- Kategori
- Gündelik Yaşam
Türkler New York' ta ve Washington' da neden yürüyorlar?

Geçtiğimiz Cumartesi, 19 Mayıs'ta New York şehrinde, yine Türk konsolosluğuna bağlı federasyonun da bulunduğu Türk Evi’ndekiler tarafından dahiyane bir şekilde hazırlanmış Türk Günü yürüyüşlerinden biri yapıldı... Bu yürüyüşün amacı ve anlamı, Türk insanı için diğer kültürlerin insanlarınkinden farklı boyutta olmalıydı. Ama, yıllardır yapılan bu yürüyüş, özellikle bu yıl, çok sönük ve zorlamadan doğan bir "itekleme yürüyüşü" şeklindeydi... Bakmayın siz o, olayı başka türlü yansıtanlara, gözünüzü kamaştıranlara. Saman altından su yürüten ve suya sabuna dokunmak istemeyenler var bu manzaranın arkasında.
Değişik ülkelerden gelen göçmenlerin yılın değişik zamanlarında yaptıkları bu yürüyüşler çok renkli ve ilginç olur. Yürüyüşü yapan etnik ya da kültürel grubun (millet demiyorum, çünkü Amerika'da yaşayanlar, Amerikan bayrağı altında bir kültürel ve etnik kimliği olan toplumsal yapılaşma altında birleşiyor olsalar bile, hepsi Amerika Birleşik Devletleri'nin bayrağı altında yaşamlarını sürdüren "Amerikan Milleti"dir) toplanma noktası diğerlerinden farklıdır; New York Şehri belediyesi ve yürüyüşü düzenleyenler önceden bu güzargahı belirlerler. Nerede başlayacak, hangi sokaklardan yürünecek ve son olarak nerede toplanılıp yürüyüş sonuçlandırılacak... Her yıl binlerce hatta milyonlara varan kalabalıklar, kendi kültürlerinin varlığını sokaklarda hissettirmek ve geldikleri kökenlere bağlı olmanın gururunu dışarıya yansıtmak fırsatını bulurlar. Oysa ki, bu gerçek, bir süredir kendi içinde parçalanmış bir Türk toplumu için, ne yazık ki geçerli değil.
Gelelim evlere şenlik şu Türk Günü Yürüyüşüne. Yer, Empire States binasının da bulunduğu 34.cü sokaktan biraz uzakta ve Manhattan'ın en yoğun turistik caddesi Beşinci Avenü'nün bir alt caddesi olan Madison Avenü ve 56.cı caddenin köşesi... Saat öğleden sonra 1 civarı. Yürüyüş 12:30'de başlamış olmasına rağmen hala gelenler var... Hafif yağmurlu ve serin bir gün Manhattan'da. Birkaç Amerikan okulu ve belediyesinin bandolarındakiler dışında düzenli ve üniformalı bir tek Brooklyn'deki bir Türk okulunun öğrencileri var görebildiğim. Bir kaç sokak aşağıda başına ve üzerine naylon torbalarla bayan folklör ekibimiz de bekliyor... Bazı Türk asıllı Amerikalı polisler, New York Polis Müdürlüğü'nün memurları ve Türk derneklerinin biraz da zorlamayla bağlı olduğu federasyonun görevlileri, yürüyüş için sırasını bekleyen grupları yönlendiriyorlar. Caddenin bir sağından, bir solundan dönüşümlü olarak temsilcileri gruplar halinde ana caddeye alıyorlar...
