- Kategori
- Mizah
Uçak korkusu

Epey bir zaman önce, ilk defa bineceğim uçağa, küçükken binmişim ama hatırlamıyor tabi insan, kendimi bilmezden önce, sayılmaz o. Yolculuk bu sefer kendimi bilirken olacak, yurt dışı, uçağa binilecek, hiç sevmiyorum uçağı ayağım yerde olacak illaki, nedense?
Kendi kendime telkinler, herkesler biniyo ne var canım aaaa, sen de yani Ebru yapma ya bak küçücük çocuklar biniyo hiç korkmadan ne var yani atla deve mi?
Mantığım bir sürü oyun oynuyor, bulmuş fırsatını dalgasını geçiyor büyük bir keyifle, bi taraftan bunları söylerken bir taraftan da ya bu uçak bu kadar uzun süre nasıl kalır havada? diyor
2. 3. saat düşmese 5. saat düşer kesin bu, hem koskocaman, tonlarca ağırlığında 2 katlı devasa bişey, o motorlar nasıl havaya kaldırır bunu, Yok canım teknolojiye güveneceksin, yıllardır gidip geliyo bu metal kuşlar bişeycik olmaz, bir röportajında okumuştum ünlü bir artist “korktuğum için mutlu olma fırsatını kaçıramam” demiş, güzel laf, doğru da üstelik, korkuyorum diye yurt dışına çıkma fırsatını mı tepeyim şimdi, yok canım olmaz tabi yazık yani böyle fırsat tepilir mi?
Ben vazgeçtim gitmekten, niye??? E korkuyorum, nederler adama?, deli derler, derler vallahi, el mahkum gidecez, uzak yerler görme korkudan daha ağır basıyor, kendime deli denmesini de yediremem ayrıca, biniyoruz, kaçarı yok artık gidecez.
Bir arkadaşım erkek arkadaşıyla uçağa binmiş, uçak kalkmadan önce hostes anlatır ya düşme anında kemerinizi bağlayın, başınızı kucağınıza eğin, oksijen maskelerini böyle takacaksınız falan diye, hostescağız bunları anlatırken bizimkinin sevgilisi başlamış bağırmaya, “ya kadın senin ağzından bi hayırlı laf çıkmaz mı?” diyerek. Haklı canım, hatırlatmak zorundalar mı yani, devamlı başımıza kakıyorlar düşme gerçeğini, (cık cık.)
Devam edelim... Hostes anlatıyor yukarıda yazdıklarımı, ben müdahale etmiyorum tabi, hakimim kendime, hiç renk vermiyorum sanırsın bisiklete bineceğim, kemerler bağlandı, hazırız kalkışa, benim kalbim kuş misali atıyor zavallıcık, ellerim terden sırılsıklam, yine kendini telkinler başlıyor beynimde, bir şey yok, güzel bir yolculuk olacak, aşağı inince “ay ne iyi etmişim gelmişim” diyeceksin, yaşayacaklarını düşün, yapacağın alışverişleri düşün vs... vs...
Kalkıyoruz. O anı hiç anlatmasam, yani böööle dikiliyo ya havaya, üf şu dakikalar bitse bir an önce, ama şehirler arası gibi değil, uzun yolculuklar da dahada yükseğe çıktıkları için yükseliyor da yükseliyor o nedenle bu arkaya kaykılarak uçma anı uzuyor da uzuyor, Neyse bitti düzeldik, bide şöyle bir şey var, bu dikelme işi bitip uçak düzelince, pek çok insan kalkıyor ve tuvalete gidiyor, rahatlama anı, ben gitmiyorum, aman kalkarım, yerimi kaparlar falan...
cam kenarındayım bide üstelik, korka korka aşağı bakıyorum, pek güzel tabi manzara muhteşem, sonra bulutların içindeyiz hiçbir şey gözükmüyor artık, pilot amca biraz alçalsana??? Ne diyorum ben.....
Bir Avrupa ülkesine yaptığımız kısa geziden dönerken, pilot hava çok güzel olduğu için alçalmış ve Alp’leri yakından görmemizi sağlamıştı, devamlı da konuşmuştu, ama Almanca anlattığı için pek bir şey anlamadık tabi, fakat manzaranın muhteşemliği karşısında ağzımız öyle bir karış açık kalmış, sonradan farkedip utanmıştık.
