​ Türkiye'nin yaklaşan krizi? (mi) / Türkiye Ekonomisi / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '10

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
 

Türkiye'nin yaklaşan krizi? (mi)

Türkiye'nin yaklaşan krizi? (mi)
 

Kriz Ralli Yapan Borsayı da Dip Yaptırabilir


Kendinden önceki feodal sistemin, küçük bir azınlığa sağladığı refah ve bolluk ile hükümranlık ve serbestliğin daha geniş kitlelere de sağlanacağının "umuduyla" burjuvazinin önderliğinde geniş halk kitleleri tarafından kurulan kapitalist sistem; varoluş anından bu yana krizlerle beslenerek varolmaya çalışmıştır.

Kriz, kapitalizmin ekmeğidir. Her kriz-ki en vitaminli kriz hammadesi savaşlardır- mücadelelerle alınmış işçi ve emekçi kitlelerin haklarının daraltılarak zenginlik ve servetin yeniden egemenlerin elinde toplanmasını sağlamaktadır.

Dünyada her 10 (on) yılda bir gelen derin krizlerin Türkiyede gerçekleşme sıklığı daha fazlayken, etkileri de giderek ülkeyi uçuruma doğru sürüklemek. Bugün ekonomide estirilen "bahar" havasının birçok ekonomistin cahillikleri veya kötü niyetlilikleri ile açıklanabileceği aşikâr. Ülke ekonomisi tamamen sıcak paraya bağımlı hale gelmiş, işsizlik çalışabilir nüfus içinde %17 lere kadar çıkmışsa ( bu gerçekte toplumun %35-40 aralığında işsizlik içinde olduğuna işaret ediyor), faizler iniyorken reel enflasyon artıp, ücretler düşüyorsa, ülke dış borcu 300 milyar dolar seviyelerinde ve bunun ödenebilmesi için tarım ve hayvancılıktan artık bir ihracat desteği kalmamış, özelleştirlmelerle "değerli" olan herşeyin zaten elden çıkarıldığı ve satacak ve borç ödeyecek ziynet eşyasının kalmadığını varsayarsak ülkenin krizde veya en azından krize hazır bir pozisyonda olduğunu görmemek için cahil ya da kötü niyetli olmak gerekiyor.

Sıcak para ülkeye yalnızca kâr maksimizasyonu için geliyor. Hedge fonlar hatta Avrupa özel emeklilik fonları, Türkiyede yüksek faiz ya da manipüle edilmiş borsa kârlarından paylarını alıp çekip gittiklerinde aslında ülkenin kaynaklarını da alarak gidiyorlar. Kısa süreli piyasada dolaşan paranın, üretimden kaynaklanmayan girdisi, büyüyen borçlar olarak geri dönüyor.

Keneye karşı tedbir olarak "paçalarınızı çorabın içine verin, ne yapalım yani" diyebilen Tarım bakanının "üstün bilgisiyle"yönettiği tarım politikaları sonunda Konya ovasında hayvan yemi yapılan yoncadan başka birşey ekmeyen ama ekilen yoncayı da biçmeyen çiftçi, ithal ete mahkum edilmiş hayvancılık, nesli tükenmeye yüz tutmuş balıkçılık sektörü ekonominin yarınları için de işaretler barındırıyor.

Bankacılık sektöründeki çoğunluk "yabancı" sermayeye IMF baskısıyla devrettirilirken, Dünya üzerindeki "en kârlı" bankacılık sisteminin kârları üzerinden vergi bindirmeleri ile kazanç sağlamaya çalışan hükümet, arttırılan bankacılık vergi ve harçlarının vatandaşa yansıyacağını bilmiyormuş gibi suçluyu ilan ediyor bile!

Türkiye ekonomisi özünde kırılganlığını sürdürüyor. Bakmayın siz borsanın "ralli" yapıyor olmasına. 48 milyar dolarlık sıcak para, Türkiyenin de dahil olduğu gelişmekte olan ülke piyasalarına dağılmış durumda. Meksikada giren sıcak paranın kaygısıyla ükümet sınırlandırabilmek için giren paraya ek vergiler koymayı düşünüyor. Latin Amerikada sıcak paranın etkileri üzerine herkes düşünüyor, Türkiyede sadece seviniliyor! Anlamak mümkün değil. İşte bu vurdumduymazlık krizi daha tehlikeli hale getiriyor. Başbakanın bile "teğet geçecek dedim teğet geçti" dediği ve şakşakçıların ölesiye alkışladığı açıklamalarına bakarsak toplum olarak kimse üzgerçeklerle ilgilenmiyor.

Ekonomi için itici unsurlardan biri olan inşaat piyasası da doyan, talebin daraldığı bir ortamda "arz" oranını yükselterek sadece fiyatalr üzerinde düşüş etkisine yarıyor. Bu durum dahi konut elımını canlandıramadığı gibi, birçok firmanın ( devlete sırtını dayamamışsa) batağa sürüklenmesine yol açıyor. İnşaat piyasasından seken kurşun, demir çelik ve çimento gibi sektörlere isabet ediyor.

Ekonomik riskler Türkiye ve Dünyadaki siyasal belirsizlikleri giderek arttırıyor. Çalkantılı siyaset ortamı aslında belirgin bir rotası olmayan güncel kapitalist yaşamın gözle görülür sonuçlarından başka birşey değil. Gemi su almaya devam ediyor ve siyasal belirsizliklerin ve keskinliğin giderek artacağını söylemek mümkün. Yaklaşan seçim ortamı da seçim sonrasına daha büyük ekonomik belirsizlikleri bırakacak.

Hükümet değişsin ya da değişmesin yüksek borç yükü, tarım, hayvancılık ve sanayi üretimindeki dışa bağımlılık ve , yüksek ithalat, sıcak paraya dayalı "piyasacı" gidişat, geniş halk kitlelerine, özellikle de emekçi sınıflara dönük etkileri yüksek ve derin bir Türkiye tipi ekonomik krizin yaklaştığını gösteriyor.

 
Toplam blog
: 6
: 1420
Kayıt tarihi
: 18.01.07
 
 

Özgürlük, barış, eşitlik ve emeğe değer veririm. Demokrat, yansız, tarafsız bakar, bilime inanırım. ..