına kadar ulaşmıştır. Torunu lokantada yemeği önüne gelinceye kadar kafasını kitaptan kaldırmamıştır.
Nilüfer Hanımın vakit geçirememe gibi bir sorunu yoktur. TRT 4’te musiki eşliğinde kitap okumaktadır. Bu, onun en büyük zevkidir.
Hastalarını Kitapla İyileştiren Doktor
Mustafa Zonturoğlu, tıp doktorudur. Pakistan Karaçi’de tıp okuduktan sonra, bir yıl Çin’de akupunktur eğitimi almıştır. Şimdi İstanbul’da bir devlet hastanesinde ve bir fabrikada görev yapmaktadır.
Mustafa Bey, “Hastalığın yüzde ellisinin, psikolojik olduğunu modern tıp kabul etmiştir, ” diye, hastaya hastalığın varlığını kitaplarla kabul ettirip, iradesini güçlendirmeye çalışıyor. Hastalara bir buçuk yıldır kitap okutturuyor. Mesleğinin bu dönemini daha başarılı buluyor. Hastalara verdiği kitapları kendisi önceden okumuştur. Onların sorunlarını dinledikten sonra, uygun kitabı çıkarıp vermektedir. Bu sayede hastalarındaki sorunlardan, anne ile kızı arasındaki kültür çatışmasını, sigarayı bıraktırmayı, bunalımdan kurtarmayı, iş stresini aşmalarını sağlamıştır.
Camiyi İlim Yuvasına Çeviren Flair Play Ödüllü Hoca
Ahmet Hoca, Osmanlılarda olduğu gibi camiyi hem eğitim kurumuna, hem de ibadethaneye çevirmiştir. Geçtiğimiz yıllarda Olimpiyat Komitesi tarafından Flair Play Ödülü ile taçlandırılmıştır. Bu olay, seksenden fazla medyada habere konu olmuştur.
Ahmet Hocayı diğerlerinden ayıran pek çok çalışma vardır. Bunların başında her Cuma günü cami kürsüsünde ünlülerin farklı konularda konuşması geliyor. Bu kürsüde cemaate kimler hitap etmemiştir ki: Sanayi ve Ticaret Bakanı olmadan önce Ali Coşkun, ünlü tarihçi ve sunucu Prof. Dr. Mim Kemal Öke, iktisatçı Prof. Dr. Sabahattin Zaim, kimyacı ve gezgin Prof. Dr. Orhan Kural, dünyaca ünlü bilim adamı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, müzisyen Hasan Cihat Örter ve iş adamı Aydın Polat, bunlardan bazılarıdır. Bunun gibi daha 210 ünlü kişi hitap etmiştir. Ahmet Hoca, böyle yaparak aydınlarla halkı bütünleştiriyor ve her iki tarafın da birbirinden istifade etmesini sağlıyordu. Camide 28 kitaplık vardır. Cemaat hem camide okuyor, hem de kitapları evine götürebiliyordu. Camide her türlü kitap bulunmaktadır.
Ahmet Hoca, cami ile sınırlı kalmayıp, birçok köye ve ilçeye de kitap desteği veriyor.
Ahmet Hocanın eğitim yuvasına çevirdiği bu cami, İstanbul Topkapı’daki Çinili Cami’dir.
Ömür Boyu Kitap Okutturan Vasiyetname
Bu hikayenin kahramanı Adem Öğretmendir. O bir Türkçe öğretmenidir. Tüm eğitim hayatı boyunca ona kitapları sevdirecek bir öğretmeni olmamış ve kitap da okumamıştır.
Bir gün Yahya Kemal’in Kendi Gök Kubbemiz ve Sessiz Gemi şiirlerini okur ve içindeki boşluğun ne olduğunu anlar. Bu boşluğu zamanında kimsenin doldurmayı başaramadığını ama kendisinin başkaları için bunu doldurmayı başarabileceğini düşünür ve artık öğrencileri için elinden ne geliyorsa onu yapar.
Rehberlik yaptığı öğrencilerinden 5 YTL toplar. Kitaplar alır ve dönüşümlü olarak onlara okutur. Bunu ajandasından takip eder. Ayrıca velilere de okuma saati koyar. Okuma saatinin yapılıp yapılmadığını her hafta düzenli olarak kontrol eder. Öğrencilerinin, ömür boyu aileleriyle berabar olacakları için ailelerinin kitap okumasını çok önemli bulur. Öğrencilerine bir vasiyet yazar. Vasiyette, ömür boyu kitap okumalarını ister ve bu vasiyeti tüm öğrencilere dağıtır.
Derslerin Soğuk Yüzünü Kitaplarla Isıtan Okul
Rize’de Özel Kopuzlar Lisesi kitap okumayı öğrencilerine mükemmel denecek derecede aşılamış eğitimcilerle doludur.
Okul müdürü, öğrencilere kitap okutmaya Tarih öğretmenliği yaparken başlamıştır. Tarih öğretmenliği yaptığı sıralarda, kendisiyle “Tarih öğretmeni kitap mı okutur?” diyerek dalga geçilen konuşmalara aldırış etmeden, öğrencilerine kitap sevgisini aşılamak için uğraşmıştır.