Bakıyorum çok sesli bir grup geliyor. Adamın biri, Fenerbahçe futbol takımının şampiyonluğunu kutlamak için bir arabanın üzerinde, kocaman bir Fenerbahçe flamasını (bayrağını değil...) sallıyor... Başka bir arabanın çektiği platformun üzerinde bir sürü taraftar da hoplayıp zıplıyor. Arka planda hoparlörden çok yüksek sesle Fenerbahçe marşı ve diğer şarkılar çalıyor... Anlamaya çalışıyorum, “ahı gitmiş vahı kalmış” Galatasaray kulübünde olduğu gibi, Türk futbol camiasının şerefini beş paralık eden seyircilerin, eğitimsiz sporcuların ve kalitesiz yöneticilerin hüküm sürdüğü, çok kalitesiz bir futbolun oynandığı bir ligden birinci çıkan bir takımla, dünyanın en kalabalık şehrinde gösteriş yapmanın ne anlamı olabilir? Geçen yıl, şans eseri şampiyonluk kupasını alan Galasaraylıların "Fenerbahçe tabutu" taşıması ne kadar uygunsuzsa, bu spor klüplerinin taraftarlarının da bu tür yürüyüşlerde en çok gürültüyü çıkarmaları da o derece anlamsız. Bu spor klüplerinin taraftarları, diğer takımların taraftarlarıyla birlikte ve kendilerini ön plana çıkarmadan yürümeliydiler. Bu yakışırdı…
Biraz ileride, Amerikalı lise öğrencilerinin ve izcilerin bandoları ve ardından ilk defa kırmızı-beyaz üniformalarıyla Türk çocukları geçiyor. Güzel bandosuyla bu özel Türk okulunun çocuklarının yürüyüşü, beni önce sevindiriyor, ama hemen ardından, finans kaynağının neresi (dünyanın tanıdığı ve "laik düşünce karşıtı" dini amaçlara hizmet edecek cemaat yaratmak için bir çok kuruluşun arkasında olan birisi ya da birileri) olduğu aklıma gelince canım sıkılıyor. "Yazık!" diyorum kendi kendime. "Kimlerin eline kalmış bu çocuklar?" Ellerinde Türk ve Amerikan bayraklarıyla, çocuklar uzaklaşırken, günün anlam ve önemine nelerin gölge düşürdüğünü düşünerek Türk insanının geleceğinden endişe duymaktan kendimi alamıyorum. Tüylerim ürperiyor. Üşümeye devam ediyorum...
Başka bir boyutta, yürüyüş de devam ediyor, yağmur da... Hemen arkamızdaki Sony binasının büyük vitrinlerindeki Örümcek Adam'ın devasa boyuttaki ilginç resimleri ve afişleri dikkatimizi çekiyor. Hemen kameranın deklanşörüne basıyorum... Fotoğraf çekmek zor oluyor böyle havalarda... Mayıs'ın ortasında ayaz var. Mayıs'ın 19'u, Atatürk'ün Samsun'a ayak bastığı tarihin coşkusu falan da yok... Üşüyoruz kaldırımda… Gülünç bir heybetle(!) ve anlaşılması zor bir cüretle, ellerini kollarını sallayarak yürüyenleri izlerken... Yanıbaşımızda, sağımızda, solumuzda fotoğraf çekip geçenleri alkışlayanlar var. Bakıyorum, kimi alkışlıyorlar diye. "Bilmem ne" camii derneğinin cemaatı, her zamanki halleriyle, garlarındaki en pejmürde kıyafetleriyle ve dillere destan, iktidar onaylı üreme göstergesi çocuk arabalarıyla geçiyorlar. Bildiğiniz üzere, başlarında ve ayaklarında propaganda malzemeleri de var. Dünyaya ilan ediyorlar "ben, buyum" diye. Yanlış anlaşılmasın "Türk'üm" falan demiyorlar. Yoldan geçen bütün Amerikalılar ve dünyanın dört bir yanından gelen turistler, yürüyüşün genelinde taşınan bayrakları görünce “Türkler” geçiyor sanıyorlar ... Ne bir düzen var, ne de iç açıcı bir görüntü... Yerin dibine giriyoruz, elin oğlu gururla dolaşırken New York Şehri'nin göbeğinde...
Bu arada, böylesine bir ortamda kendi başlarına filiz vermiş, kardelenleri andıran güzellikler de var, bize bir anlık teselli nedeni olacak... Her yönüyle, güzel folklörik giysilerini giymiş Tatarların ve Kırım Türklerinin ardından kırmızı-beyaz içinde Kıbrıs Türklerinin küçük gruplar halinde geçmesi aklımıza bazı acı gerçekleri de getiriyor. Bu defa da, Sovyetler Birliği'nin "komunizm baskısı"ndan yeni kurtulan ve koskoca bir Asya kıtasına yayılmış Türki cumhuriyetlerin ve yavruvatan Kıbrıs'ın, iç ve dış siyasetlerde geri dönülmez yanlışlara imza atan ve büyük gafletlerle dolu, beceriksiz Türk siyasetçileri tarafından, nasıl başka bir dünyanın emperyalizmine terkedildiğini ve "kardeş" dediğimiz bu insanlara nasıl da sahip çıkamadığımızı düşündüm bir an. Aynı kültürle ve dille yoğrulmuş o güzelim insanların herşeye rağmen "TÜRK" olarak bugün burada aramızda olması, beni yine de çok duygulandırdı doğrusu.
