- Kategori
- Anılar
Uçtu uçtu

İnmeden önce hepimize doldurmamız için üzerinde birtakım sorular olan kağıtlar dağıttılar aman, dedim içimden, ben şimdi şakıtırım İngilizce bilgimle dedim. Elbette bizim de bildiğimiz İngilizce kelimeler var onları bir araya getirerek harikalar yaratırım dedim.
Mr brown and saygıdeğer eşleri misis Brown, donkey, pencil, Windows, what??good morning vs vs kıskandırmayayım sizleri.
Yan koltuk da beş yıldır Türkiye'de yaşayan bir Japon kızı vardı, başıma geleceği bildiğim için hafif hafif çevre araştırması yapmış gözüme onu kestirmiştim. Onun yardımı ile doldurduk evrakları ama yinede hatalı doldurmuşuz, Japon kızımız yanlış dolduruyorsa ben ne yapayım değil mi?
Uçağın tekerlekleri toprağa değdi, uçaktan inen yolcularla birlikte raylı bir vagona bindik, içimden.. "bindik alamete gidiyoruz kıyamete" deyip üç kulhü bir elham okuyarak pasaport kontrole geldik. Herkes bir kuyruğa giriyor, ben de geçtim birine. Japonya'ya gezi amaçlı gelenler içindi bu kuyruk, camlı bir bölümdeki memura evraklarını uzatıyorsun, ama öncelikle oradaki çizgiyi sana sıra gelmeden geçemiyorsun, filmlerdeki gibi bir Japon güvenlik görevlisi duruyordu beyaz eldivenli, hazır olda. Her an birini ajan olarak yakalamaya hazır bir samuray görüntüsünde idi.
Evraklarımı kıza uzattım, baktı baktı baktı, aklına yatmayan bir şeyler vardı, yanındaki ile bir şeyler konuştu, (bir de yeşil pasaportla hiç sorun yaşamazsın demişlerdi, hani ?) beni aldılar bir büroya, herkes geldi geçti bana sorular soruyorlar, müthiş İngilizce ve vücut dilimle büyüledim hepsini, nihayet birisi akıl edip ablamın oradaki kayıtlarına baktı da, bana onay verdiler.
Ben geriye döneceğimi düşünürken, kuş kanadı taktım birden, valizlerimi buldum bir arabaya koydum, yine aynı filmi izler gibi oldum geçmem gereken bir basamak daha vardı. Bana soru soruyor görevli tabi ki İngilizce ben;
-hıı..?? ne diyeyim kem küm... hık mık...
-Sory ! abuk hatta subuk, sorular peş peşe geliyor ama, . ben de tıkyok.
Güvenlik sonunda benim bu şaşkın hatta zavallı, biçare halime dayanamadı, eliyle geççççç işareti yaptı....
İşte mucize... sanki sırat köprüsünden geçtim.
Açılll susammm açıllll !!! kapı açıldı ve karşımda ablam ve sevgili eniştem, hayatım boyunca kimseyi görünce bu kadar sevindiğimi hatırlamıyorum...
Ağlaştık sarıldık...ve ben...zümrüdü Anka Kaf dağının ardında, harikulade üç hafta geçirdim.