Müdür olduktan sonra, okulda her Çarşamba 5. Saati “okuma saati” olarak belirlemiştir. O saatte tüm okul kitap okumaktadır. Diğer vakitlerde ise öğrencilerin kitap okumasını sınıf öğretmenleri takip etmektedir. Her ayın sonunda en çok kitap okuyan sınıfa ve öğrencilere hediyeler verilmektedir.
Her ay 20 öğrenciye müdür kendisi kitap veriyor. Ayrıca velilerle görüşüp, onlara da “okuma saati” yapmaları gerektiğini söylüyor.
Necmeddin Bey
Şimdiki hikayemiz ise, Necmeddin Beyin öyküsüdür. Necmeddin Bey, Hoca Üveys Kütüphanesinde görevlidir. Fatih Atikali İlkokulunu bitirdikten sonra Kapalı Çarşıdaki altın takı imalatında çırak olarak çalışır. Mesleği öğrenir. Geçimini sağlayacak duruma geldikten sonra, kendini kültüre adar. Görevli olduğu kütüphanede 20 bin kitap vardır. İnternetten de yararlanılabilmektedir. 80 dergiyi düzenli olarak takip etmektedir. Kitapları ve çocukları sevenlere kütüphanede part time iş vermektedir. Bu şekilde kütüphaneyi halka sevdirmektedir.
Polis Toplumsal Olayları Kitapla Çözüyor
Bu öykümüzün kahramını Emniyet Görevlisi Hasan Yılmaz’dır. İlk olarak Balıkesir’de görev yaparken, iki bin yüz polise, Kitap Okuma Alışkanlığı Edindirme Projesi başlatılmıştır.
Okuma Projesi, suç işleyen çocuklar ve gençlerin psikolojisini anlayıp onları bundan vazgeçirmek için başlatılmıştır. Önceleri psikoloji kitapları okunuyor. Hızlı kitap okuma kursu açılıyor. Bu yaşanılanları, personeliyle paylaşmak istiyor. Önce bir kitap listesi hazırlanıyor. Şahsi kütüphanesini kitapseverlerin hizmetine açıyor.
Okuma alışkanlığı edinenler arasında 5, 8, 10 kişilik kitap kulübü oluşturulur. Böylece kitap okuma oranı yüzde 30’u bulur. Sonra kütüphane kurmayı düşünülür. Bir anket yapılır. Personelin istediği 5 bin kitaptan oluşan kütüphane 2001 yılında açılır. Daha sonra bu rakam 20 bine ulaşır. 10 ilçede kütüphane kurulur. Hasan Bey bu ilçeden ayrıldığında, personelin okuma oranı yüzde 65’e ulaşır.
Dünyanın En İyi Kitap Okuyan Sınıfı
Bu öykünün kahramanı, İstanbul Özel Şefkat Koleji öğretmeni Muzaffer Oğuz’dur. Muzaffer Bey, “Bebek doğduğu ilk anda ağlar. Anne sütünü aldıktan sonra ise hemen susar. Öğrenci de buna benzer. Okula girdiği ilk anda, ona gıda olan şey, kitap verilmeli, ” görüşüyle yola çıkar ve öğrencilerini birer kitap kurdu yapar.
Sınıfında bir beyaz Okuma Treni yapıyor. Her öğrenci okuma hedefini gerçekleştirdiğinde, fotoğrafını trene yapıştırıyor. Trendeki ışığı yakıyor. Hedefte sapma olan öğrencinin ışığını söndürüyor. En çok kitap okuyanlara ödüller veriyor. Okuma kulübü oluşturuyor. Heftada dört kitap okuyanlar bu gruba alınıyor. Böylece bir sınıf mükemmel derecede kitap okuyor.
İş Görüşmelerini Kolaylaştıran Kitaplar
Fikret Bey 1968’de Kars’da doğmuştur. Üniversiteyi Bursa’da okumuştur. 1995 yılında, Recep Tayyip Erdoğan zamanında İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğünde görev almıştır. Şimdi aynı işi ortağı olduğu ticari bir kurumda yapıyor. Kitap okuma alışkanlığı ailesinden gelmektedir. Babası kendisine, 10 binden fazla kitap bırakmıştır. Fikret Bey iyi bir okurdur. Sadece kendisi okumaz. Ailesini ve personelini de iyi bir okuyucu yapar. Onlara kitap hediye eder. Dönüşümlü olarak kitap okuyup, yorumlar yaparlar. Bu onların iş ilişkilerini iyileştirir ve güvenirliğini arttırır.
Kitapta ayrıca, Eşekli Kütüphaneci’den, Bilgi Evi’nden, Kahvehanedeki İnsanların Kitap Okuduklarından, Kitapbanklar’dan, Kitap Bulamayınca Kitapçı Açan ve bunun gibi bilinçli insanlardan bahsediliyor.
Sonuç:
"Bir çivi bir nal, bir nal bir at, bir at bir ordu, bir ordu ülkeyi kurtarır, " derler.
Derya Ayçiçek