Yürüyüşün başlamasından yaklaşık bir saat sonra üşümüş ve biraz da ıslak bir durumda, "burada bu maskaralığı fazla seyretmenin bir anlamı yok!" dediğim sırada, Türki cumhuriyetlerin bayraklarını taşıyan gençleri gördüm... Yine, önce görüntü hoşuma gitti. Ama ardından gözlemlediğim gerçekler rahatsız ediciydi. Gömlekler giyilmiş, kravatlar takılmıştı, ama gömlekler pantalonların dışına çıkartılmış, kıravatlar eğriti bağlanmış durumdaydı. Sanki, hayır kurumlarının besleme çocuklarına sağladığı imkanlarla giydirilmiş gibiydiler. Bu arada, derneğin pankartını taşıyan bayanlardan biri de parmağıyla kurtbaşı işareti yapıyordu. ABD gibi bir ülkede, "milliyetçilik" her Türk'ün anavatana "vefa borcu"dur. Türkiye'yi burada dünyaya tanıtan insanların sorumluluk duygusu içinde giyinmesi, konuşması ve hareket etmesi gerekir. Dünya sizi izlerken, doğru imajla, kendinizi ve memleketinizi küçük düşürmeyecek görüntüyle çıkmalısınız meydana. Bu bakımdan, orada ne inaçla ilgili bir propaganda, ne de "Atatürkçü milliyetçilik"ten farklı bir ideolojinin reklamını yapmak, "Türklük"e yarar getirir. Bu da, zaten dünyanın zorla kabullendiği “Şerefli Türk" imajını temelden dinamitlemekten başka bir şey olamaz.
Ben bunları düşünürken, yıllardır tanıdığımız ve çok değer verdiğimiz büyüğümüz bir Türk hanım, emekli tıp doktoru Nazife Hanımın, bu manzaraların Türk toplumunun yurtdışındaki görüntüsüne çok zarar verdiğini adeta ağlarcasına söyleyip durduğu aklıma geldi. Bana hep "Başka kültürlerin insanları böyle yürüyüşleri hiç atlet, tişört, terlik ve lastik ayakkabıyla yapıyorlar mı? Bir bizde var bu düzensizlik ve pejmürdelik; erkeklerin döküntü hali, köyden gelmiş gibi giyinmesi böylesine önemli bir günde. Hasta oluyorum bunları görünce. Böyle bir günde en güzel kıyafetlerinizi giyeceksiniz, efendim!" diyor. Aynı düşüncede olmamak olası mı? Kendisi, yılların görgüsü ve kültürüyle beslenmiş ama Türk toplumundan "izole edilmiş" bir şekilde yalnızlığa terkedilmiş olması nedeniyle, hepimizden çok daha fazla vatansever olan, ataları Plevne ve Trablusgarp kahramanlarına kadar uzanan, Kafkasya'yla da bağları olan bu yaşlı hanımın, bu sefilliği görünce, yüreği dayanmayacak diye korkuyoruz. Çok üzülüyor bu acı gerçekleri görünce. Bizler de öyle. Yüreğimiz dağlanıyor. "Ergenekon"dan çık, Avrupa'yı titret yüzyıllarca, Ömer Seyfettin'in ibretlik eserindeki, o yere serilip bırakılan "Pempe İncili Kaftan"ından sonra gel burada bu durumlara düş... Çok yazık doğrusu... Erkeklerin tişörtlü, bağrı açık yakalı, döküntü hali, kadınların köyden şehre ilk defa inmişler gibi giyinmelerinin yanısıra, rengarenk çocuk arabalarıyla yürümeleri izleyenlerde Arap ülkesinden gelmişler görüntüsü yaratıyor. Hiç , Türk'e benzemiyorlar. Bu acı manzarayı, Türk milletinin "şanlı tarihi"ne ve "onurlu toplumsal kişiliği"ne yakıştıramıyoruz. Son yıllarda hep böyle oldu... Geçen yıl da öyleydi. Bugün de manzara aynı...
