- Kategori
- Siyaset
Türküm, Sünniyim, karşı çıkanı aşağılarım

Birgül Ayman Güler'in Türklük vurgusu insanı ürkütüyor
CHP İzmir milletvekili Birgül Ayman Güler'in TBMM Kürsüsünde söylediği sözlerin yankıları sürüyor. Bir tarafta edinilen sözün yarattığı travma, diğer tarafta bu travmadan hareketle verilen tepkiler, gün geçtikçe artıyor. Egelilerin Birgül Hoca’yı destekler mesajlar gönderdiği; Doğu ve Güneydoğu’da ise çok büyük tepki mesajları yağdığı belirtiliyor. Birgül Hoca, söylediği sözün arkasında dururken; Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, bu sözün CHP Grubu tarafından alkışlandığını; alkışlamanın katılmak anlamına geldiğini gerekçe gösterip istifa etmiş bulunuyor.
Görünen o ki Birgül Hoca’nın, “Türk ulusunu Kürt milliyeti ile eşit gördüremezsiniz” sözlerinin etkisi, şiddetlenerek artacak. CHP(SHP)’nin yükselişe geçtiği her dönemeçte kırılma nedeni olan Kürt sorunu konusunda, bir dönem CHP sözcülüğü de yapan Birgül Hoca’nın ağzından dökülen sözler, CHP’nin ne kadar da iki arada bir derede kaldığını gösteriyor. CHP’nin ünlü bir halk deyimiyle içine düştüğü bu “çatal kazık” modeli, ayrı bir tartışmayı hak ediyor.
El elden üstündür, arşa kadar!
Şimdilik Birgül Hoca’nın sözleri üzerinde tartışmak daha anlamlı geliyor. Birgül Hoca, siyaset bilimi derslerinde temel bir bilgi olan ulus ile milliyet(muhtemelen etnisite demek istiyor) arasındaki farkı bilinçli olarak TBMM kürsüsünde anlatmak istiyor. O kadar bilinçli ki, bu iki kavram arasındaki bir fark olduğunu göstermek için Türk ve Kürt kavramlarını kullanıyor. Yöneltilen eleştiriler üzerine kendisi, sözlerinin arkasında durduğunu, çünkü bu ifadenin parti programında bulunduğunu söyleyeyerek savunuyor. Anlaşılan o ki Birgül Hoca da, esasen bu ayrımın bilimsel anlamına vurgu yapmaktan çok "üzerimize fazla gelmeyin eğer üzerimize gelirseniz biz de ne kadar üstün olduğumuzu vurgulamak zorunda kalırız" demek istiyor.
Birgül Hoca’nın, "siz Kürt derseniz, biz de Türk deriz. Üstelik Türkler daha üstündür" şeklinde özetlenebilecek ve mikro milliyetçiliğe selam çakan "Türk ulusu ile Kürt milliyetini eşit gördüremezsiniz" sözleri, bir çok açıdan insanın kanını donduruyor.
Birincisi, acaba "Kürtler henüz millet olamamışlardır. Bunun için daha çok çaba sarfetmeleri gerekiyor. Ulus için dil birliği, toprak bütünlüğü, ruhi şekillenme birliği vs. gerekiyor. Kürtlerde henüz bu sağlanamamış; daha fazla uğraşmaları gerekiyor" mu demek istiyor?
Vah bize!
Eğer böyleyse vay halimize! Böyle bir yaklaşım, daha çok çatışma, daha çok şiddet, daha çok genç insan cenazesi ve Türkçe daha çok "şehitler ölmez", Kürtçe "şehid namırın" demektir. Tarihsel tecrübemiz, böyle bir ortamın Kürtlerin de, Türklerin de lehine sonuçlar üretmediğini gösteriyor.
İkincisi, acaba "Kürtler, Türklerin bir koludur ve dolayısıyla asla ayrı bir ulus olamazlar" mı demek istiyor? Eğer böyle diyorsa Türkeş'e rahmet okutacak bir yaklaşımı sergiliyor demektir. Bu kendisinin mensup olduğu etnisiteyi üstün görme hali, hem fazlasıyla mikro milliyetçi hem de 1930'larda miadını doldurmuş politik akıma duyulan özlemi gösteriyor. Başlı başına üzüntü veriyor.
Bu mudur Hocam?
Üçüncüsü, "Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" cümlesindeki hegemonik dilin diğerlerini aşağıladığını farkında mı? Niçin, Kürt, Laz, Çerkez, Türkmen ve de Türk, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olunca otomatik olarak Türk oluyor? Niçin bir etnisitenin öz be öz adı olan bir isimlendirme, bu coğrafyada yaşayan herkesin ortak adı oluyor? Ve ister istemez, insanın aklına ünlü milliyetçi şair Mehmet Emin Yurdakul'un, "Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur" dizeleri geliyor. Bu mudur hocam yani?
Dördüncüsü acaba "Türk diye bir ulus yoktur, Türk, bu topraklarda yaşayan Kürtlerden, Lazlardan, Çerkezlerden, Türkmenlerden oluşan yapay bir adlandırmadır" mı demek istiyor?
Eğer böyleyse neresinden bakarsanız bakın, elinizde kalıyor. Bu yaklaşım, söz konusu Sünnilik olunca da, "hepimiz Müslümanız"a dönüşüyor. Kürtler anadilleriyle konuşmak istediklerinde "ne gerek var, işte Türkçe ne güzel anlaşıyoruz" diyen zihniyet; Alevilerin inançlarının gereği olarak Cemevi taleplerine de, "ne gereği var, hepimiz Müslümanız; Müslümanın ibadet yeri de camidir" diyerek reddediyor.
Bağımsız bir Türkiye için eşitlik ve özgürlük!
Kendisini ötekinden üstün görme; ötekinin sürekli olarak çizgiden çıktığını düşünme ve mutlaka onu kendi çizgisine çekmek için ne gerekiyorsa yapma hali, başlı başına ötekini aşağılayıcı bir haldir.
Solculuğun temel ilkelerinin başında eşitlik, özgürlük ve kardeşlik gelmektedir. Bağımsız ve demokratik bir Türkiye, öncelikle herkesin kendisini diğerinden üstün görmekten vazgeçmesine; sonrasında da amasız, fakatsız özgürlükçü bir ortamın yaratılmasına bağlıdır. Kim hangi dili konuşmak istiyorsa konuşmalı; kim ibadetini nerede yapmak istiyorsa yapmalıdır. Farklılıkları yok ederek, çağdaş bir ülke olunamaz. Farklılık, zenginliktir; bu zenginliği, 1930 model bir zihniyetle boğmak, bu toprakları çoraklaştırmaktır.