Devam edelim...
Arka koltuğumda bizim gruptan üç fırlama oturuyor, biliyorlar benim korktuğumu başlıyor bi tanesi koltuğu sarsmaya, “düşüyoruz aman tanrım düşüyoruz” haspinallah, gülüyorum ama yüzüm allak bullak tabi onlar benden daha çok gülüyorlar, ben yapacağımı bilirim size, hele bi inelim...
Ya bu sallanıp duruyo, otobüs gibi çukurlara giriyo gibi, hava boşlukları, allahım bi insek artık.
Hostesleri gözlemleyip duruyorum, gözüm onlarda hani bi ters durumda onların davranışlarından anlarım, anlasam ne olacak, ben mi kurtaracağım uçağı düşmekten sanki, Amerikan filmlerindeki gibi, pilot kalp krizi geçirir, yardımcı pilota felç iner, ben geçerim pilot kabinine, kule tarif eder ben indiririm uçağı aşağı, kimsenin burnu kanamaz, kahraman da olurum şimdi ben, olmaz mı? filmlerde oluyo ama, bir tür rahatlama yöntemi sadece, kendini telkin yöntemlerinden biri daha İçkiyle aram yoktur pek, ama en ağırından istiyorum, rahatlıyayım bari biraz, kitabımı açıyorum, amma kitap almışım yanıma, hep ölümden bahsediyor, bu bir işaret mi yoksa???
Kapıyorum kitabı başkada yok yanımda, üff, başımı kaldırınca bir televizyon var ona bakıyorum, dünya haritası, bizim gideceğimiz yere olan mesafeyi, bizim nerde olduğumuzu gösteriyor, çok var daha çooook, buda bozdu moralimi.
Biraz uyumaya çalışıyorum, yok kapanmıyor gözler, birkaç saat geçti, biraz daha rahatladım sanki, ama daha çok var, yine başladım korkmaya,
Bitti, nihayet bitti, o haritayı gösteren televizyon bizi artık gideceğimiz yerin hemen üstünde gösteriyo ama biz hala inmedik, eeee???
İniyoruz, gerçekten iniyoruz, kulaklar uğulduyor, ama değer geldik ya, bunu bilmek yeter, uçağın tekerlekleri yere değince derin bir ohhhh çekiyorum, şükürler ediyorum, pilotu alkışlıyor herkes. Aaa ne komik, ama bende alkışlıyorum hem de var gücümle, seviyorum seni pilot amca, o an yanımda olsa mümkünü yok durmam öpücem, yok allahtan yanımızda, öpücük hayallerim yarım kalıyor, kalsın zaten.
İyi geldikte daha havalimanına geçmeden aklıma geliveriyor, bunun bir de dönüşü var ama,
Gezmek dolaşmak pek güzel de bir de dönüşte yine uçak gerçeği olmasa, gemiyle dönsek olmaz mı? olmaz diyorlar, çok uzun sürermiş, razıysam peki ben? Yok diyorlar olmaz.
Ben ciddiydim oysa ki.
Dönüş günü gelip çatıyor, sayılı gün çarçabuk geçiyor, kara gün geldi işte, dönüşü gece yapıcaz, tatilde çok güzeldi ama bitti, Biniyoruz yine uçan dev metale, bu sefer bi nebze rahatım, tatil içinde de saydım 7 kere uçağa bindiğimiz için artık birazdaha iyi hissediyorum, alıştım. Biniyoruz, içki yine var tabi, en ağırından, tatil süresince çok yorulduk, yorgunum bu sefer kesin uyurum, boş koltuklara insanlar yatıyor sereserpe, ohh valla ne rahat insanlar var, onlara bakıp ben de aynı ruh haline bürünmeye çalışıyorum.
En sonun da uyumayı başarıyorum, uyandığımda güneş parlıyor, ve diyorlarki çok büyük bir mucizeyi kaçırdın, nedir o diye gözlerimi açıyorum kocaman, diyorlar ki “gece ile gündüzün geçişini”, ama olmaz ki haksızlık buuuuuu.
Burda biter, bitmez bende anılar, böyle bi kaç maceram daha var, bi dahaki sefere artık....