Türk'ün ciddi bir "imaj sorunu" var. New York'ta çok tanınmış bir üniversiteden Amerikalı bir profesör, aydın bir Türk bilim kadınını karşısına geçirip, daha önceden hazırlanmış bir şekilde, büyük bir ciddiyetle, "Sizin şeyhiniz kim?" diye soruyorsa, bu sorunun boyutları çok büyük. Bir buzdağı kadar derin... Ona bu soruyu sorduran, bilim yapan aydın Türk kadınımızın kendisi de olmadığına göre, öyleyse bu adama "bu soruyu sorduran gerekçe" nedir? Siz varın düşünün, sokaktaki karacahil ve yobaz Amerikalı’nın gözünde, Türk insanının ne durumda olduğunu. Amerika'daki Türkler maddi menfaatlar, yan gelirler ve ABD vizesi uğruna yanlış insanların ve grupların elinde sürüler gibi... Onların arasına girmeyenlerin zaten bu "sirk"te yerleri de yok... Buradaki bu zavallı duruma yıllarca seyirci kalan, Türk Evinde Türk milletinin ödediği vergiler sayesinde "ikamet etmiş"(!) kişiler ve "Türk federasyon grubu"nun üyeleri, şimdi (özellikle son bir kaç yıldır) Ankara'daki siyasetin bulanık suyunda kendilerine yol arıyorlar... Ama içtenlikle ve vatanseverlik dolu bir temenniyle, 22 Temmuz 2007’nin, onların da bavullarını toplama zamanı olacağını söyleyebiliriz. Eğer başka bir partinin listesinde milletvekili adayı olmazlarsa, tabii... Korkumuz odur ki, "tehlikenin farkında" olmamıza rağmen, memleketin içinde bulunduğu bugünkü koşullarda, göz göre göre "Atatürk'ün uygar Türkiye'si"ne veda etmemiz, olasılık kapsamına giriyor. Eskiden bunu söylemek sözkonusu bile olamazdı... Ya şimdi? Korkularımıza bakın... New York'daki Türk Günü Yürüyüşleri, aslında Ankara'daki siyasi gücün yönlendirdiği bir federasyon tarafından düzenlendiği için, 'Türk imajı' Türkiye'deki meclis çoğunluğunun aynı yansıttığı biçimde. Gerçek imajımız farklı olsa da olmasa da, sokaktaki Amerikalı ya da politikacıların gördüğü “manzara” o ve zaten Türkiye'de, şu anki durumdan yararı olanların vermek istediği çarpık mesaj da o...
19 Mayıs mesajında, geleneksel Türk Günü Yürüyüşünün coşkusunu(!) ABD'de yaşayan yurttaşlar ve soydaşlarla paylaştıklarını belirten, Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, aynı zamanda Türk Günü Yürüyüşünün ABD'de yaşayan yurttaş ve soydaşların dayanışması(!) ve Türkiye ile Türk ulusunun ABD'de daha iyi tanıtılmasında(!) çok önemli bir işlevi bulunduğunu, ABD'deki Türk toplumunun Amerikan toplumuyla dayanışma içinde olması ve bütünleşmesini(!) istediklerini, aynı zamanda da anavatanla bağlarını koparmadan Türk kültür ve geleneklerini yeni nesillere eksiksiz bir biçimde aktarmaları(!) gerektiğini de belirtmiştir. Bu iyi dilek ve arzularına, ben ve benim gibi pek çok aydın gurbetçi de içtenlikle katılmakla birlikte, özellikle son yıllarda, Türkiye'deki siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın getirdiği dış politikadaki stratejik hataların faturasının büyüklüğünün ve yurtdışında yaşayan Türklerin başıbozuk ve duyarsızlık içinde terkedilmişliğinin, ne kadar üzücü ve ürkütücü olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Siyasi ve dini amaçlı dernek ve grupların, Türk milletinin yararına hiç bir şey ortaya koymadıkları gün gibi ortadadır. Türk Dışişleri Bakanlığı (22 Temmuz'da memleketin çilekeş sandığından bir daha çıkmayacak olan AKP hükümeti ve ondan sonra gelmesi beklenen iktidarlar için de geçerli olmak üzere) "Amerika'daki Türklerin geleceği"yle ilgilenmek zorundadır. Amerika'da yaşayan, şu yada bu şekilde zengin olmuş az sayıda dürüst insanımızdan medet bekleyip ya da sırtını çok sayıda üçkağıtçı parababasına dayayıp, diğer soydaşlarına, vatandaşlarına "kendi cemaatinin ideolojik ve dini görüşünü paylaşmıyor" diye üvey evlat muamelesi yapması, onları, Nobel’li yazarımızın yürek paralayıcı sözlerini bir kanıt olarak ileri süren “Ermeni Soykırım Yalanı” altında ezilmeye mahkum edilirken oturup seyretmesi, çok büyük bir "tarihi yanlış"tır. Ve dahası, Kurtuluş Savaşı'nda atalarımızın yazdığı "kahramanlık destanına" da çok büyük bir haksızlıktır.
Cumhurbaşkanımız Sezer gibi sağduyulu, aydın bürokratların, Türkiye'nin vatandaşlarının ve Türk soydaşlarının menfaatlarını gözeten, kararlı ve istikrarlı bir “milli kişilik” doğrultusunda, ABD'yle iyi ilişkiler içinde olması zorunludur. Siz, güçlü olduğunuz zaman, karşıdaki istese de istemese de, size saygı duyacaktır... Şövenist olmadan, demokratik, insancıl, kültürüne bağlı, onurlu ve iradeli bir “Toplumsal Türk kişilik özelliği” geliştirmek zorundayız... Bir Türk olarak, Amerika gibi, bugün dünyanın tarihini yeniden yazan bir ülkede, kendi memleket evladımın aptalca ve cahilce yaptığı saçmalıklardan ve anavatandaki iktidarların acizliğinin neden olduğu ve olacağı sonuçlardan dolayı, dünyanın dört bir yanında yaşayan Türk topluluklarının ezilmesini artık kabul edemiyorum.
Sonuç olarak, ‘2007 Türk Günü Yürüyüşü’, son iki ay içinde açığa çıkan, sokaktaki Türk insanın "aydın düşünce devrimi"ni asla yansıtmıyor. "Piknik" türü mitingle, ayaküstü yenen iki ekmek arası dönerle ve bir teneke kutu kolayla ya da akşamında eğlenceye bayılanların cebinden çıkan, pahalı bir baloyla “Türklüğümüz” ve “davalardaki haklılığımız” geri gelmiyor. Hiç boşuna gönül koymayın... Bunların anavatanlarıyla bağları çoktan kopmuş... Amerika'da gerçek aydınlar yapayalnız. Washington'da Beyaz Saray'ın bitişiğindeki Lafayette Park'ta 'sonsuza kadar laik Türkiye' mitingi (kendi kendini avutma toplantısı) yapılmış. Bana bu sivrinek vızıltısı gibi geliyor doğrusu. Acaba bu mitingi kim duymuş? Kim gitmiş? Kimler sesimizi duymuş? Hafta sonunda, Washington'da zaten kimse şehirde durmadığı için, parkta piknik yapan Türkleri kimse görmemiştir bile. Eğlenmişler ve olaysız dağılmışlar. Onuncu Yıl Marşı bile söylemişler şarkıların sonunda... Efendim, önemli olan kendimizi tatmin değil burada. Önemli olan, dünyaya ne tür bir mesajı, hangi ciddiyetle verdiğinizdir. New York Şehri'nin Manhattan sokaklarında "Aydın insanımız" yürümeliydi bugün... Herşey açıkça ortadadır. Burada, başkalarının boruları ötüyor; Türk "sahte kimliği"nde, herkesi itekleyip bütün kıroluklarıyla ve cazgırlıklarıyla öne çıkan kişilerin makam ve güç arayışları var. Ankara'daki, İstanbul'daki, İzmir'deki, Çanakkale'deki, Manisa'daki ve son olarak, Samsun'daki o MİLLİ RUH ve COŞKU, ne Manhattan'da yürüyenlerde var, ne de onları yürütenlerde...
İşte o yüzden, biz de o kalabalıktan ayrıldık. Memleket aşkımızı kalbimize bugünlük gömüyoruz ve “Bandırma Vapuru”nu bekliyoruz bir gün gelir diye... Kendimiz için değil, şu çok sevdiğimiz, çilekeş anavatan için...
Buralardan geçmedi henüz... Belki de hiç geçmeyecek.... Bugün biz burada yürümedik, yürüyemedik... Çünkü bizim yüreğimiz Samsunda'ydı bugün... Yani, Washington'dan, New York'tan çok uzaklarda...
Ata'nın düşlerindeki, o Türk Günü Yürüyüşleri’ni, bir gün bütün dünya Türklerinin yaşamlarında görmesi umuduyla...
"Türkiye sevdalıları", "uygarlığa gülümseyen Atatürk'ün, çocukları" sizleri özlem dolu sevgiyle kucaklıyorum...
Alp İçöz, M.A.
Eğitimci Yazar
Copyright© ALP ICOZ-2007
JOURNALTA
The Journal of Turkish Americans